‘Üçüncü Yol’ habbedir Apocu program kubbe

Geçenlerde Yeni Özgür Politika’da bir yazı yazmış ve “konuya yarın devam edelim” demiştim. Araya Çarşamba günü yayınlanan yazım girdi. Şimdi kaldığımız yerden devam edelim.

Bu yazıda şöyle demiştim: “Daha şimdiden “erken seçim” sesleri yükselmeye başladı. HDP “demokratik bir anayasa” ihtiyacını şimdi çok daha etkili bir şekilde seslendirecek. Bir süre sonra birleştirecek.”

Mürekkep kurumadan Kılıçdaroğlu TBMM Grup Toplantısı’nda, köklü bir anayasa değişikliğini gerektirecek olan “başkanlıktan parlamenter rejime geçiş” için “referanduma hazırız” dedi.

Ekonomist anlayış, genellikle “politik hedeflerle”, emekçilerin taleplerini karşı karşıya koyar. Sanırım yine böyle sesler duyulur oldu. Oysa “emekçilerin ve aslında en geniş kitlelerin günlük sosyo-ekonomik taleplerini” politik hedefe bağlamamak, yalnızca günlük iktisadi mücadele kılıcını, taştan taşa vurarak köreltme sonucu doğurur. Politik hedef lokomotiftir, o olmadan “ücretler artsın”, “işten atılmalara son” vagonları kör hatta çakılı kalır.

O nedenle şimdi, çoğunluğu kaybeden “diktatörü” “doğrudan eylemle” devirmek mümkün olmadığı için, onu devirecek politik çoğunluğu “demokratik anayasa, tek adam rejimine son, referandum, Kurucu Meclis”, bu amaçla “demokratik müzakere” gibi politik hedefler etrafındaki mücadeleyle gerçekleştirmek gerekir.

Bu bir.

İkincisi, “Üçüncü Yol” kavramını, somutlaştırmadan, sürekli tekrarlamak, kitleleri kendi başına Üçüncü Yol’a çekemez. Her karşılaşılan sorunun çözümünde “Üçüncü Yol”u somut olarak göstermeden tek bir adım bile atılamaz.

Şu anda karşımızda iki önemli dış politik sorun var: Birincisi S-400 sorunu, ikincisi ise Doğu Akdeniz’de patlayan kriz.

Bu iki sorunda üçüncü bir yol var mı? Var.

Her iki sorun kritiktir. Kritik olmasının bir nedeni, şimdi patlayan politik krizin, bu iki sorun etrafında oluşturulacak “Türkiye ittifakı” ya da “milli mutabakat” ile aşma yeltenişinin rejimi pekiştirecek olma ihtimali. Erdoğan rejimine karşı olduklarını söyleyen CHP ve İyi Parti, bu iki temel sorunda şu ana kadar Saray’a en küçük bir itirazda bile bulunmadı. Akar’ın HDP dışındaki partilere yaptığı ziyaret “birinci yol” ile “ikinci yolu” birleştirme yeltenişidir.

Üçüncü Yol bu konuda nasıl somutlanır?

“Ne S-400, Ne Patriot”. Ülke güvenliğinin füzelerle değil, barışçı dış politika ile ve Kürt sorununda çözüm ile gerçekleşeceği bu sloganla kolayca anlatılır. “Ne NATO’ya teslimiyet, ne Rusya’ya teslimiyet, bütün komşularla ve Rojava’yla barış. NATO ülkeleriyle ve Rusya’yla eşit haklı ilişki.”

Doğu Akdeniz krizinden çıkış için de üçüncü yol var: Ne azınlıkta olan Türklerin federatif hakkından vazgeçmek gerekir, ne de Türkiye’nin Kıbrıs’taki işgal ve ilhak politikasına destek vermek gerekir.” “Bağımsız Federal Kıbrıs” kurulduğu gün Akdeniz’deki doğal gaz zenginliklerinden tüm Kıbrıs hakları yararlanır. “Ne küresel ve bölgesel güçlerin Akdeniz’de hegemonyası ve ne de Türk devletinin bu hegemonyadan pay alma hırsı, Akdeniz Akdeniz halklarınındır.

Ve gelelim en önemli krize: ABD ile İran arasında savaş ihtimalinin büyüdüğü şu günlerde bu konuda da Üçüncü Yol biricik çözümdür. Rusya, İran ve Çin’in de, ABD, ve Suudi Arabistan’ın da Ortadoğu’da hegemonya savaşına karşı çözüm “dört parça Kürdistan’ın, sınırlar değişmeden, her parçanın bulunduğu devletlerde demokratik cumhuriyetin gerçekleşmesi temelinde entegrasyonu ve bu devletlerin konfederal birlik perspektifidir.” Şu anda Türkiye bu iki hegemonyacı merkezden hangisine rampa edeceğini bilemiyor. Üçüncü Yol, Türkiye’nin içine itildiği krizden çıkış yolunu gösteriyor.

Üçüncü Yol dediğimizde bunu yalnızca “Kemalist” kutupla, “dinci” kutup arasında bir Üçüncü Yol olarak anlamak yeterli olamaz. Yukarıda örneklerini verdiğimiz sorunların “üçüncü yoldan çözümü”nü formüle ederek, hem Kemalist kutba, hem de dinci kutba destek veren halk kitlelerini Üçüncü Yol’a çekmek mümkün olur. Her sorunda üçüncü çıkış yolunu göstermek için hem Kemalist topluluklarla hem de dindar topluluklarla diyalog Üçüncü Yol’un inşasında önemli bir yöntemdir. Yani “kahrolsun iki yol, yaşasın Üçüncü Yol” gibi bir basitleştirme yalnızca Kürt Özgürlük Hareketini ve onun müttefiklerini izole etmeye yarar.

Üçüncü Yol, sadece iki sözcüktür. Yani “habbedir”. Ancak içinde “kubbeyi” saklar. Bu “kubbe” bütünsel ve evrensel Apocu programdır. Devasa bir program bu iki kelimenin içindedir.

İşte şimdi HDP’nin “anayasa” ve CHP’nin “referandum” taleplerini birleştirmek ve rejimi adım adım bu taleplere boyun eğdirmeye çalışmak zamanıdır. Hiç kuşkusuz bu iki talebin bugün için birer “propaganda” talebi olduğunu unutmamak, gelecekte bu iki talebin kitleleri eyleme çeken talepler haline getirilmesi için halkın karşı karşıya olduğu her soruna “üçüncü” bir yanıt bularak kitle içinde çalışmak, yoksulların arasında örgütlenmek görevdir.

“Yaşasın Üçüncü Yol” demekle olmaz. Üçüncü Yol’u yaşatmak esastır.

Elbette bana göre.

Yazdığım her yazının kişisel görüş olduğunu, bugünün karışık ortamında dile getiriyor olmamı, sanırım okur anlayışla karşılayacaktır.

Yazarın diğer yazıları