Ulusal birlik ve kurtuluş

2019 yılını geride bırakırken, kazanımlarımız ve kayıplarımız üzerinde bir kaç kelam etmek yerinde olacaktır. Bizler Kürt milleti olarak yüzlerce yıldır, birlik olamamanın acısını yaşadık/ yaşıyoruz. 21. Asrın bu kesitinde milli birlik konusunda tam bir netice almış değiliz. Parti, mezhep, din, fikir, lehçe, bölge ayrılıklarımız devam etmektedir. Partilerimiz, cemaatlerimiz, cemiyetlerimiz, tarikatlarımız parçalı duruşlarını sürdürmekte, bu nahoş ve kahr edici yaklaşımlarına, kılıf bulmayı da maharet saymaktadırlar. Parti, mezhep ve bölgecilik mefkuresi, ulusal mefkurenin üstünde tutulmaktadır. Bu parçalanmışlık hali, milletimizin acı ve ızdıraplarını dayanılmaz kılmaktadır.

Milletimizin yıllarca sömürülmesinden kaynaklı, şahsiyet parçalanmışlığı, kendine düşmanlık, toplumuna düşmanlık, örf ve adetlerine düşmanlık, tarihine düşmanlık yaşanmaktadır. Dindar ve müslüman olduklarını iddia edenler, din ve İslam adına, Türk İslam, Arap İslam ve Fars İslamı kabul etmiş, böylelikle İslam ve din adına kendine ve milletine düşman duruma gelmiş/ getirilmiştir. Bu ezikliği ve şahsiyetsizliği de, ben/ biz ümmet için çalışıyoruz yalan ve ahlaksızlığı ile geçiştirmeye çalışmaktadır.

Güncel yaşam ve konuşmalarında, Kürdistan ve Kürt milletinin hakları için amansız ve tahayyülleri zorlayan bir şekilde mücadele eden kesimleri, ırkçı ve milliyetçi gördüklerini anlatarak katillerine yaranmaya çalışmaktadırlar. Kendilerini ise ümmetin en sağlam ferdi ve İslam’ın yegane korucusu olarak görmektedirler. Ümmet olarak gördükleri ve isimlendirdikleri kesim ise hakikatinde İslam’ın ve kendi milletinin katileridirler. Bu şuursuz şahsiyetler; dindarlığı zalim ve tağut olan iktidarların hizmetinde görmekte ve yaşamaktalar. Çıkarcı, korkak ve iman dan yoksun olan bu taife şöylesi bir yaşam sürdürmektedir. Ne kadar güzel Arapça konuşur, Arap kültürünü yaşar ve çevresine de yaşatırsa, o kadar dindar olacaktır, ne kadar Türkçe konuşur, Türk kültürünü yaşar ve yaşatırsa, o kadar ümmet olcaktır, ne kadar Farsça konuşur, Fars kültürünü yaşarsa, o kadar ehli şeriat olacaktır. İşbirlikçilik ve kendi milletine düşmanlık onun için artık bir inanç haline gelmiştir. Onsuz yaşayamayacağına teslim olmuştur. Özgürlük, adalet ve hakkaniyet fikriyatı, onun için işbirlikçilik ölçülerindedir. Maaş almak, memur olmak, asimile olmak, kendinden hızla ve olabilecek kadar uzaklaşmak, onun yegane hedefi ve cenneti garantilemenin de, tapusu olmaktadır. Sol ve sosyalist geçinenlerin duruşları ve sistem içi demokratlığın durumu da benzerdir. Onlarda bahsi geçen rejimlerin solcuları ve demokratlarıdırlar. Kuşkusuz istisnai durumlar vardır ve biz bunlara haksızlık yapma niyetinde değiliz.

Beraber hareket ettikleri ve işbirlikçisi oldukları rejimler; İslam’ın, Hıristiyanlığın, Yahudiliğin, sosyalistliğin ve demokratlığın da ölçülerinin ırzına geçen rejimlerdir. Bu tür işbirlikçilikler yaşadıkları sömürgecilerin, iç politikadaki yaşamlarında, içerdeki politikanın rengine göre değişim gösterirler. Rejim ismini, müslüman koymuşsa, hemen müslüman olur, rejim ismini, demokrat koymuş ise oda artık bir demokrattır ve rejim sol sosyalist ise oda artık sosyalisttir.

