Üç kuşak, üç başı dik kadın

Pervin YERLİKAYA

Kürt özgürlük mücadelesinde hayatları pahasına yer alan, arkalarında ailelerini, çocuklarını bırakarak yüzlerini dağlara çeviren sayısız değerli isim var. Kimisi belki artık aramızda değil ancak gösterdikleri fedakarlıklarla çoğumuz için rol modeller. Belki kısa ama dolu dolu geçirdikleri hayatlarıyla… Stuttgart’ta Mayıs ayı şehitleri anmasında tanıştığım Elif Ana’yla yaptığımız kısa sohbet böylesi bir hikayeye kapı araladı. Kızı Nezihe ve damadı Mehmet’in gerillaya katıldığını, o dönem 4 yaşında olan torunu Melsa’yı kendisinin büyüttüğünü duyduğumda bu hikayeyi tüm ayrıntılarıyla dinlemek ve anlatmak istedim. Kızı Nezihe’nin torununa Önderlik sahasından gönderdiği bir mektup olduğunu öğrendiğimde ise Melsa’yla yollarımız kesişti, bir şehit kızı olmanın nasıl bir duygu olduğunu da ondan dinledim.

Yolları Adıyaman’da kesişti

Elif Alataş 1940 doğumlu, 1972 yılında Almanya’ya işçi olarak gelmiş. Almanya’ya geldiğinde 2 çocuğunu kendisiyle birlikte getiren, 3 çocuğunu annesinin yanına bırakan Elif Ana, bir yıl içinde bir iş bulup çalışmaya başlamış. Aslen Malatyalı olduklarını ailesinin daha sonra Adıyaman’a taşındığını anlatan Elif Ana, kızı Nezihe’nin 1980 yılında Adıyaman’da yaşayan akrabaları Mehmet Öner ile evlendiğini ve Almanya’ya geldiğini anlatıyor. “Daha sonra öğrendik ki Mehmet Almanya’ya geldiği zaman zaten örgütlüymüş. Bizler burada Apocuları duymuşuz ancak o zaman burada daha fazla Türk solu hakimdi” diyen Elif Ana, 1981 yılında torunu Melsa’nın doğduğunu anlatıyor.

İlk dernek kuruluşunda yer aldı

Elif Ana o dönemleri şöyle anlatıyor: “Mehmet buraya geldiğinde bir arayış içine girdi. Kürt kurumlarına nasıl gidebilirim, bizimkileri nasıl bulabilirim diye bir arayışa geçti. O zamanlar şimdiki gibi biz Kürtlere ait bir dernek yoktu. Daha yeni yeni birkaç kişi bir araya geliyordu. Mehmet, 1983’te Bad Cannstatt’ta ilk derneği kuranların içinde yer aldı. Daha sonra biz eşimle beraber bir ev aldık bir köyde ve oraya yerleştik. Nezihe ve Mehmet ise Stuttgart’taki çalışmalarda aktif olarak yer aldı. 1984 ya da 1985 gibi kızım ve damadım Köln’e taşındı, orada da faaliyet yürüttüler.”

Yönlerini dağa çevirdiler

Bir süre sonra kızı ve damadının önce Almanya’yı terk etmek zorunda kaldıklarını ardından ise yönlerini dağlara çevirdiklerini şöyle anlatıyor Elif Ana. “Kızıma; ‘Biz izne çıkamıyoruz, Melsa’yı özledik, yanımıza getirin’ dedim. O zaman kızım ve damadımın çalışmalardan dolayı Almanya’yı terk etmeleri gerekti. Tabii biz ilk başta bundan haberdar değildik, bekliyoruz ki gelip çocuklarını alsınlar. Daha sonra öğrendik ki Almanya’yı terk etmek zorunda kalmışlar. Sanırım Nezihe 1 yıl kadar Fransa’da faaliyet yürüttü. Mehmet ise 1988 ya da 1989 gibi ülkeye giriş yapmış. Arandıkları için bizimle çok fazla ilişkiye geçmek istemiyorlardı. Arada bir arayıp Melsa ile konuşurlardı. Bir süre sonra Mehmet telefonda bize ‘Artık Melsa sizde kalacak. Bakmaya mecbur değilsiniz tabii ki ancak sizin yanınızda kalsa daha avantajlı olur. Ama istemezseniz de herhangi bir kuruma verebilirsiniz. Kürdistan’da binlerce çocuk var bunları yaşayan, Melsa da bu çocuklardan birisidir.”

