Umudun yaşaması için sen de ayağa kalk…

Bugün 9 Ekim komplosunun 21. yıldönümünü karşıladık. Kürdistan halklarının özgürlük mücadelesinin önderi olan Abdullah Öcalan’ın, uluslararası güçlerin planı çerçevesinde Ortadoğu’dan çıkarılması ve ardından büyük bir komplo ile kaçırılmasına uzanan sürecin başlangıç günü olmaktadır. Ve bu tarihi komplo gününü karşıladığımız günlerde, DAİŞ’in babası olan diktatör Erdoğan’ın faşist güçlerinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye saldırıları yaşanmaktadır. Kürdistan halkları ve onların dostları başta olmak üzere demokrasiye, eşitliğe, özgürlüğe inanan her insan haklı olarak büyük bir öfke ve tepki içindedir. Herkes bir kez daha görmüştür ki, 9 Ekim komplosu sadece Rêber Abdullah Öcalan’a karşı değil, Kürdistan, Ortadoğu halklarına ve ilerici insanlığa karşı gerçekleştirilmiş, bugün de aynı şekilde sürdürülmek istenmektedir.

Dün 9 Ekim 1998 komplosunu planlayan ve uygulamaya koyan güçlerle, bugün Kuzey ve Doğu Suriye’ye, Rojava’ya dönük gerçekleştirilen saldırı planları etrafında adları geçen güçlerin kimlikleri aynıdır. Türk devleti, ABD, Rusya, Suriye vd. devletler kendi hegemonik savaşlarında ortak saldırdıklarında hedef hep Kürt halkı ve bir bütün halklarımızın varlık ve yaşam gerçeklikleri olmaktadır.

9 Ekim 1998 komplo süreci Rêber Öcalan’ın bugünde devam eden büyük öngörüsü, direnişi ve emeğiyle boşa çıkarıldı. O sadece Kürt halkı için değil, Ortadoğu halkları ve dünya halkları için de büyük mücadele ve direniş yürüttüğünü her fırsatta dile getirmiştir. Bu duruşu ve kararlılığını her sözü ve adımıyla kanıtlamıştır. Küresel kapitalist güçlerin tüccarvari, ahlak dışı, pragmatik politikalarının, yine bunların kendi aralarındaki kirli ilişki ve ittifakların halklarımızı nasıl bir durumu düşürmek istediklerini ortaya koymuştur. Bu güçlerin ‘savaş, şiddet, kan’ üzerinden halklarımızın iradelerini, yaşamlarını kontrol altına almak istediklerini, her insanı sistem kölesi haline getirmek istediklerini biliyoruz. Bunun için yapmayacakları şey yoktur. Onların bu karakterini bilmek, bu temelde bugün Kürt halkının ve halklarımızın varlığına ve yaşamına dayatılan kirli savaşı anlamak gerekiyor. Cellatlık, talan, kan ticareti üzerinden beslenenlerin nasıl politik ahlaksızlığa dört elle sarıldıklarını bilmemiz gerekmektedir.

Ortadoğu’da bir dizayn savaşı yürütülüyor. Rusya, ABD ve diğer kapitalist devletler arasında, yine bölgedeki TC, İran gibi faşist devletler arasındaki savaşta, bunların en çok oyunlarını bozan, kirli pazarlıklarına engel olan güç; Kürt halkının özgürlük iradesi, örgütlülüğü ve mücadelesi olmaktadır. Kürt özgürlük mücadelesinin Önderliğinin ve öncülüğünün bu güçlerin kontrolüne gelmeyen ve özgücüne dayanan karakteri Ortadoğu’nun bu kapitalist güçlerin ‘gönüllerince talanına, pay kapma savaşımına’ engel olmaktadır. İşte dün DAİŞ karşısında ‘Kürtlerle DAİŞ’e karşı askeri ortaklık kuran’ (ki bunu tercih eden değil de, zorunlu kalan) ABD, çıkar ilişkileri temelinde Kürt halkının bu duruşuna dönük TC veya bir başka gücün saldırılarına ‘evet’ demektedir. Kapitalist sistem güçlerinin mesela Ortadoğu’nun demokratikleşmesini, kadınların köleleştirilmesini çok ‘dert ettiklerini’ düşünmek, saflıktan öte bir gerçekliği ifade eder.

Açıktır ki, Ortadoğu coğrafyamızın bugünkü yıkım aşamalarını yaratan, yarattıkları kukla ulus devlet yapılarıyla halklarımızı parçalayan bu güçler, ‘tavşana kaç, tazıya tut’ deme politikasını, yani ‘çatıştır, savaştır, bunun üzerinden politika yap, her güçle görüş ve taviz kopar’ politikasını 21. yüzyılın Ortadoğu politikası olarak ısıtmak istemektedirler.

Rêber Abdullah Öcalan, Kürt halkının hep soykırım kıskacında tutularak, varlığı-yokluğu tartışmaları üzerinden hep kurban olarak ele alınmasını yerle bir etmiştir. Kürt halkının iradesini, kendi yaşam kontrolünü halkına geri kazandırmıştır. Kürt halkını başına örülen yüzlerce yıllık ölüm çorabı çıkarıp atmıştır. Kürt halkı 40 yılı aşkın bir süredir ve en sonda da Rojava Devrimi’nde özgücüyle, özyönetimi, özsavunması ve direnişiyle tarihi tersine çevirebileceğini kanıtlamıştır. Kürt halkını hep yalvaran, hak ve yardım talep eden bir pozisyonda görmek isteyenler, bu halkın direnişle ayağa kalkan diğer halklarla gücünü birleştirdiğinde neler yaratacağını gördüler.

Kürdistan toprakları yeni yaşam sistemini, yaşam hakkını korumak için ‘imkansız’ denileni bir kez daha başarma ruhuna, gücüne, direnişine tanıklık edecektir. Bu toprakların özgürlüğe sevdalı evlatları dün olduğu gibi, bugün de ‘umudun bir zerresini’ çok gören komplocu güçlere karşı ‘umudun direnenler’ olduğunu göstermiştir, göstermeye devam edecektir. Bunun için herkes Rojava Kürdistan direnişi şahsında; umudun, yani direnişin, yani kendi özgücünün ve iradesinin yanında yer almalıdır.

Yazarın diğer yazıları