Ulusal birlik üzerine – Aziz ADALI

Halkımızın, yüzyılların özlemi olan, ulusal birlik konusu bu tarihi günlerde yine ve yeniden gündemimizde. Yaşanan tarihsel yanılgılar ve büyük fırsatların kaçırılmış olmasını hep bu konunun tetiklediğini acı bir şekilde anımsıyoruz. Halkımızın hem dün hem de bugün için Rojava’da, Kuzey’de bulunduğu her yerde bu ceberrut sistem sahipleri tarafından maruz kaldığı katliam, zorbalık uygulamaları ortadayken halen birlik tartışmaları içinde bir sonuca gidememiş olmak, daha büyük bir acıyı hissettiriyor.

Elbetteki en basit ifadesiyle bu büyük ‘ayıbın’ muhatabı, doğrudan sorumlusu olanlar var. Birlik konusu sahipsiz bir evlat gibi ortada bırakılmış olması ve her önüne gelenin demagojik bir anlamdan öteye geçmeyen laf ebeliğiyle ele alması konunun doğru bir şekilde algılanmasına engel olmakta. Kimi çevrelerce de amaçlananın bu olduğu bilinen bir gerçek. Hep topu taca atmak denebilecek bu yaklaşım, aşılacak olmalarının getirdiği korku atmosferi içinde kendi uğursuz emelleri için çıkarlarından vazgeçemeyenlerin, farklı birşey sunamayanların bir yöntemi. Lakin bu yöntem ve söylem safsatasıyla bu halkı uyuttuklarını ve kendi küçük iktidarlarını koruduklarını düşünenler birşeyi gözden kaçırıyorlar! Bu halk artık dünün halkı değil, herşeyi görebilen bir düzey gelişkinliğe ulaşmış durumda. Kralın çıplak olduğunu hiçbir korku tehdit yönelmesine boyun eğmeden on yıllardır söylemekten geri durmamakta.

Ulusal birlik konusu görünenden daha karmaşık ve zor bir konu olmasını koşullayan da bu nedenler yığınıdır. Birlik sorununa yakından bakmaya çalıştığımızda, hayır diyebileni bulmak zor gibi. Ama konu, ilkeli bir mantık çerçevesinde ve reel mücadele sürecine denk bir birlikten bahsetmek olunca ortalıkta görülebilenlerin büyük bir kısmı kaptıkları köşelere kaçmaktan geri durmamaktalar. İktidar hastalığıyla bağlantılı bu konuya, yerel ve uluslararası egemen güç sahiplerinin yarattıkları bağımlı Kürt kişilik gerçeğini de ekleyince, ortaya çok derin bir çatlaklar ve ayrılıklar dizisi çıkmaktadır. Ve bu da, bu gibi çevrelerin elinde, birlik olgusunun demagojik bir araçsallaştırılmaya maruz bırakıldığını bize göstermektedir.

Buna karşı birlik konusuna en etkili, en ilkeli ve ayni zamanda onun için büyük çabalardan kaçmayanın Özgürlük Hareketi olduğunu söylemememiz için en başta politiklik ve Kürtlük namına kör olmak gerek. Birliğin taşları döşenmeye başlayınca sorumsuzca kaçmayan, onu ortada bırakıp sırtını dönmeyen, hep Özgürlük Hareketi olagelmiştir. Özgürlük Hareketine gönülden bağlı olduğumuzdan, ona pozitif bir ayrım uyguladığımız düşünülmesin. Tarih sayfalarını çevirince, yakın geçmişe bakınca bugünkü duruş ve yaklaşımına göz atınca, Ulusal Kongre ve ulusal birlik konusu için hiç kimse Özgürlük Hareketi kadar çabalamadığı net olarak çıkıyor ortaya. En son 2015’te Güney’de, Özgürlük Hareketinin olağanüstü çaba ve emekleriyle başlatılan ve sona gelinen bir birlik çalışması vardı. Son aşamada yine tarihi ihanet şebekesi bu çalışmayı kendi denetimine alamayacağını anlayınca, çizgisine yakışan bir şekilde bu sürece engel olmuş ve bu konuda başa dönülmesini sağlamıştı. Buna benzer onlarca sürecin yaşanmış olduğu gerçeği bu çizgi sahiplerine öfkemizi kabartmaktadır.