Torununu kendisi büyüttü

Torunu Melsa için, “Onu bırakabilir miyiz, imkanı yok” diyen Elif Ana’nın peşini uzun süre bürokratik sorunlar bırakmamış. “Melsa’nın kimliği bizde olmadığı için ne kreşe ne doktora götüremiyorduk” diyen Elif Ana, “Artık anne ve babası da gelmeyeceklerini söylemişlerdi. Mecburen anne-babası burada yok diyerek dava açtık. Almanya’daki resmi kurumları ikna ettik ve vekaletini aldık. Ancak Melsa’ya kimlik çıkartmak zorundaydık, Türk konsolosluğu bu kağıtları kabul etmedi. Bunun içinde uzun bir süre Türkiye’deki kurumlarla mücadele ettik. Belgeleri, ancak Melsa’nın okul zamanına yetiştirebildik. Şimdi hemşire ve evli üç çocuğu var.”

Art arda şehadet haberleri geldi

Önce damadının ardından da kızının şehit haberi geldiğini anlatan Elif Ana, “1990 yılında Mehmet’in şehadet haberini aldık. Malatya ile Adıyaman arasında şehit düştüğünü duyduk ama tam olarak yeri neresidir bilemiyorum. O zaman biz çok kaygılandık. Melsa’ya bu durumu nasıl anlatacağız? Küçücük bir çocuk, nasıl anlatabilirdik ki? Sessiz kalmayı tercih ettik, bir gün annesi gelip kızına anlatır dedik. Ama aradan çok zaman geçmeden öğrendik ki Mehmet’in şehadetinden sonraya ülkeye gitmiş. 1991 yılında da Nezihe’nin şehadet haberini aldık. Nurhaq dağlarında şehit düşmüş.”

Zor zamandı ama tören yaptım

Kızının Elbistan’a defnedildiğini, 1992 yılında Adıyaman’a gittiğini belirten Elif Ana, “Savcılığa gidip ‘biz cenazemizi almak istiyoruz’ dedik. Çok sorun çıkardılar ancak cenazemizi alıp Adıyaman’a getirdik. Öyle bir zamandı ki kimse cenazesine sahip çıkamıyordu. Hem siyasi olarak çok zordu hem de insanların bakış açısı çok farklıydı” diyerek, o koşullara rağmen kızının cenazesini alıp defnettiğini söylüyor. Damadı Mehmet’in cenazesi de eşi Nezihe’yle aynı yerde.

Melsa’ya söylemek zorunda kaldık

“Melsa, annesi ve babasının nerede olduğunu, ne yaptığını biliyor muydu?” diye sorduğumuz Elif Ana, “Babası telefon açtığında Melsa ile konuşmuş ‘Kızım biz belki çok geç geliriz, belki de hiçi gelemeyiz’ demiş. Nezihe biz hiç arayamadı. Ama Önderlik ile çektiği bir fotoğrafın arkasına kızı Melsa’ya bir mektup yazmıştı” diye belirtiyor.

İkisinin de şehadeti ardından durumu Melsa’ya söylemek zorunda kaldıklarını belirten Elif Ana, “Tabii ki Melsa çok etkilendi, daha çok küçük bir çocuktu” derken, kendisini o dönem en çok zorlayanın ise çevresinin gösterdiği yaklaşım olduğunu vurguluyor: “Beni en çok zorlayan şey çevrem oldu. Yanımda olacaklarına, ‘Sen kimin kemiklerini getirdin, nasıl cenazeyi sahiplendin’ gibi söylemlerle beni daha çok dışladılar.

