Üç yanı sömürgecilerle çevrilmiş, Rojava kapısını kendisi kapatmış

Hürriyet Gazetesi’ne „derin devlet” tarafından „atanan kayyım”, bildiğiniz gibi Fikret Bila’dır. Dün ansızın ortaya çıktı ve bir „başyazı” yazdı. Bu yazıdan okuyalım:

„ABD’nin işgaliyle Irak’ın fiilen parçalanması ve Kuzey Irak’ta neredeyse bağımsızlığa yakın bir devlet yapısının oluşturulması, benzeri bir sürecin Suriye’de yaşanıyor olması ve PKK’nın 30 yıldır dış destekli terörle yapmaya çalıştığı sonuç olarak aynı amaca yöneliktir. Türkiye, Irak, Suriye ve İran’ın parçalanması…”

Bu satırların yazarı hem yalan yazıyor, hem de „Suriye ve Irak’ın toprak bütünlüğü” ile ilgili Türk devletinin tutumunu „gizliyor.”

Önce bu „gizlemeyi”, Erdoğan’ın en büyük müttefiki ve hatta hükümette değilse de devlet içindeki baş ortağı şöyle ifşa ediyor:

„Kerkük oldubittiye getirilip peşmergenin hâkimiyetine girerse, dahası güney sınırlarımız boyunca Kürdistan kurulursa Türkiye felç olacaktır. Kerkük’ün güvenliği Ankara’nın güvenliği demektir. Tarih, coğrafya ve milli müktesebata göre Ankara ile Kerkük’ün kaderi bir ve aynıdır. Kerkük Lord planlarına kurban verilirse, Musul, Telafer, Tuzhurmatu; ezcümle Türkmeneli tasfiye ve telef olursa Anadolu’ya ateş yağacaktır.”

Bu laflar Devlet Bahçeli’ye ait. Bahçeli bu müthiş „alarm” ile ne demek istiyor? Onu da MHP Fatih İlçesi’nin Sultanahmet mitinginde açılan pankart bize anlatıyor. Şöyle yazılmış bez parçasına:

„Haydi gidek usul usul-Bizim olsun Kerkük Musul”.

Bu pankartın altında Erdoğan rejiminin „gizli imzası” var.

Hürriyet kayyımının gizlediği gerçek bu. „Suriye ve Irak’ın toprak bütünlüğü hassasiyeti” palavra. Bu „hassasiyetin” ne olduğu Hatay ilhakıyla bilinmekte. Kıbrıs’ın yarısına hükmedenlerin „devletlerin toprak bütünlüğünden” söz etmesi gülünç bile değil.

„Yalan” ne?

„Yalan”, PKK ile Barzani’nin „yapmak istediğinin aynı olduğu” iddiası. Bu iddia Türkiye’de ve tüm bölgede Kürt sorununun çözümünü önleyen en berbat iddiadır.

Basitçe anlatalım: Barzani bir „ulus devlet” kurmaktan söz ediyor. Ben her halkın böyle bir hakkı olduğunu düşünenlerdenim. Ancak, Kürt sorununda „ulus devlet”, artık çok geri bir hedeftir. Öcalan, „Konfederal Ortadoğu Ortak Evi” hedefini koyduğundan ve gelişmeler de bu hedefi doğruladından beri ulus devlet anakronik bir nitelik kazanmıştır.

Eğer Güney Kürdistan’da ulusal birlik gerçekleşmiş olsaydı ve Kuzey’in siyasi hareketi de onun içinde yer alsaydı, şimdi yaşanan kriz belli ki yaşanmayacaktı. Ulusal birliğini kuran ve güçlü bir birleşik ordu komutasına sahip Kürtler Irak’ta Şii Araplarla, Sünni Araplarla, Şii ve Sünni Türkmenlerle Êzîdî ve Asurilerle“demokratik ulus” temelinde ilişkiler kuracak ve Irak’ın toprak bütünlüğünü ve sınırlarının dokunulmazlığını, Türkiye, İran ve öteki devletlere karşı hep birlikte savunacaklardı.

Aynı zamanda bu çizgi, Türkiye’ye, İran’a ve Suriye’ye „konfederal” temelde, sınırların korunduğu, ancak silikleştiği birlik önerisinde bulunacaktı. Böylece Ortadoğu’da Avrupa Birliği’nin kuruluş sürecine benzer bir süreç başlayabilecekti.

Bu perspektif, şu anda İran ve Türkiye’nin çok ağır tehdidi altına alınan Barzani liderliğindeki Güney Kürdistan’ın da geleceğini garanti altına alacaktı.

O halde soralım: Ne oluyor?

Şii Irak yönetimi ve İran, Güney Kürdistan üzerinde hegemonya kurmak, Kerkük-Musul petrolünde söz sahibi olmak istiyor.

Türkiye aynı şekilde „Haydi gidek usul usul-Bizim olsun Kerkük Musul“ diyerek Güney Kürdistan ile ilgili „emellerini” haykırıyor.

Barzani bu „sıkışma” karşısında İsrail’in açık, ABD’nin örtük desteğine güvenerek „referandum” yolunu seçiyor.

İyi de, neden Kürt ulusal birliğinin yolunu seçmiyor?

Yarın bir „Irak iç savaşında” Güney kendisini nasıl koruyacak?

Diyelim ki, Referandum öncesine çekilen MGK’dan bir „müdahale” kararı çıkarsa, Kuzey’den TSK, Güneyden Haşdi Şaabi, Doğu’dan „devrim muhafızları” Barzani rejimini vurmaya kalkarsa, Batıda hala kapalı tutulan Güney Kürdistan/Rojava kapısı biricik nefes borusu olmayacak mı? Neden açmıyor?

Konfederalizm bayrağı altında Kürt ulusal birliğini kurmak, atılacak her adımı bütün parçaların Kürdistani hareketleri ve bu hareketlerin müttefikleriyle birlikte atmak, bugünkü krizden biricik çıkış yoludur.

Yazarın diğer yazıları