Uluslararası dayanışmayı yeniden düşünmek

IMF ve Dünya Bankası (DB) Grubu yıllık toplantısını geçtiğimiz günlerde Endonezya’ya bağlı Bali adasında düzenledi. Onlar ülkenin en turistik adasında toplanırken, Endonezya’nın bir diğer adası olan Sulawesi’de insanlar deprem sonrası yıkıntılar arasında hala yakınlarının cenazelerini arıyordu.

IMF ve DB’nin bu yılki toplantısı “Kalkınma için finanseyi azamiye çıkarmak” sloganıyla düzenlendi. Kalkınmadan kastedilen elbette ki toplumun yaşam koşullarının yükseltilmesi değil. Bundan ziyade hedef, küresel sermayenin uluslar ötesi şirketler yoluyla küresel güneyin az gelişmişliğinden daha fazla kâr sağlaması. Yani azamiye çıkarılması ön görülen toplulukların, yerli halkların, işçilerin, kadınların, gençlerin, çiftçilerin, toprağın, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının, çevrenin sömürüsüdür.

Küresel finans kapitalin temel aktörleri yüksek güvenlikli salonlarda kapitalist sömürü düzenini daha da büyütmenin yollarını ararken, Halkların Küresel Koalisyonu da çevre mahallelerinde mütevazı salon ve avlularda Asya ve Latin Amerika’dan birçok antiemperyalist hareketi bir araya getirdi. 8-14 Ekim tarihleri arasında düzenlenen “Haklarımızı ve Geleceğimizi Geri Kazanalım: Şirketlerin Kalkınmayı Devralmasına Karşı Mücadele Et” başlıklı karşı-konferans zor şartlar altında gerçekleştirildi. Çünkü konferansa sayılı günler kala Endonezya hükümeti müdahale edip tutulan mekanı iptal ettirdi, ayarlanan ikinci salonun başına da aynısı geldi, IMF-DB toplantısının ilk günü yapılan protesto gösterisine müdahale edildi, gözaltılar oldu. Hal böyle olunca Halkların Küresel Koalisyonu konferansı bol kamuflajlı bir biçimde gerçekleşti.

Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi olarak, parçası olduğumuz Uluslararası Kadınlar İttifakı IWA tarafından, “Emperyalizme karşı kadın direniş pratikleri” konulu panelde sunum yapmak üzere konferansa davet edildik. Asya-Pasifik hattındaki Marksist-Leninist veya Maocu hareketlerin çoğunun mücadele odağında emperyalizm kavramı duruyor. Dolayısıyla kapitalist modernite hegemonyacılığı bağlamında emperyalizm üzerine kavram tartışması büyük ilgiyle karşılandı. Ancak bu yazıda ele almak istediğim nokta başka.

Asya-Pasifik bölgesindeki ülkelerden, örneğin Endonezya yanı sıra Filipinler, Hindistan, Sri Lanka, Bangladeş yanı sıra Kırgızistan gibi Orta Asya’dan ve Latin Amerika’dan çeşitli hareketlerin katıldığı konferansta en sık yükseltilen slogan “Yaşasın Uluslararası Dayanışma” oldu. Kürtlerin yabancı olduğu bir slogan değil; tersine, “Hoch die internationale Solidarität” en iyi bildiğimiz Almanca sloganlarından biridir. Uluslararası dayanışma esasen işçi sınıfının ve ezilen halkların baskı ve sömürüye karşı ortak mücadele sloganıdır, temel silahıdır. Aynı zamanda sosyalist devrim stratejisinin temel bir unsurudur. Çünkü dünyanın bütün işçilerini ve ezilen halklarını emperyalizme karşı zafere götürecek olan uluslararası dayanışmadır. Özellikle de 20. yüzyıl sosyalist mücadele paradigması böyle diyordu.

Bali’de sık sık “Yaşasın uluslararası dayanışma” sloganı atılırken aklım bu konseptin güncelliğine takıldı. Bir sloganın ötesinde dayanışmanın somutluk istediği gerçeği dışında bunu düşündüm. Dayanışmanın anlam ve önemini ötelemeden. Uluslararası dayanışmadan kastedilen – en azından sosyalist ideolojiye göre – tabii ki karşılıklı veya tek yönlü ‘yardımlaşma’ değil, esasen ortak mücadeledir. Fakat yaşadığımız çağın gerçeğine, değişen somut koşullara göre kavramsal ve kuramsal düzeyde de bazı yeni çıkışlara ihtiyaç yok mu? Ve bu bağlamda ulus kavramını (hem uluslararası dayanışma hem de enternasyonalizm çerçevesinde de) yeniden ele almak gerekmez mi? Örneğin kadın özgürlük mücadelesinin sınırsızlığını ifade etmek açısından günümüzde enternasyonal kavramı ne kadar uygundur? Tarihte ezilen ilk ulus olarak kadınların özgürlük mücadelesini, ulus-devlet sınırları doğrultusunda inşa edilen bir kimliğe dayalı ele almak ne kadar mümkün ki? Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi’nin bu konudaki önermesi, Dünya Demokratik Kadın Konfederalizmidir. Yine Önder Abdullah Öcalan tarafından geliştirilen –ve etnisiteye dayanmayan- demokratik ulus kavramının kadın özgürlük mücadelesi açısından da yeni sonuçlara götürebileceğine inanıyor.

Uluslararası dayanışmaya dönecek olursak; mesele doğru-yanlış meselesinden ziyade kapitalist modernite hegemonyacılığının ötelediği ve bir biçimde sömürdüğü bütün birey ve toplulukların mücadelesini (farklılıkları yok etmeden) daha fazla ortaklaştırabilecek yol ve yöntemler geliştirmektir. Mücadelenin kavram-kuram boyutunu da paralel olarak ilerletmektir. Teoriyi pratikle senkron biçimde ileriye taşımaktır.

Yazarın diğer yazıları