Bir kızı daha gerillada

Elif Ana, kızı Gülten Alataş’ın (Esma) da 1984 yılında gerillaya katıldığını ve çıkan bir çatışmada 1991 yılında tutuklandığını anlatarak, “2004 yılında çıktıktan sonra tekrar ülkeye geri döndü” diyor. Esma hala gerillada mücadelesini sürdürüyor.

Elif Ana’nın İsmihan isimli kızı ise henüz 19 yaşındayken, 1992 yılında geçirdiği trafik kazasında yaşamını yitirmiş.

Mücadeleci ve direngen

Elif Ana da tıpkı çocukları gibi mücadele içerisinde bir isim. Kızı ve damadığının şehadeti ardından aktif olarak siyasette yer almaya başlayan Elif Ana, “Hem işte çalışıyor hem de parti çalışmalarında yer alıyordum. 1995’de kurulan Sürgünde Kürt Parlamentosu çalışmalarında bulundum. Biz 36 kişiye Türkiye’de dava açıldı. Bu arada pasaportumun süresi bitmişti, yenilemek istediğim zaman uzatmadılar. 1997 yılıydı, pasaportum da elimden alındığı için iltica etmek zorunda kaldım. Eşim de 1997 yılında Önderliği görmeye gitti, geldikten 1 ay sonra ise vefat etti” diyor. Elif Ana, 2005’te çıkan bir yasadan yararlanarak yeniden Türk pasaportu çıkardığını, ülkeye bir iki kez gidebilse de artık gidemediğini sözlerine ekliyor.


‘Keşke yanımda olsalardı’

Elif Ana, şehit kızının giderken kendisine emanet ettiği torununun yakınlarda oturduğunu, onda annesine ait bir mektup olduğunu söylediğinde hemen onunla iletişim kurmak istedim. Melsa ile görüşmek benim için çok önemliydi, bu aynı zamanda O’nun hikayesiydi.

Melsa önce sadece mektubu telefonla göndermeyi kabul etti. Daha sonra bana mektubu çıkardığında sanki her şeyi yeniden yaşadığını söyleyerek, yüz yüze görüşmeyi kabul etti. Evine gittiğimde beni çok sıcak karşıladı. Üç çocuğu olan Melsa onlarla çoğunlukla Kürtçe konuşuyordu. Çocuklarının isimleri ise; Siyabend, Neçirvan Zana ve Amara.

Şehit Meryem Çolak yazmış

Melsa ile sohbete başlamadan önce ondan annesinin gönderdiği fotoğrafı ve mektubu istiyorum. Melsa daha fazlasıyla geliyor. Aralarında 1992 yılında Jina Serbilind dergisinde şehit Meryem Çolak tarafından nenesi, dedesi ve kendisi ile yapılmış bir röportaj da var. Melsa arşivlerini o kadar düzenli ve itinalı saklamış ki, bunu kendisine söylediğim de “Evet, mektuptaki yazı bile solmamış, nasıl olmuş ben de anlamadım?” diyor.

Başı dik kadınlarımız

Jina Serbilind dergisinde yer alan röportajın başlığı “Başı dik kadınlarımız/Jinên me yên serbilind).” Röportajın ilk sayfasında Nezihe Öner’in Abdullah Öcalan ile fotoğrafı ve kişisel bilgileri yer alıyor. “Nezihe Öner (Rahime) 1960 yılında Adıyaman’da doğdu.

70’li yılların sonunda Almanya’da bulunan ailesinin yanına geldi. 1980 yılında Mehmet Öner (Arif)’le evlendi. 1984 yılında profesyonel devrimciliğe başladı. YJWK kuruluş çalışmalarında yer aldı. 1988 yılında Mahsum Korkmaz Akademisi’ne gitti. 14 Mayıs 1991’de Nurhaq Dağı’nın Kamışlıdere bölgesinde şehit düştü.” Röportajı tekrar incelemek için fotoğraflıyorum.

Melsa adının sırrı

Daha sonra Melsa ile sohbete başlıyoruz. Çok güçlü bir hafızası var, anne ve babası ile çok az vakit geçirmesine rağmen birçok şeyi hatırlıyor. İlk kez duyduğum isminin anlamını soruyorum öncelikle. Melsa; Marks, Engels, Lenin, Stalin, Apo’nun baş harfleriymiş.

