Ulusal birlik için eylem zamanı

Bu yıl hem Irak hem de Kürdistan Bölgesel seçimleri yapıldı. Bununla birlikte tüm bu seçim süreçleri; Referandum, 16 Ekim olayları, Irak ve Kürdistan Bölgesi seçimleri Güney Kürdistan’da mevcut krizsel süreçlerin çözümünden ziyade derinleştirici bir rol oynadı. Parlamento seçimleri üzerinden 20 gün geçtikten sonra sonuçlar açıklanabildi. Siyasal anlamda Güney Kürdistan’ın iradesel kan kaybı ve işgalinden hız kesilmedi.

Son günlerde ise basına yansıyan kimi belgelere göre Güney Kürdistan’daki işgal saldırılarını arttıran Türk Devleti Duhok kentine bağlı Amediye kasabasında 5 üs daha oluşturdu. Diğer taraftan pekte yabancısı olmadığımız kimi açıklamalar hala belleklerde capcanlı durmaya devam ediyor. Nêçirvan Barzani’ye göre PKK Kürdistan’ı işgal etmişti. Bunun başka bir okuması; Kürtler Kürdistan’ı işgal etmiştir. Bu açıklama gerek PDK gerekse de herhangi bir Kürt gücü için sadece talihsiz bir açıklama değildi.

Aksine Kürtlerin varlık ve irade mücadelesine karşı geliştirilen her türlü tehdidin adeta verimli toprağı gibiydi. Nitekim Erdoğan Kürtleri kıyımdan geçireceğinin yeminini ederken, Nêçirvan Barzani Kurdistan Bölgesi Başbakanı sıfatıyla Erdoğan’ın saltanatının kutlandığı geceye katılıyordu.

Bu bağlamda bir kez daha belirtmek gerekirse; özellikle İran, Türkiye, ABD ve Rusya gibi küresel ve bölgesel güçlerin etki alanının çok fazla olduğu Güney Kürdistan coğrafyasında, sırtını kendi dinamiklerine ve ulusal birliğine değilde hiçbir reel gerçekliği kalmayan ve bahsettiğimiz güçlerin gölgesinde ulus devlet projesine dayandırarak yol alınacağını düşünmek büyük bir gaflet durumun ifade ediyor. Bu bakımdan güneyli siyasal partilerin bu tutumdaki ısrarlarının kendileri için hem bir nesneleşme sürecine hem de çoklu kriz halinin Güney Kürdistan’da derinleşerek devam etmesine yol açtığını belirtmek zor olmayacaktır.

Bu durumun Kürt halkının canıyla kanıyla Rojava ve Ortadoğu’da yarattığı kazanımları gün geçtikçe daha fazla tehlikeye attığıda artık sır olmaktan çıkmış durumda. Bu temelde tarihsel olarak Kürdistan’da yaşanan her acı, her zülüm ve vahşet, her kazanım ve direniş dört parça Kürdistan’da ulusal birliği hiç olmadığı kadar zorunlu kılıyor. Kuşkusuz bu doğrultuda atılan her adımın, yapılan her eylemin tarihsel anlam taşıyacağı bir dönemden geçiyoruz.

Nitekim Kürdistan Bölgesi’nde yaşanan siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunlardan dolayı büyük trajediler açığa çıkarıyor. Güneyli iktidar güçleri sermayelerine sermaye katmaya devam ederken; toplumsal ekonomi dibe vuruyor, halk açlık sınırının altında yaşıyor. Çareyi göç yollarında arayanlar ölüm ve zulümle karşı karşıya kalıyor.

Böylesi çoklu kriz hallerinin yaşandığı; parti ve grupların yaşanan krizlere çare bulamadıkları bir süreçte; Tevgera Azadî 17 Ekim’de Başurê Kürdistan ve Irak’taki sorunların çözümü için hazırladığı projelerini kamuoyuna açıkladı.

Toplumsal ve siyasi sorunlardan, kültürel ve ekonomik sorunlara kadar her açıdan derinleşen sorunlara çözüm bulma amacını taşıyan Proje tıkanan sistemin çözümünün demokratik zihniyetle mümkün olduğu anlayışı ve öngörüsüne dayandırılmış. Siyasi, toplumsal, idari ve ekonomik başlıklar altında kamuoyuyla paylaşılan proje kapsamında çok çeşitli siyasi parti ve çevrelerle görüşmeler yapılması planlanıyor.

Temel bir kaç soruna odaklanan proje pratikleştirile bilinirse bölge için ulusal birliğin güçlendirilmesi açısından önemli bir rol üstlene bileceğini belirtmekte fayda var. Etkili kılındığı taktirde bu çözüm programı herşeyden önce ulusal birliğin sağlanması yolunda bir kilometre taşı olmayı ifade edebilecek nitelikte. Diğer yandan tarafsız siyasi çevre ve örgütlerinde katkı sunabileceği Kürdistan bölgesi anayasası için bağımsız bir komitenin oluşturulması gibi hayati bir ihtiyacın tespitinin yer aldığı proje, aynı zamanda ’tartışmalı bölgeler’ sorununuda gündemine alıyor. Bu bakımdan güçlü destek görürse Ulusal bağlamda birçok sorunun çözüm haritası olabilecek bir içerik taşıyor.

Bölgedeki diğer siyasal aktörlerinde ortaklaşması halinde ekonomik, siyasi, toplumsal olarak sorunları birlikte çözebilme iradesi ve ulusal birlik konusunda önemli adımlar atılabilir.

Nihayetinde hazırlanan proje ne kadar haklı ihtiyaçlara dayandırılırsa dayandırılsın bunun pratik yaşamsal bir ifade ve karşılık bulması için projenin siyasi aktörlerinin çözümde ısrar eden, bunun için somut eylemsel bir yol haritasını esas alan, çok yönlü bir siyaset ustalığı göstermesi gerektiğinide belirtmek gerekiyor. Bir o kadar önemli olan diğer bir yan ise bölgedeki puslu ve çetrefilli siyaset atmosferi içinde kararlı bir mücadale etme iradesi göstermelerinin zorunluluğudur.

Kanımca bunun için zaman kaybetmeden toplumsal tüm dinamiklerin harekete geçirilmesi, etkili bir diplomasinin yürütülmesi, somut adımların atılması ve kesintisiz çok yönlü bir eylemsel sürecin de başlatılması gerekiyor. Ne de olsa Gerard Winstanley’inde belirttiği gibi, “Eylem herşeyin can damarıdır. Eğer eylem yapmıyorsan hiçbir şey yapmıyorsun demektir.”

Yazarın diğer yazıları