Ulusal birliği mutlaka sağlamalıyız

Evrende birlik, hakikatte birlik, cümle varlıkta birlik varken biz Kürtler bir olmaya karşı çok fazla direnç gösteriyoruz. Bunun nedenlerini de bıkmadan usanmadan dışımızda arıyoruz. Her gücün en iyi yaptığı şey budur! Ne kendimize ne de başkasına faydası olmayan bu tür yaklaşımları terk etmenin zamanı geldi de geçiyor.

“Kürt halkının düşmanları böyle yapıyor, Kürtlerin birlik olmasını engelliyor, yapacak bir şey yok!” deyip kaderimize küsmemiz mi gerekiyor? Bu kadar mı iradeden yoksunuz?

Neden ne olursa olsun parçalı halimiz hepimizi suçlu yapıyor. Tarih ve halk karşısında suçlu konumdan çıkmak için ulusal birliği sağlamak ve bunu da demokratik yollarla yapmak zorundayız.

Bugün Kürdistanî güçlerin önündeki en büyük görev demokratik ulusal birliği sağlamaktır.

Bölge devletleri Kürt halkının kazanımlarını yok etmek için hummalı bir çalışma içindeyken Kürtlerin birlik olmaması daha fazla tahammül edilecek bir durum değildir. Son dönemde yaşananlar artık ulusal birliğimizi kaçınılmaz olarak dayatmaktadır.

Türkiye-Irak görüşmelerinin olduğu gün Şengal’de Mam Zeki’nin aracı uçaklarla bombalandı.

Güney’deki hükümet ne yaparsa yapsın Kerkük konusunda Irak yönetiminin tavrını yumuşatamadı. Çeşitli görüşmeler yapıldığı halde fazla bir ilerleme kaydedilemedi. Biz Kürtler parçalıyız da ondan. Fakat Irak-Türkiye ilişkileri her geçen gün tüm Kürt kazanımlarını daha fazla tehdit eder hale geldi, geliyor.

Irak elindeki petrolü doğrudan Türkiye’ye taşımak isterken geliştirdiği ilişkilerden yararlanan Türkiye ise “Türkmeneli projesi” ne hız veriyor ve Cerablus’tan Zaxo’ya, oradan da Musul ve Kerkük’e uzanan hatta etkinliğini kurmaya çalışıyor. Bunun için Habur sınır kapısını da devre dışı bırakacak ve Başur ile Rojava sınırını kapatacak yeni sınır kapısı ve yol projeleri geliştiriyor. Böylece zaten kendi içinde parçalı olan Güney Federesinin durumu daha fazla riske giriyor. Olan Kürt kazanımlarına oluyor. Artık bu duruma karşı uyanmalıyız. Birlik olunursa bunların hiçbirini yapamaz, Kürt halkının aleyhinde çalışsalar bile sonuç alamazlar.

İran Kürt halkı karşısında yine benzer bir rol oynuyor. İran rejim güçleri dünyanın gözleri önünde Güney kenti Koyé’de birlik görüşmeleri için toplanmış olan PDK-İ ve HDK gibi Kürt örgütlerinin merkez yöneticilerine füzeli saldırı düzenliyor. Üst düzey yöneticiler dahil şehadetler yaşanıyor. Oradan çıkarılsınlar diye Güney hükümetine baskı yapılıyor. Bu saldırı basit bir olay değildir. Birlik görüşmeleri esnasında saldırılması bir hayli manidardır. Tüm Kürtlere yapılmış bir saldırıdır. Fakat Kürtlerin tümü bir değil, birlik değil. Artık bu durumdan utanmalıyız.

Efrîn’de süren işkenceli işgal yine Kürtlerin parçalı durumundan cesaret alıyor. Efrîn işgali Tüm Kürdistan’ın acısı değilmiş gibi umursamaz davrananlar hatta daha da ileri gidip işgalci güçlerle hareket eden Kürt güçleri bile var. Artık bu duruma isyan etmeliyiz.

