Ulusal bilinç ve milliyetçilik arasında

‘Milliyetçilik değil fakat yalnızca ulusal bir bilinç varlığımıza uluslararası bir boyut kazandırma yetisine sahiptir” diyordu Frantz Fanon „Yeryüzünün Lanetlileri“nde. Bununla karşılaşınca insanın aklına düşen ilk soru elbette şudur: Bu ulusal bilinç tam olarak nedir ve milliyetçilikten ne bakımdan farklıdır? Fanon’un ardılı olan teorisyenler, sömürgecilik sistemleri ortadan kalkarken, sömürgeciliğin sonunu milliyetçiliğin başlangıcı olarak görmemek üzere konum almaya çabalıyorlardı. En nihayetinde Cezayir Bağımsızlık Savaşı filminde, bir devrimcinin ifade ettiği üzere (mealen aktarıyorum): “İlk başta en zoru ilk kurşunu sıkabilmekti. Dünyanın en zor şeyiydi bu. Fakat hemen ardından dünyanın en zor şeyinin aslında bunu sürdürmek olduğunu fark ettik. Ama bunun ardından da dünyanın en zor şeyi savaşın bir sonuca bağlanması halini almıştı. Sonra Cezayir bağımsızlığına kavuştu ve biz kendimizi dünyanın en zor şeyiyle yüz yüze bulduk: Bir ülke kurmak!” Bizdeki kimi durumların da nasıl ironik ve tarih-dışı durumlar olduklarını da gösteriyor biraz bu durum. Yani sömürgeciliğin sona ermesinin yerini milliyetçiliğin doldurması ile bizatihi mücadelenin içini milliyetçilikle doldurma çabaları arasında ne büyük bir mesafe vardır (Barış Ünlü “Kürtler ırkçı olamaz, çünkü ırkçılık bir sistemdir” derken ne kadar berrak ifade etmişti bu mesafeyi). Bir ufuk ve politik vizyon farkı diyelim.

Ulusal bilinç ile milliyetçilik arasındaki mesafeler konusunda Fanon’un tartışmaları, özellikle de Yeryüzünün Lanetlileri’nin “Ulusal Bilincin Geçirdiği Sınavlar ve Sıkıntılar” ile “Ulusal Kültür Üzerine” başlıklı bölümlerde yoğunlaşmaktadır. Burada ulusal bilinci, “halkın ortak tutum ve eylemlerinden doğan, halkın güncel arzu ve özlemlerini somutlaştıran ve kendi varoluşunun koşulu olarak istisnai bir biçimde yenilikçi kültürel açımlamalara dayanan” bir bilinç olarak tarif ediyordu Fanon. Bunun sonucu olarak da hem sömürge karşıtı mücadelenin ve hem de Cezayir’in bağımsızlığını kazanmasından sonraki sürece ilişkin vizyonun hem politik hem toplumsal gövdesi olarak halkın politik, ekonomik ve kültürel tasarrufuna dönük bir vurguyu hep muhafaza ediyordu.

Yani ulusal bilinç her şeyden önce bir sahiplenme ediminde gösterecekti kendisini; yoksa kimilerinin içine sürüklendiği salt “kültürelci” konumda değil. Ve daha da önemlisi Fanon ‘ulusal bilinci’ ulaşılması gereken nihai hedef olarak görmüyordu; çünkü bu sömürgecilik karşıtı mobilizasyonun da nihai amacını böyle kodlamak anlamına gelirdi. Sözünü ettiğim saf kültürelci konumun (çeşitli örneklerini pek çoğumuz biliyoruz zaten, zikretmeye gerek yok) ‘ulusal bilinç’ olarak öne sürdüğü şeyi hem bir araç, hem de bir amaç olarak görmesindeki tutarsızlık bile çok uzaklardan Fanon’u anlamanın anahtarını verecektir bizlere de.

Nihai amaç olarak görmediği ‘ulusal bilinç’ toplumsal ve siyasal bir bilince hızlıca kaymanın bir durağıdır Fanon için. Yani ona göre sömürge karşıtı mücadelenin nihai amacı, sömürgecinin çıkarılıp atılması ve bağımsız bir ulus inşası değil, devletin ve toplumun baştan sona yeniden düşünülüp dönüştürülmesi meselesidir (bu bir selamdır aynı zamanda, Cezayir’den dolaşarak gelen bir selam). Fakat bu da ancak kitleler/halk –organik bir politik ve toplumsal varlık olarak– “bilinçli” bir biçimde bu programı üstlenirlerse mümkündür Fanon’a göre.

Şöyle uyarıyordu Fanon: “Eğer milliyetçilik açıklanmaz, zenginleştirilmez ve derinleştirilmezse, yani hızlıca bir siyasal ve toplumsal bilince, bir hümanizme evrilmezse çıkmaza götürecektir.” Elbette bu türlü bir milliyetçilik çoktan aşılmış bir milliyetçilik biçimi anlamına gelmektedir. Yine burada hümanizme yapılan vurgu Fanon’un şiddetle ilgili görüşleriyle çelişiyormuş gibi görünse de gerçekte o ezilenlerin perspektifinden kurgulanmış bir ‘insanlık durumu’ tahayyül ederek, sözcüğün gerçek anlamında evrensel bir insanlık çağrısında bulunmaktadır. Bu perspektif, ‘az gelişmiş ülkelerin’(!) liderliğinin burjuvanın ya da burjuva aklının eline geçmesi durumunda ulusal bilinç olgusunu nasıl da steril bir formalizme kaydıracaklarını (ya da tarihsel örneklerinde görüldüğü üzere kaydırdıklarını) da görünür kılmaktadır. Yine bizim buralarda da bu steril şekilciliğin bir dolu örneği var. Bu şekilcilikten sakınabilmenin yolu belki de şu önermeye kulak vermekten geçer: Ulusun canlı ifadesi, hareket halindeki halkın kolektif bilincidir. Fanon’un düşüncesinde ulusal bilinç ile milliyetçiliği birbirinden ayıran da eylemli kolektif bilinç ile steril şekilcilik arasındaki farktır.

Yazarın diğer yazıları