‘Üçüncü yol halkların kurtuluşudur’

Türkiye’de mevcut güçlerin bir iktidar mücadelesi içinde olduğunu, değişim istemediğini belirten KCK’den Mustafa Karasu, üçüncü yolun halklar için çözüm istediğini dile getirdi.

KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “üçüncü yol” mesajını değerlendirdi. Üçüncü yolun bölgedeki klasik iktidar blokları ve emperyalist güçlerin dışında halk güçlerinin perspektifi olduğunu ifade eden Karasu, bu eğilimin iktidar kavgasından uzakta sorunlara çözüm bulan bir anlayışa sahip olduğunu ifade etti.

Medya Haber TV’de yayınlanan Ülkeden programına konuk olan Karasu, Haziran seçimleri öncesinde Öcalan’ın altını çizdiği “üçüncü yol” kavramını açıkladı. “Üçüncü yol”un politik bir öneri olduğunun altını çizen Karasu, Türkiye’de CHP ve AKP arasında bir iktidar mücadelesi olduğunu, bu güçlerin bir değişimi gerçekleştirme iddiası olmadığını belirtti. Mevcut çekişmenin Türkiye’de köklü bir değişime yol açacak bir tarafı olmadığını söyleyen Karasu, “Sistem içerisinde iki güç çatışıyor ama bu zihniyet temelinde iktidar olmak istiyorlar. Bu anlayışı değiştirme değil yani. Bu Türkiye’de sorunlar yaratan, Türkiye’yi çıkmaza sokan; ekonomik, sosyal, kültürel olarak çıkmaza sokan bu şoven, milliyetçi, tekçi, demokratik olmayan politikaya bir karşı çıkış yok. Onu köklü değiştirme yok. Mevcut sistem içerisinde kim iktidar olacak kavgası. Kim sorunları çözecek kavgası değil” dedi.

Üçüncü yol Türkiye’nin sorunlarına çözüm arıyor

Karasu devamla şunları söyledi: “Üçüncü yol ise bu iki kutbun, siyasi anlayışın sorunları çözememesi karşısında sorunlara çözüm bulan, gerçek çözüm bulan, demagoji yapmayan, sadece iktidar kavgası yapmayan, kayıkçı kavgası yapmayan, laf dalaşı yapmayan, Türkiye’nin sorunlarına çözüm arayan bir üçüncü yol. Bu yolda kimler var; Kürtler, emekçiler, kadınlar, işçiler var. Farklı etnik ve dinsel topluluklar var. Yani Türkiye’deki sistemin demokratikleşmesini isteyen bütün kesimler var. Aslın bu üçüncü yolun toplumsal tabanı kısa vade en az yüzde otuz, otuz beş orta vadede ise yüzde altmış yüzde yetmiştir.

Demokratikleşme için üçüncü yol gerekli

Bu yönüyle üçüncü yol CHP’yi de AKP’yi de aşan, Türkiye’nin sorunlarına çözüm bulan bir politik yol oluyor. İster CHP içinde, ister AKP içinde olsun, onların tabanında da tabi demokrasi isteyenler var. Yani bu güçleri de demokratik bir çizgiye çekmek için, demokratikleşmeye zorlamak için de üçüncü yol gereklidir.

Böyle bir üçüncü yol olmadan Türkiye’de demokratikleşme olmaz. Bu üçüncü yol ne kadar güçlü olursa demokratikleşme olur, güçlü olmazsa demokratikleşme gelişmez. Bu bakımdan Türkiye’nin geleceği bu klasik iktidar bloklarının dışında devrimci demokratik güçlerin örgütlenmesi, üçüncü yol olarak kendileri aktif olarak harekete geçirmesi gerekiyor.

