Üçüncü Dünya savaşı ve kültürel soykırım

HALİT ERMİŞ

Üçüncü Dünya savaşı olarak nitelendirilen, aslında gerçek anlamda kapitalist modernist güçlerin bölgeye müdahalesi şeklinde gelişen savaş devam ediyor. Küresel kapitalizm yaşadığı yapısal krizini Ortadoğu’ya müdahalesiyle aşma çabası veriyor. Bu kapsamda bakıldığında yapılan müdahaleyi sadece askeri bir savaş olarak değerlendirmek oldukça sığ ve yetersiz kalacaktır.

Ortadoğu binlerce yıllık kültürel birikimiyle sadece kendi coğrafyası için değil, tüm insanlık için bir kaynak durumundadır. Felsefenin, dinlerin, ahlakın kaynağı olan Ortadoğu, binlerce yıldır iktidar güçlerinin hedefi konumundadır. Parçalara ayrılan, moral değerlerini, ahlakını ve toplumsallığını yitirmiş bir Ortadoğu kapitalist modernist güçler için kolayca yönetilebilen, sistemin hizmetine koşulan bir yapı arz edecektir. Sadece Üçüncü Dünya savaşının değil, yüz yıllardır iktidarcı kapitalist modernist güçlerin asıl amacı tam olarak da Ortadoğu’nun bu yapısallığını parçalamak, dağıtmak ve kolay yönetilebilir duruma getirmektir.

Özellikle ulus devlet sisteminin Ortadoğu merkezli olarak hakim kılınma mücadelesi, Ortadoğu tarihsel toplumsal gerçekliğini tüm kültürel değerleriyle tasfiye amaçlıdır. Son iki yüzyıldır başlatılan ama asıl olarak da son yüz yıldır amansız ve acımasız bir şekilde coğrafik olarak parçalanan, toplumsallığı ve kültürel değerleri dejenere edilerek yozlaştırılmaya çalışılan bir gerçeklik mevcuttur.

O açıdan bugün Suriye, Irak başta olmak üzere bölge üzerinden yürütülen savaşı yine güncel politik düzlemde gelişen çelişki ve çatışmaları değerlendirirken tarihsel arka planında kapitalist modernitenin gerçek amaçlarını kesinlikle doğru değerlendirmek gerekir.

Bugünkü savaşın Ortadoğu’ya getirdiği sadece fiziki soykırım değil kültürel soykırım da üst boyuttadır. Geride bırakılan toplumsallığı dağıtılmış bir Ortadoğu’dur. Bir yandan ulus devlet tekçiliği bir yandan dinsel, mezhepsel çatışmalar toplumu içten çürüten, farklılıkları düşmanlaştırıp çatıştıran sonuç yaratmaktadır. O açıdan bugün yürüyen ve her geçen gün körüklenen savaşı sadece basit maddi çıkar çatışmaları olarak değerlendirmek de doğru bir sonuca ulaştırmayacaktır.

Üçüncü Dünya savaşı kendisine yabancılaştırılan, tarihi köklerinden, toplumsallığından koparılmış bir Ortadoğu yaratma peşindedir. Yüz binlerce insanın yerinden yurdundan göç ettirilmesi, katledilmesi, küresel sermayenin ticaret malzemesine dönüştürülmesinin gerçek amacı da, gerçeğinden koparılmış, umudu ve inancı kırılmış yeni bir toplumsal “gerçeklik” yaratıp modern köleliği kabul edilir duruma getirmektedir.

Dikkat edilirse savaşın tüm yönleriyle derinleştirildiği bir dönemde önder Abdullah Öcalan ile tüm iletişim yolları kapatılmıştır. Öcalan’ın bu tecridi kuşku yok ki geliştirdiği demokratik modernite paradigmasıyla bağlantılıdır. Öcalan yıllar öncesinden kapitalist modernitenin yapısal krizini ve bölgeye olası müdahalelerini görerek deşifre etmiştir. Diğer bir deyimle kapitalist güçlerin ipliğini pazara çıkarmıştır. Geliştirdiği demokratik modernite paradigması ve demokratik ulus sistemiyle de, sadece tespit yapan değil, müdahale eden durumunda olmuştur. Hal böyle olunca da büyük bir tecritle karşı karşıya kalmıştır.

Ancak her türlü saldırıya ve tecride rağmen Rojava ve Kuzey Suriye özgülünde gelişen demokratik ulus sistemi kapitalist modernitenin Ortadoğu’nun toplumsallığını dağıtması önünde en büyük direnç gücüdür. Bu sebeple küresel düzeyde çatışan güçler olan Rusya ve ABD tüm çıkar çelişkileri ve çatışmalarına rağmen bir araya gelebilmekteyken, ancak kendi amaçları için stratejik düzeyde bir tehlike olarak görülen demokratik modernite güçleriyle bir araya gelmemeye ısrar etmekteler.

Çünkü demokratik modernite paradigması ve kapitalist modernite paradigması stratejik ve taktik olarak birbirine tam olarak karşıt olmakta. Kapitalist modernite ve güçleri Ortadoğu toplumsallığını daha iyi sömürmek için bitirmeyi temel hedef olarak belirlerken demokratik modernite paradigması ve güçleri parçalanmış olan Ortadoğu toplumsallığını canlandırmayı hedeflemekte ve bununla beraber özgürlükçü, eşitlikçi, kendine yeter bir özyönetimi temel hedef olarak belirlemekte. Ortadoğu’daki savaşı esas olarak iki zıt paradigmanın; demokratik modernite ve kapitalist modernitenin savaşı, mücadelesi olarak nitelendirmek yaşanan gerçekliğe daha uygun düşecektir.

Özcesi bugün Ortadoğu’da yürütülen Üçüncü Dünya savaşında günlük gelişmeler ve çatışmaları analiz ederken kesinlikle işin özünü kaybetmemek gerekir. Eğer böyle olursa doğru sonuçlar çıkarmak mümkün olmayacağı gibi, insanlığın felaketi olacak binlerce yıllık toplumsallığın ve kültürel değerlerinin tasfiyesinin önüne geçmek de mümkün olmayacaktır. Asıl tehlike de bu tehlikeyi boşa düşürmenin de yolu buradan geçmektedir.

Yazarın diğer yazıları