Bu sıralamaya daha birçok veri eklenebilir. Tüm Kürtler olarak artık bu akıl ve vicdan dışı parçalı-hastalıklı duruma neşter vurmalıyız. 21. Yüzyılda ne haldeyiz bir dönüp bakmalıyız? Dünyanın karşısına çeşitli Kürt “grupları” olarak çıkmaya son verip ne zaman “ulus” adına çıkacağız? Bunun cevabını bir an önce vermeliyiz.

Birlik olmanın önünde şu grup, şu tutum, şu politika engeldir diyerek her grup bir diğerini suçlayabilir. Fakat bunun Kürt birliğine hiçbir hayrı dokunmaz. Geçmişte de faydasının olmadığı görüldü. Prensiplerle belirlenmiş bir ilişki zemini yokken eleştiriler de karşılığını bulmaz, bulmuyor da. Bu nedenle şimdi yapılması gereken, Kürt ulusunun kaderini belirlemek için bir araya gelme sorumluluğunu göstermektir.

Kürtlerin yüz yıl önceki halk olmadığı ortadadır. Direnme potansiyeli artmıştır. Bir yüzyılı daha, hatta yüzyılları soykırım saldırılarına karşı direnmekle geçirmek mümkündür. Fakat şimdiki kazanımlar soykırım rejimlerini parçalama olanağını bize sunmaktadır. Yüz yıl sonra değil, hemen şimdi!

Şimdi yaşadığımız sürecin askeri ve siyasi karakteri büyük bedellerle elde edilmiş halkımızın tüm kazanımlarını yok etme tehdidi kadar halkımızın üzerindeki karanlıktan kurtulmanın tüm olanaklarını da bağrında taşıyor. Öyle görünüyor ki tek engel var o da Kürt ve Kürdistan Ulusal Birliği’nin sağlanmamasıdır.

Birliğin pratik adımlarından önce karşılıklı olarak kullanılan dilin düzeltilmesi gerekmektedir. Basın-yayın organlarına da bu konuda önemli bir sorumluluk düşüyor. Daha da önemlisi ilgili her gücün diyaloğu esas almasıdır. Böylesi bir tutum her gücü büyütecek, Kürdistan’ı ve sürekli ayaklar altına alınmak istenen onurumuzu koruyacaktır.

Her önüne gelen sömürgeci, işgalci güç, Kürdün onurunu ayaklar altına almaya cüret ediyorsa bunun nedeni parçalı oluşumuzdur. Artık bu duruma mutlaka son vermeliyiz.

Sorun hangi gücün önde ve yetkili olacağı değildir. Bu konuda Önder APO kapıları sonuna dek açtı. Hatta hatırlanırsa “Ulusal Kongre’nin eşbaşkanlığını sayın Leyla Zana ve sayın Mesut Barzani yapsın” dedi. Sadece bir-iki parti-örgüt değil Kürdistani güçler en kapsamlı şekilde birçok sefer bir araya da geldi. Kürdistan’ın dört parçasındaki gençler ve kadınlar çok emek verdi. Hatta Mam Zeki’nin bu uğurda büyük emekleri oldu. Rahmetli Noşirvan Mıstefa’nın ve Mam Celal Talabani’nin çok çabası oldu, esnek yaklaşımların önünü açtılar. Ulusal Kongre neredeyse kurulacaktı. Bu süreç akamete uğradı diye birlikten vaz mı geçilecek? O köprünün altından çok sular geçti denilebilir. Doğrudur. Aynı zamanı yaşamıyoruz. Fakat birlik ihtiyacı zerre kadar eksilmiş değil tam tersine daha fazla artmıştır.

Dar bir ufukla yaklaşmayı bırakıp biraz olsun demokratik birlik ruhuyla hareket edersek sürecin tehlikeleri ve avantajlarına göre yeni bir konum yaratabiliriz. Bu yeni konum Kürdün ve Kürdistan’ın alnını yıldızlara kadar ulaştırabilir. Ulusal Birlik sağlandığında bunu gerçekten başarabiliriz. Fakat buna hem yıldızlar kadar uzak hem de bir nefes kadar yakın durumdayız.

Sonucu sorumluluk anlayışımız belirleyecektir.

Yazarın diğer yazıları