Diğer bir taraf ise kendine gerçek müslümanım, sosyalistim, demokratım ve hatta yurtseverim diyenlerdir. Bu kesimlerinde söylem ve yaşamları arasında, büyük bir paradoks vardır. Örneğin: öz evlatlarını, gönüllü yada ne yapalım mecburuz gibi gerekçelerle, ellerinden tutarak, elbisesini ve üniformasını giydirereki kalem, defter ve kitaplarını satın alarak, sistemlerin eğitim kurumlarına gönderirler. Sömürgeci sistemler, bütün kuruluş ve kurumlarına personel bulmakta zorlanmazlar. Rejimlerin bütün kurumlarını insan kaynağı ile bu toplum beslemektedir. İnsan kaynağı bir sistemin ayakta kalabilmesinin asli unsurudur, bu unsur var oldukça, bu zalim sistemlerde ayakta kalmaya devam edeceklerdir. Bu psikolojik, iktisadi ve zihni bağımlılıklardan dolayı, ruhi işbirlikçiliğin toplumumuz üzerinde etkileri ve tahribatı da derindir.

Bir diğer manada; karşı oldukları ve yıkmak istedikleri bu sistemleri, kendilerine muhalif diyenler ayakta tutmakta ve zalim sistemi kendileri güçlendirmektedirler.

Birliğimizin önündeki temel engellerden biride, toplumumuzun bu zihniyet ve yaşam biçimidir.

Yukarıda anlatmak istediğimiz ruh hali sömürgeci zalimlerle, bağlarımızı kökten koparmayı engellemektedir. Birliğimizin oluşabilmesi için, sömürgeci bütün bağlardan kopmak lazım gelir. Sömürgecilikle bağlarını zihnen koparmamış, bir şahsiyet, cemaat yada örgüt, birliğin oluşmasına katkı sağlamakta zorlanır. Kendine güveni yoktur, çünkü bağımlıdır, hesapçıdır ve destek olamadan yaşayamayacağına inanır. Bireyler için hasıl olan bu düşünce, parti, örgüt, cemaat ve kurumlaşmalarda da etkindir/ etkilidir.

İslam inancına inanan insanların birliğinden bahs eden ayeti kerime, şu hatırlatmaları yapmaktadır.

“Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın üzenizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.” (Ali İmran 103)

Şirkten ve müşriklerden zihni bağlarını koparmış şahsiyetler, bütün zorluklar ve zulme rağmen teslim olmadılar, mücadele ettiler ve başardılar.

Allah’ın ipi adalettir, haktır ve hakkaniyettir. Bu millet adaletsizliği gidermek için bu erdemli mücadeleyi vermektedir. Zalimlerin ve zulmün karşısında beyinlerimizi ve kalplerimizi birleştirmeliyiz. Ateş ve vahşet kuyusundan böylelikle hep birlikte kurtulabiliriz.

Atamız Ehmedê Xanê’nin dediği gibi, eğer bizimde birliğimiz olsaydı, bizde kendi toplumsal ve milli gelişimimizi tamamlayıp, dünya milletleri içinde hak ettiğimiz yerde olacaktık. Geçte olsa bu birlik ve ittifakımız gelişmiştir, daha fazla gelişmelidir/geliştirmeliyiz. Milli bilincimizin gelişebilmesi için, zihni olarak sömürgecilikten arınmak, hepimiz için hayatidir. Bunu yaparken menfi milliyetçiliğe savrulmamalıyız. Birliğimizi, ittifakımızı ana esaslar üzerinden inşa edebilmeliyiz. Herkesin dini, lehçesi, ideolojisi kendine olmalıdır. Bizler üzerimizdeki bu zulmün ve vahşetin bertaraf edilmesi için çabalamalı ve kendi aramızda İttifaka kilitlenmeliyiz. Birbirimizi af edebilmeli, işbirlikçi kültürü aramızdan söküp atmalıyız. Bunu 1999’da, sayın Abdullah Öcalan’a yapılan komploda kısmen yaptık, Kobanê’de daha iyisini ortaya koyduk, Efrîn ve Serêkaniyê’de bir daha yaşadık. Bu birlik ve ittifak durumumuzu 2020’de taçlandırmak imkanlarımız dahilindedir. Dış ve iç konjonktür buna müsaittir. Millet olarak, acılarımızdan ve bize uygulanan vahşetten ancak birlik ve beraberliğimizi sağlamakla kurtulabiliriz.

Umudum ve dileğim yeni yılda milletimizin birliğini sağlamsı ve kurtuluşunu elde etmesidir.

Yazarın diğer yazıları