Kendilerini aktif olarak harekete geçirirlerse ya bu güçlerde değişim yaratırlar, bu güçleri de razı ederler. Onları da demokratikleşme çabası içine koyarlar. Ya da onları aşarak Türkiye’yi demokratikleştirirler. Üçüncü yolun böyle bir görevi var. Üçüncü yolun görevi toplumu değiştirmektir, Türkiye’yi dönüştürmektir. İktidar olmak değil. Üçüncü yolcular sadece iktidar olmayacaklar. Evet, yönetim adayı olacaklar, yönetmek isteyecekler, ama bu yönetmeyi mevcut sistem içerisinde yönetme olarak kabul etmeyecekler. Biz bu sistemi değiştirmek için yola çıkıyoruz diyenler üçüncü yolculardır, bu sistemi yamalayanlar değil.

Demokratik birikim parçalı

Buna ANAP da yama vurmuş. AKP de yama vurmuş. CHP de yama vurmuş. Herkes yama vurmuş ya da yama vurulmasına destek olmuş. Ama değişmemiş. Herkes şikayetçi. Bu bakımdan şu anda Türkiye’deki sistemi oluşturan 12 Eylül anayasasının köklü değişmesi gerekiyor.

Bir demokratik devrim gerekiyor Türkiye’ye. Aslında Türkiye’de demokrasi mücadelesi var. Çok eskiye dayanıyor. On yıllara dayanıyor. Bir demokratik birikimi var. Bu demokratik birikimi demokrasi güçlerinin birleşerek demokratik devrime dönüştürmesi gerekiyor.

Demokratik birikim var ama bu demokratik birikim parça parça. Güçlü bir ittifak haline getirilip demokratik bir devrime dönüştürülemiyor. Tam bir demokratik devrim haline getirilemiyor. Aslında Kürdistan’da bu yapıldı. Kürdistan’da toplumda demokratik devrim yapıldı. Demokratik zihniyet var. Kürdistan’da bunun önündeki engel soykırımcı sömürgeciliktir. Engel olmasa bir haftada dünyanın en demokratik gücü ortaya çıkacaktır. Engel olan Türk Devleti’dir. Bu bakımdan da Türkiye’nin demokratikleşmesi önemli. Bu yönüyle üçüncü yolun geleceği var.

Üçüncü yol Türkiye’yi sarstı

İşte İstanbul seçimlerinde görüldü. İstanbul seçimlerinde üçüncü yolun geleceği görüldü. Türkiye’yi sarstı, etkiledi. Bu bakımdan üçüncü yolun zayıflamaması lazım. Üçüncü yol zayıfladığı zaman Türkiye’de demokrasinin kırıntısı kalmaz. Nitekim faşist diktatörlük kurulmuştu. HDP tutum aldı ve HDP’nin çerçevesinde üçüncü yol bugünkü gelişmeleri ortaya çıkardı. İstanbul seçimlerinin sonuçlarını yaratan üçüncü yoldur. Üçüncü yolcuların, devrimcilerin, demokratların, sosyalistlerin tutumu olmasaydı, mücadelesi olmasaydı AKP şimdiye kadar CHP’yi de süpürür atardı.

Bu yönüyle üçüncü yol her yerde, Türkiye’de Türkiye’nin kurtuluşudur, Suriye’de Suriye’nin kurtuluşudur. Her yerde halkların kurtuluşu odur. Her ülkede çeşitli güçlerin mücadelesi vardır, bunlar da en başta iki temel mücadeledir. Hep iki temel güç çıkar, esas güçlerdir. Almanya’da böyledir, İngiltere’de böyledir, her yerde böyle iki egemen gücün mücadelesi sürer. Egemenler arası mücadele olur.

Egemenler tek blok olmaz. Her zaman egemenler arasında mücadele olur. Bu egemenlerin iki kutup mücadelesi karşısında tabi ki halkların devreye girip o güçlerin demokratikleşmesini sağlaması gerekiyor.”

ANHA


Xerîb’in katledilmesinde işbirlikçilerin parmağı var

KCK Genel Başkanlık üyesi Diyar Xerîb’in katledilmesini de değerlendiren Karasu, bu olayda ajan ve işbirlikçilerin parmağı olduğunu belirterek tüm Kürtleri bu konuda duyarlı olmaya çağırdı.

