Üçüncü Yol: Hemen şimdi

Cihan DENİZ

İlk önce 31 Mart seçimleri, sonrasında yenilenen İstanbul seçimleri, Türkiye siyasi yapısı üzerinde bir yerel seçimin yapabileceğinin çok ötesinde sonuçlar doğurmuştur. Bu iki seçimde ortaya çıkan sonuçlar ile Türkiye siyasi yapısı çok radikal bir dönüşüm süreci içine girmiş bulunmaktadır.

Özellikle İstanbul seçimlerinin aslında ortada hiçbir haklı gerekçe olmamasına rağmen iptal edilerek iktidar bloğunun kaybedeceği kesin olan bir seçime sokulmasının, AKP’nin aldığı bir karardan çok, onun iktidara olan mecburiyetini bilenlerin hazırladığı bir tuzak olarak okunması gerçeğe çok daha yakın bir okuma olacaktır. Yani bir kez daha aldatıldılar. Muhtemelen de bu son aldanışları olacak.

Gerçi sürekli yamanan AKP elbisesi artık dikiş tutmaz bir hale gelmişti. Bu yüzden de seçim yenilenmeseydi bile derin bir ekonomik krizin ortasında büyük şehirlerin rantından mahrum kalan ve çevresindekileri bir arada tutmak için bu ranta muhtaç olan AKP’nin çözülüşü kaçınılmazdı. İstanbul seçimlerinin yenilenmesi sadece bu süreci hızlandırmıştır.

Daha da önemlisi, seçimlerin yenilenmesi, AKP sonrası dönemin önemli siyasal aktörlerinden bir olarak öne çıkartılacağı görülen Ekrem İmamoğlu adına bir halkla ilişkiler kampanyası olarak değerlendirilmiştir.

Buna bağlı olarak, tarihsel mirası, siyasal kodları ve en önemlisi de dayandığı toplum kesimlerinin sosyolojisi nedeniyle Türkiye halklarının geniş kesimlerinde mevcut iktidara dönük hoşnutsuzluğa cevap olması imkansız olan CHP, AKP sonrası sürece göre yeniden şekillendirilmeye başlanmıştır.

Aynı şekilde AKP’nin kaybedeceği kesin olan bir seçime itilmesi, AKP içi dengeler açısından da önemli sonuçlar doğurmuştur. AKP’nin İstanbul’da yaşadığı derin hezimet, bir zamanlama sorunu olan AKP’nin parçalanmasını da öne çekmiştir.

Bu şekilde aslında 12 Eylül askeri darbesinin çok isteyip de beceremediği iki partili sisteme geçiş öngörülmektedir. Mevcut yapının yerini sağda ve solda her türlü “dışlayıcı” ve “kutuplaştırıcı” söylemden kendini arındırmış özünde birbirinden çok da farkı olmayan CHP ile AKP’den kopanların bulunduğu bir siyasi yapının alması amaçlanmaktadır. Ama daha da önemlisi, bu yolla bugün HDP’de somutlaşan demokratik siyasetin bir türlü TÜRK olma özelliğinden vaz geçemeyen siyasal sistemden dışlanması, amaçlanmaktadır. Bunu tam olarak başaramasalar bile, AKP sonrası siyasal yapının yolunu döşeyenlerin Kürtler başta olmak üzere ezilenlere kurucu bir özne olarak yeni sistemde bir rol biçmediğini söylemek için kahin olmaya gerek yok.

Bundan dolayı da, yerel seçimlerde ortaya çıkan bu sonuçların özünde birbirinden çok da büyük farklı olmayan iki iktidar bloğu kadar gerçek özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren bizler için de çok önemli sonuçları vardır.

Mevcut iktidarın hegemonyasını zayıflatma açısından gerek Ekrem İmamoğlu’nun gerekse de AKP içindeki çıkışların büyük önemi vardır. Ama bunlara bunun ötesinde bir önem atfedip, yeni siyasal yapının kurulmasına aktif olarak katılmak yerine izleyici pozisyonunda kalmak yapacağımız en büyük hata olacaktır.

Durma, bekleyip görmeye lüksümüzün olmadığı bir süreçten geçiyoruz. Kürt aklının yerel seçimlerdeki stratejik hamlesi iktidara büyük kaybettirdi. Bu anlamıyla halklar için büyük bir kazanım anlamına gelmektedir. Fakat şimdi bunun bir adım ötesine geçme zamanıdır. AKP’ye büyük kaybettirmeden sonra atılacak adım halklara büyük kazandırmaktır.

Demokratik siyaset, gerek ideolojik olarak, gerek aktif taban gücü olarak ama en önemlisi de sahip olduğu ahlak gücü olarak, tüm kimliklerin, ezilen tüm sınıfların, tüm cinslerin kurtuluşu adına Türkiye siyasi yaşamında kurucu özne olmayı başarabilecek potansiyele sahiptir. Önemli olan bu potansiyeli gerçekliğe dönüştürecek yolları bulmaktır. Bunun yolu ise halklar için gerçek demokrasi, barış, adalet seçeneği olan üçüncü yolun en güçlü bir şekilde örgütlenmesidir.

Yazarın diğer yazıları