Sohbet arasında anlatmaya başlıyor.

Bundan sonra söz artık Melsa’da…

Hem ağlıyor hem gülüyordum

“Babam’dan daha çok annemle vakit geçirdiğimi hatırlıyorum. Babamın uzun süre eve gelmediği oluyordu, o akşam gelecekti. Annem küveti doldurdu, beni yıkarken zil çaldı, ‘baban geldi, sen ayağa kalkma’ dedi. Küvetin yanında sabunların konulduğu çiviler vardı. Ben de inat edip ayağa kalktım, kaydım ve kolumu çivilere vurdum. Hala izleri duruyor. Her tarafım kan içindeydi ama ben hem ağlıyordum hem de gülüyordum. Çünkü babamı uzun zamandır görmemiştim.

Beni en çok etkileyen anılardan birisi de şu. Bir gün hep beraber eve gitmek üzereyken evinin etrafını polisin sardığını  görmüş ve eve girmemiştik. O akşam beni bir arkadaşıma teslim edip, anneannemin evine gönderdiler, kendileri ise başka bir yere.

Tek annesi yoktu

Çocukluğumda çok zorlandığımı hatırlamıyorum. Köln’de yaşıyorduk. O zaman şimdi gerillada olan teyzem de Köln’deydi. Annem faaliyetlerinden dolayı yoğun olduğu zaman beni teyzeme bırakıyordu, teyzem de yoğun olduğu zaman yurtsever ailelere bırakıyordu.

Yine bir gün yurtsever bir anne ile beraberken karşıdan karşıya geçiyormuşum. Kırmızı ışıkta geçmek isteyince bana ‘dikkat et, arabalar seni çiğner’ demiş. Ben de çocuk aklımla ‘niye sakız mıyım ki beni çiğnesinler’ demişim. Yıllar sonra o anne ile karşılaştığımda bana bunu hatırlatmıştı.”

Babasının şehadetini gazeteden okudu

Babasının şehadet haberini öğrendiğinde çok küçük olduğunu belirten Melsa, hafızasında olanları anlatmaya devam ediyor: “İlk birkaç sene annem ve babamın hep geleceğini düşündüm. Yıllar sonra dolapların içinde bir gazete parçası buldum. İlkokula gidiyordum o zaman. Anneannem ve dedem Türkçe okuyamadığımı sanıyorlardı. Durumu bildiğimi onlara söylemedim.

Annesinin törenine katıldı

Annemin şehit düştüğünü nasıl öğrendiğimi ise hatırlamıyorum. Anneannem bilmediğimi sanıyordu ama çoktan biliyordum. Birlikte okula gittiğim bir Alman arkadaşım vardı. Annelerimiz aynı hastanede doğum yapmış. Ona bir gün demişim ki, ‘Benim annem ve babam Kürdistan’da savaşmaya gitmiş, ancak şehit düşmüşler. Bunu kimseye söyleme, aramızda sır olarak kalsın’. Kız dayanamayıp annesine söylemiş. O da gidip anneanneme söylemiş ama yine de anneannem benimle konuşmadı. Tam emin değilim ancak belki de anneannemler oturma odasında konuşurken duymuşumdur.

1992’de Türkiye’ye gittik. Adıyaman’daki teyzemin evindeydik. Bir gün eve akrabalar, komşular bir sürü insan geldi. O zaman anneannem beni yanına çağırdı, kucağına oturtup ‘Annen şehit düşmüş, biz yarın onun cenaze törenine gideceğiz’ dedi.

Tek mezarlıkta iki şehit

Babam ise 22 Haziran 1990’da Pütürge’de şehit düşmüş. Hatırlamıyorum, ancak amcalarım sürekli babamın cenazesini arıyordu. Babam ARGK komutanı idi, o yüzden cenazeyi aileye vermiyorlar. Yıllar sonra amcalarım alıyor cenazesini. Ancak iki cenaze aynı yere gömülmüş, iki cenazenin kemikleri karıştığı için şu an babamın mezarında babamla beraber şehit düşen arkadaşı da var. Beraber defnediyorlar. Mezarlıkta iki isim yazılı. Cenazesini, annemin mezarının yanına gömüyorlar.

