Ulusallık, Neçirvan Barzani ve Şengal sorunu

Neçirvan Barzani’nin PKK’yi karalayan, diktatörlükle suçlayan, “güç kullanmakla” tehdit eden açıklamaları, kendisine bağlı medyanın tüm anti propagandasına rağmen Kürt kamuoyunda büyük tepki topladı. Son olarak PKK merkez komitesi üyesi Murat Karayılan’ın açıklamaları, aslında kapalı kapılar ardından dönen olası dolapları tümüyle deşifre etmiş oldu. 

Karayılan açıklamasında, “bizim zaten KDP ile görüşmelerimiz var. Görüşmeler sonunda Şengal’den çekileceğimizi kendilerine söylemiştik” diyor ve ekliyor: “Neçirvan’ın neden böyle bir üslupla konuştuğunu bilemiyorum. Ya son süreçteki tartışma, görüşme ve gelişmelerden haberdar değildir ya da tüm bunlardan haberi olmasına rağmen bu durumu bozmak istiyordur. Bu iki ihtimalden hangisi bu konuşmayı yapmasına neden olmuşsa, bu durumu izah etmesi gereken kişi kendisidir." 

Ancak Neçirvan Barzani halen neden böyle konuştuğuna dair kamuoyuna bir izahta bulunmadı. 

Bu durumda sorulması gereken soru şu, madem PKK ile görüşmeleriniz var ve sorunlarınızı diyalogla çözmeye çalışıyorsunuz, o halde neden ABD’den PKK’ye baskı kurmasını istiyorsunuz? Madem diyalog kurmuşsunuz, ikide bir böyle tehdit savurmanızın amacı ne? Demek ki, amacınız konuşarak, anlaşarak varsa sorunları çözüme kavuşturmak değil. Kendi dediğinizi zorla kabul ettirmektir. Bu, objektif olarak sizin ortaya çıkardığınız bir durumdur. 

Bu tür dayatmaların gerçek yaşamda bir karşılığının olmadığını, olmayacağını bilmeden hareket etmek, durduğunuz yeri ve karşınızdaki gücün gerçeğini anlamamak demektir. 

Bunlar, bunu yaparken de sürekli olarak ulusal değerleri suistimal ediyorlar. Oysa Kürdistan özgürlük mücadelesi, ulusal ve toplumsal değerler suistimal edilerek yürütülemeyecek denli ciddi bir mücadeledir. Bağımsızlığı, bayrağı suistimal etmenin yurtseverlikle, özgürlük mücadelesiyle nasıl bir ilişkisi olabilir. Kendi halkını soykırım tehlikesine rağmen yüz üstü bırakacaksın, Rojava’da Kürt gençleri barbarlara karşı varlık yokluk savaşı verirken, üzerlerine kapıları kapatıp açlığa mahkum edeceksin, sonra da dönüp, önüne geleni bağımsızlık önünde engel, kendi ülkesinde işgalci olarak nitelendireceksin. Bunun ulusal ahlak, etik, toplumsal değerle nasıl bir ilintisi olabilir? Bu tür psikolojik savaş yöntemleri ve halk içinde teşhir olmuş basit, sıradan ve ucuz politikalarla sonuç almak mümkün değildir. 

Bu tür politikalar siyasal etikten yoksun olduğu kadar ulusal olmakla da yakından uzaktan alakalı değildir. 

2017’nin ilk günlerini yaşarken, 25 yıllık federe yönetim tecrübesine rağmen güney Kürdistan derin bir siyasi, ekonomik ve toplumsal kriz yaşıyorsa, bölge kendi içinde parçalara ayrılmışsa bunun sorumlusu bu siyasal anlayışta ısrar edenlerdir. 

Bırakalım PKK’yi Şengal’den çıkarmayı, bu anlayış, elinden gelirse Güney Kürdistan’da hiçbir siyasi gücü barındırmayacaktır. Şengal’den PKK’yi güç kullanarak çıkarmakla tehdit eden zihniyet güney Kürdistan halkını da yıllardır açlıkla terbiye etmeye çalışıyor. O halde sorunun PKK  olmadığı son derece nettir. Sorun her şeyi ve herkesi kendi malı gören, bunun üzerinden sınırsız bir siyasi ve ekonomik iktidar kurma hesabı yaparak, hakimiyetini her tarafa yaymak ve kalıcılaştırmak isteyen anlayıştır.  

Kaldı ki, PKK’nin Şengal’deki varlığı tam da bu iktidar hesaplarını bozduğu için bu tür tehditler havada uçuşuyor. 

Çünkü, PKK’nin Şengal’deki varlığı bilinçli ve örgütlü toplum demektir. Bilinç temelinde örgütlenmiş toplum ise zor ve baskıya boyun eğmeyen toplumdur. Bu da uzun vadede güney Kürdistan’ın her tarafını etkilemeye adaydır. 

Bunlar, örgütlü toplumdan korktukları, onda kendi sonlarını gördükleri için PKK’ye karşı bu kadar öfke duyuyorlar. Geliştirdikleri kara propagandalar da savurdukları tehditlerde bu korkunun sonucudur. 

Doğru ve gerekli olan PKK’nin Şengal’den çıkması değil, bunların zihniyet dönüşümünden geçmesidir. Hem bölgede hem de dünyada jeopolitik dengelerin yeniden kurulduğu bir dönemde bu artık zorunluluk da olmaktadır. Eğer bunlar bu dönüşümü başarıyla sağlayamazsa, bırakalım şu gücün, bu gücün şuradan buradan çıkması, kendileri kesinlikle yakın zamanda Kürt halkı tarafından Kürdistan’dan ya kovulacaklarıdır ya da tasfiye olmaktan kurtulamayacaklardır. 

Diğer bir husus ise Güney Kürdistan’da işgalci olan güç PKK değildir. Onlarca askeri üs bulunduran, istihbaratı tüm şehirlerde cirit atan, ekonomik, ticari anlaşmalar sonucunda bölgeyi kendisine mahkum eden Türk devletidir. PKK ya da bir başka Kürt örgütüne saldırırken ulusal değerleri kendinize kalkan yapmanız, bu gerçeğin üstünü örtemez. 

Unutmayalım ki, Türk devleti de, PKK’nin Şengal ve Güney Kürdistan’dan çıkmasını dayatıyor, bunlar da. O halde işgalci bir güçle aynı talep ve dayatmalarda bulunurken nasıl olur da bağımsızlıktan, ulusal değerlerden söz edilebilir? Burada sizce de bir yanlışlık yok mu? 

O halde doğru olan şapkalarımızı önümüze koyup bir kez daha düşünmemizdir. Yaptıklarımız-ettiklerimiz yurtseverlikle, halkçılıkla ne kadar bağdaşıyor? İç çatışmayı körüklemek kime ne için hizmet ediyor? Bunlar son derece önemlidir. 

Yazarın diğer yazıları