Birlik çalışmasının güçlü bir zemine oturtulabilmesi herşeyden önce bu kavramın bu sorundaki rolü ve tanımlamasının netleştirilme ihtiyacı taşımaktadır. İlke, amaç araç ve asgari program gibi temel noktalardan yoksun olarak yapabileceğimiz herşey, sonuçsuz kalmaya bu halkın sırtında bir ur’dan farklı anlamı kalmayan feodal gerici klancı çevrelerin kendilerini yaşatmalarına zemin sunmaktan öteye geçmesi mümkün değil. Kahin değiliz, sadece reel durum ve pratik örneklere bakmak yeterli bunun böyle olduğunu görmek için.

Geçmişten günümüze, aralıksız süren fiziksel ve düşünsel saldırı dalgasına rağmen varlığını koruyan halkımız, maalesef ki içteki egemenlik iddiasındaki ‘siyasi’ feodal oluşumların varlığından dolayı birlik ve özgürlük gibi aşamaların gerisinde kalmıştır. Bu kasvetli tarihe karşı herşeyin bittiğinin düşünüldüğü ve sömürgecilerin buna kendilerini ikna ettikleri bir zaman aralığına denk gelen 27 Kasım 1978’de, tersine giden bu büyük tarihsel düşüş ve parçalılık durduruldu.

Özgürlük mücadelesinin öncüleri bu tarihi günde üzerinde ölümüne kararlaştıkları temel ilkeleri; Birleşik Bağımsız Özgür Kürdistan’dı. Yapılan tespit, Kürt ülkesinin emperyalizmin desteğindeki yerli sömürgecilerin öncülüğünde dörde bölünmüş ve içte de feodalizmin kökleştirilmesiyle adeta Kürt halkı nefes alamaz bir duruma getirilmişti. Kürt ülkesinin ortasına çizilmiş suni sınırların anlamsız olduğu, nihai mücadelenin bunu tümden ortadan kaldıracağı, Kürdistan’ı özgürlüğe götüreceği ilan edildi. İşte bu tespit aslında birlik konusunda ulusal tarihimiz boyunca atılmış en büyük adımdı. Bugün için bu çarpıcı gerçeğin üstünden atlanılarak yapılabilecek her türlü birlik arayış ve tartışması özü itibariyle büyük bir apolitikliği taşıyacak ve bu büyük adımın gerisinde kalmaya mahkum olacaktır. 27 Kasım’ın üzerine çıkabilen bir biçimde birlik tartışması anlamlı olabilir, aksisi ise halkımızı geri tartışmalara çekmek ve mücadele motivasyonunu gölgelemekten farklı bir sonuç vermeyecektir.

27 Kasım’ın yarattığı büyük birlik örneği, bir cephede dört parça Kürdistan’dan bu halkın çocuklarının yan yana ölümsüzleşmeleridir; gerillanın çizilen suni sınırları, tel örgüleri o çelikten adımlarıyla parçalamasıdır, halkımızın dünyanın kentlerinde dört mevsim sokaklarda oluşudur. Bundan daha ileri bir birlik pratiği var mı ya da olabilir mi?!

Birlik için en küçük ihtimaller bile değerlendirmekten geri durmamak, lakin mevcut gerçeklik bu konunun birlik gibi bir kavramlaştırmadan ziyade ittifak, cephe, dayanışma örgütü gibi bir yöntemle ele alınması gerektiğini bize söylemektedir. Çabaların bu noktada yoğunlaştırılması, mümkünatı olan bir birliğin mücadelenin saflaştırıcı aşamalarında açığa çıkmasına olanak verecektir. Gerçekçi olanın bu olduğunu kanıtlayan sayısı epey kabarık pratiğe sahibiz. Bunu irdelemeyi farklı bir yazıya bırakıyoruz.

Yazarın diğer yazıları

    None Found