O zamanlar en büyük amcam Abuzer Öner, HADEP çalışmalarında yer alıyordu. Cenazeyi alıp getirdikten kısa bir süre sonra 1994 Nisan ayında kapısının önünde kimliği belirsiz kişiler tarafından vuruldu, şehit düştü.”

Yoklukları bir yara

Anne ve babası şehit düşen, amcası katledilen, teyzesi de gerillada olan biri olarak, tüm bunlardan etkilendiğini anlatan Melsa, kültür faaliyetlerinde yer almış, bir dönem folklor hocalığı da yapmış. Yaşı ilerledikçe sosyal ilişkiler kurmakta zorluk çektiğini anlatan Melsa, “Çok aşırı duygusalım ve çok çabuk bağlanıyorum. Çocukken benden gecelerde, toplantılarda konuşmamı istiyorlardı. Bu durumdan sadece gurur duymam gerektiğini düşünüyordum. Ama yeni yeni annem ve babamın şehit olmasının beni üzebileceğini, bunların aslında çok normal olmadığını anlayabiliyorum. Şu an keşke yanımda olsalardı diyorum” diyerek, anne ve babasının yokluğunun kendisi için bir yara olduğunu vurguluyor.

Amara: Ninem ve dedem Kürdistan’da şehit düştü

“Çocukların nene ve dedesini soruyorlar mı, onlara ne anlatıyorsun” diye soruyorum Melsa’ya. Çocuklarının her şeyin farkında olduğunu belirten Melsa şöyle devam ediyor: “Bana dede ve nenelerinin nerede olduklarını sordular. Ben de onlara Kürdistan’da savaşta şehit düştüklerini söyledim. Ama gerilla olduklarını bilmiyorlar. Ben çocuklarımın bu konu hakkında çok fazla düşünmediklerini sanıyordum. Ancak biz bu eve bir yıl önce taşındık ve küçük kızım Amara yeni yuva öğretmenlerine ‘Benim ninem ve dedem Kürdistan’da savaşırken şehit düştüler’ demiş. Şu an çok daha fazlasını anlatmıyorum. Ama sorduklarında ve öğrenmek istediklerinde her şeyi anlatacağım.

Sevgili Kızım Melsa;

Avrupa’dan ayrıldığım zaman senin göremediğim için beni affet. Ama gerçekten de olanak yoktu. Sana bu fotoğrafı çok uzaklardan Kürdistan’a yakın bir yerden gönderiyorum. Partimiz PKK’nin ve tüm halkımızın Önderi APO’nun fotoğrafı olduğu için sevineceğini biliyorum.

Sevgili Melsa; ayrılığımızın nedenini biliyorsun. Mazlum Kürdistan halkının kurtuluşu, ülkemizin bağımsızlığı ve özgürlüğü için, tüm Kürt çocuklarına ve sana özgür bir gelecek yaratmak için birbirimizden ayrıyız. Bu nedenle ayrılık fazla zor değil. Hani sen bir defasında evden ayrılırken bana “Kürdistan’da buluşmak üzere” demiştin, hatırlıyor musun? İşte ben Kürdistan’a gideceğim ve seni Kürdistan’da bekleyeceğim. Orada buluşup beraber mücadele edeceğiz düşmana karşı. Bunun içinde bir Kürt kızı olarak kalacaksın, Almanlaşmayacaksın. Kendi ülkeni unutmayacaksın. Senin annen-baban Apocudur, sen de öyle olmalısın! Öyle büyüyeceksin!

Dedeye ve anneanneye selam eder ellerinden öperiz. Şahin’e Şengül ve İsmihan’a selamlarımızı söyle.

Sana selam eder gözlerinden öperiz. Buradaki tüm arkadaşların selamları var.

                     

Annen

Yazarın diğer yazıları

    None Found