Türk ordusunun Güney Kürdistan’ın başka bölgelerinde de ajanlar eliyle saldırılar gerçekleştirdiğini kaydeden Karasu “Bu tabi bizim için acı vericidir. Bu konuda uyarıyoruz. Bütün Kürt halkını da bu konuda dikkatli olmaya çağırıyoruz. Bulundukları yer ve çevresinde bu tür ajanlık yapanlar varsa deşifre etmeliler. Bu kirli bir iştir. Bu tür ajanlığı yapanlar Kürt düşmanıdırlar. Kürt düşmanlığı yaptıklarını bilmelidirler. Bu bakımdan halkımız da bu insanlık düşmanlığına karşı duyarlı olmalı” dedi.

KDP-YNK’nin sessizliği cesaret veriyor

KDP ve YNK’nin Türk ordusunun saldırıları konusundaki sessizliğinin bölgedeki ajan faaliyetlerine cesaret verdiğini ifade eden Karasu, “bu tür ajanlar niye oluyor sorusunun cevabı aslında Güney Kürdistan’daki siyasi güçlerin tutumuyla bağlantılı. Onların yaklaşımı açık ve net olsa, işgale karşı tutum alsalar, bu tür saldırıları Kürdistan halkına karşı saldırı olarak görseler, Kürt düşmanlığı olarak görseler herhangi bir Kürt zayıf da olsa, düşkün de olsa kolay kolay cesaret edebilir mi böyle bir şeye? Edemez. Ediyorsa, yapıyorsa bu kesinlikle Güney Kürdistan’daki siyasi güçlerin Türk Devleti ile yaptığı işbirliği, Türk Devleti saldırılarına karşı tutum almaması ile ilgilidir” şeklinde konuştu.


Helmet yoldaşa Raperin ruhuyla sahip çıkılmalı

Türk ordusu tarafından katledilen Xerîb’in Kürt halkının özgürlük, demokrasi ve tarih bilincinin gelişmesinde büyük katkıları olduğunu ifade eden Karasu, “O işgale karşı halkın ayağa kalkmasını sömürgeciliğe karşı duruş isterdi.

İşte Güney Kürdistan’ın demokratikleşmesini, ulusal birlik isterdi. Her türlü saldırıya karşı Güney Kürdistan halkının ruhunda olan Raperin’in yaşamasını isterdi. Şeladize’de nasıl bu Raperin ruhu ayağa kalktıysa, bu işgalde de aynı ruhun ayağa kalkması gerekir. Helmet yoldaşa Raperin ruhuyla sahip çıkmak gerekiyor” dedi.

Karasu devamla şunları söyledi: “Güney Kürdistan halkına, gençlerine, kadınlarına çağrı yapıyorum. Ve bir daha Türk Devleti ile işbirliği yapan ajanları uyarıyoruz. Kürt düşmanlığıdır, ağır suçtur. Artık üzerinde duracağız. Bu suça bulaşanlar cezalandırılacaktır. Kesinlikle cezalandırılacaktır, sonra hiç kimse niye böyle oldu demesin. Bu kadar ağır suçlar işleyenler tabi ki savaş suçu işlemiştir. İhanettir, cezalandırılacaktır. Bu yönüyle de bu tür suçları işleyenleri, tabi cezasını bulacak, Kürdistan’da kimse para için, şu için, bu için Kürt düşmanlığı olan bu tür suçlara ortak olmamalıdır.

Hiçbir siyasi güç de bu tür işbirliği, ajanlığı meşrulaştırmamalıdır. Eğer yurtsever olunacaksa, eğer Kürtlük adına siyaset yapılıyorsa işbirlikçilik de mahkum edilmelidir, ajanlık da mahkum edilmelidir. Ben bu temelde Helmet arkadaşı bir daha minnetle, saygıyla anıyorum. Onun anısı mutlaka özgür Kürdistan ve demokratik Ortadoğu olarak gerçekleşecektir.”

Yazarın diğer yazıları

    None Found