‘Üslub-u beyan aynıyla insan’ bildirinin üslubu aynıyla parti

Bazan düşünüyorum da, belki ben “eski kafalı” bir veteranım.

Bu düşünceye, bizim arkadaşlarımızın, özellikle legal alanda çalışanların “bildirilerine” baktıkça varıyorum.

“Bildiri”, “sonuç bildirgesi” gibi metinleri okuyunca, nedense aklıma hep “Komünist Manifesto” geliyor. O şöyle başlıyordu: “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor, komünizm hayaleti…”

Ardından önüne gelenin rakibini “komünizmle suçladığı” anlatılıyordu. Sonra da Birinci Enternasyonal’e temel olacak programatik maddeler, müthiş bir heyecan dalgası yaratacak üslupla sıralanıyordu.

Şu sıralar bizim legaldeki arkadaşların “bildirileri” neredeyse İmamoğlu’nun “kucaklaşma”, “ötekileştirmeme”, “sevgi”, “aşk”, “uzlaşı” gibi terimlerden oluşan “söylemine” benzemeye başladı.

Böyle bir “söylem” hiç kuşkusuz “seçim” kazandırabilir. Sonuçta “bilinçli olanlar” sen ne dersen de, ister “kucakla” ister “aşık ol” ne yapacağını bilir. Oyunu atar. Atıyor da. “Pek bilinçli olmayanlara İmamoğlu söylemi hiç kuşkusuz “sıcak” gelebilir. Yani “sıcak bakarlar.” O nedenle de oylarını sıcak sıcak atarlar. Kucaklaşırız “Kucaklama” söylemi “seçimden seçime” işe yarasa da, “iki seçim arasında” pek işe yaramaz. Hatta, bazıları kızacak ama, işe yaramadığı gibi zarar da verir. Seçimde “kucaklaşma” kadar kolay bir şey yoktur. Sandıkta “kucaklaşırsın.” Sonuçta aynı sandığa demokrat ile faşist de, laik ile islamcı da, Kürt ile Türk de, hele Müslümanla Hıristiyan bile oy atıp, sandıkta kucaklaşıyor.

Bir de seçim sonrasını, yani şu günleri düşünelim. Beyaz tülbentli anneler AKP önüne gidiyor. Karşılarında kadın polisler… Nasıl kucaklaşacaklar? Mümkünü yok. Çünkü Türk kadın polis beyaz tülbentli Kürt annelerinin kollarına ters kelepçe takıyor. Kucaklaşabilirsen kucaklaş bakalım.

Benim anladığım şu: Seçim dili başka, sokak dili başkadır.

Bunu şu nedenle söylemekteyim. İttifak görüşmeleri yaptığımızda, “diskur” kısmında dikkatli olmalıyız. Mümkün olduğunca “üslup” ve “söylem” konusunda “uzlaşmaya” çalışmamalıyız. İttifak yaptığımız güçler “seçimsel” güçler olabilir. Onlar “kucaklaşabilir”, “vatan sevgisiyle” yanıp tutuşabilir. Tutuşsunlar. Onların işidir. Biz ise “seçimsel” bir hareket değiliz. Bir ayağımız ovadadır, diğer ayağımız dağlarda. Ovadaki “ayak” “kucaklaşırken”, dağdaki “ayak” “vuruşmak” zorunda kalıyorsa, gövde tam orta yerinden “cart” diye ikiye ayrılır. “Söylemi” eğer pantolona benzetirsek, bu pantolon hem “ova” ayağına göre, hem de “dağ” ayağına göre usturuplu bir biçimde ölçülüp, biçilmeli. Aksi halde “ayaklardan” biri çıplak kalır. “Dağ” ayağı çıplak kalırsa “ova” ayağı da üşür. Tersi de doğrudur.

Biz eskiler bunu “legal olanla illegal olanı”, “barışçı olanla barışçı olmayanı, parlamenter olanla parlamento dışı olanı uyumlaştırmak” diye formüle ederdik. Belli ki bir hayli eskidik.

Demek istiyorum ki, “söylem uzlaşması” doğru değildir. Asgari müştereklerde birleşmek esas olmalıdır. “Söylem” ideolojiktir. İttifak “ideolojide” ve, “söylemde” birlik değildir. Somut taleplerde birliktir. Yani “politik asgari müştereklerde birlik.”

“Seçimsel parti” her durumda “kucaklaşalım, birbirimizi sevelim” diyebilir. Desin. “Biz düşmanlık değil kardeşlik istiyoruz” diye şirinlik muskaları da takabilir. İtirazımız olmaz. Ama Erdoğan “HDP’liler meclise sızan katillerdir” dediği yerde, bizim edebiyatımız “kucaklaşma, vatan sevgisiyle titreme, sevme, aşık olma” üslubu olamaz.

Olursa, demek ki umudumuz, kolları ters kelepçeyle “kucaklaşmayı” tülbentli annelere imkansız kılan rejime karşı “sokakta” mücadele değil de, “sandıkta kucaklaşma” umududur. Tülbentli anneler “kucaklaşma” laflarına inanır mı? Hele gençler? Hele Kürdistan’ın bütün insanları? “Bombayla kucaklaşılmaz.”

İttifak işinde “ilke” önemlidir. “Suriye’deki işgale son verin” talebini isteyen “kucaklaşmak” için kabul etsin, isteyen “demokratik cumhuriyet için mücadele” amacıyla söylesin. İsteyen “genel af” talebini “sevgi” ile açıklasın, isteyen “devrimci geçiş programının” parçası olarak benimsesin. Esas olan “ortak taleptir”. “üslup” değil.

Kısaca önemli olan “somut talepler ve hedeflerdir”. İsteyen bu somut talep ve hedefleri kendi dünya görüşü, ideolojisi ve programı temelinde savunur.

Kimisi “kucaklaşacağız” diye savunur, kimisi “faşizmi yıkacağız” diye savunur. Ve bilelim ki, seçim kampanyasından farklı olarak kitleler asıl olarak “kararlılığa”, “devrime yönelten ajitasyona” ve “somut taleplere” bakarlar.

İttifak bildirilerini yazarken “edebiyat” yapmanın anlamı yoktur. Herkesin edebiyatı, biçemi, üslubu, söylemi kendine… Esas olan somut hedeftir.

Başka türlü “ihtilalci” ile “reformist” aynı ittifakta yer alabilir mi?

Boş verin; bu satırlar 68’den kalma mostralardır.

Yazarın diğer yazıları