Üstad Apê Beşir’in ardından – Dr. Abdullah POLAT

Onu hep takım elbisesiyle hatırlarım. Seyda gibi narin ve zarif bir duruşu vardı. Anlatırken bir meseleyi Mozart’ın Dokuzuncu Senfonisini ile “Müküs’ten kanatlanan kuşların piri” Feqiyê Teyran’ın avazını andırırcasına benliğe işlemesi vardı. Bir üstattan en çok olması gereken sabır deryası vardı. İlişkilerinde yapıcı ve zevkli bir yapısı vardı. Bulunduğu ortamda yanındakilerine sonsuza dek bırakacağı bir öğretisi, bir mirası vardı.

Genellikle takım elbiseliydi ve gri renkleri seçerdi. Kendisinden çok emin ve bir o kadarda barışık bir insan daha görmedim desem yalan olmaz. Yürürken üstüne basılmayan toprak bile kıskanırdı, avare olmana gerek yoktu çünkü tebessümlerin hiç sonu gelmezdi. O yıldızlara ayın ışığı yansımış misali çehresi baştan sona hep aydınlıktı ve gölge yer olmazdı. Aha birde günlük traşını eksik etmezdi. Farklılıklar onun için bir zenginlikti ve zaten bu kimyasında eksik olmayan binlerce güzeliklerden sadece bir tanesiydi. Disiplinli yaşamıyla en zirvelerdeydi.

Dans-folklorü kültüründen kaynaklanıyordu. Kültürüne her halükarda aşıktı ve bunu kılcal damarlarına dek işlemiş pratiğe uygulayan bir neslin ne yazık ki son neferiydi. O bu görevin çok iyi bilincindeydi. Bunu yapmak usta bir yetenek ve üstün bir akıl gerekiyordu bu da onda yüzde yüz mevcuttu. Beynin gücü ile beden dilini birbirine bağlı olarak oynatmasını bilen bir ustaydı. Bununda beyincikle beynin ne kadar üstün motorik olarak çalıştığının tam göstergesiydi.

Hesapla gözüm; dinlerken onu dört duyum sistemdeki apê’ler sevinçten çıldırı verirdi. Sohbetti bir şiir, bir deyiş, bir senfoni orkestrasının son melodisiydi. Mozart’ın Dokuzuncu Senfonisi gibi bir şey. Söylevi sanatı içinde barındıran binbir zenginlik ve sevgisi insanı sarhoş eden güzeliklerdendi. Onunla sırf karşılaşmak için evlerinin ordan öylesine geçerdim. Sırf benimle biraz sohbet eder diye bin bir bahane arardım… Dengbêji, Seydayı ve nice güzeliklerle dolu insanları aradığım gibi.

Onu en son halay çekerken görmüştüm. Oynarken Seraye canlandırtmıştı ve yermi yaslarındaki bir başında bir delikanlı misali gibiydi. Kendisi halayın başına geçerken o halayda onunla oynamak herkesin cesaret edeceği bir şey değildi. Sadece halayın başını tutmakla değildi yaptığı, govendekilerini belli bir dizayn içerisinde oynatmak, onlara bir vücut disipliniyle oynatmak bir o kadarda görevi arasındaydı. Öğreticiydi ve bu yönüyle bildiği bin bir halk oyun ve folklorunu öğretmekten zevk alanlardandı. Oynarken bir operayı yöneten üstad mi ya da çektiği filminin başrolünde oynayan bir yönetmen mi desem? Yoksa oyunu-dansı hastalarına psikolojik şifa olsun diye tedavi amaçlı oynatan bir doktor mu desem? Ben en iyisi inadına kendi sanat ve kültürünü bu yönüyle empoze eden eyleme geçiren bir devrimci deyim. Yoksa bölemi diyelim: o şimdi dünyada yaptığı gibi göğün en yüksek yerinde binlerce yıldızı alıp arkasına oyuna başlamış en parlak yıldız olsun. Sonsuza dek hiç sönemeyecek bir yıldız. Bir iyilik meleği…

Folklor ya da Kürt dansı eklemler için bir o kadar önemli olduğu gibi psikolojik sorunlar için önerilmesi gereken doğal yöntemlerin başında gelir. Yani oynamak bir terapidir. O zaman Apê Beşir bir terapisttir ve bunu sanatıyla bağdaştıran bir ideoldur.

Bu govend ustası ve yetenek sahiblerinden birisi de Apê Beşir’di. Kendisinin bin bir yeteneğiyle ve sergilediği gerek oyun çeşitleri ve seslendirmelerle Kürt kültür tarihinin bir abidesi olmuştur. Bu yüzdendir ki kendisini iyi anlamak gerekmektedir. Sergilediği folklor yeteneği sadece klasik anlamda anlaşılmaması gerekir. Ne yazık ki o kadar ustalığını kayıt altına alamadık. Bu büyük bir eksikliktir.

Beşir amcanın oynadığı yüzlerce oyunlardan sadece bir kaç tanesi:

Çepki

Kutto – (Hınıs-Burhan köyü)-Bar, Erkek

Kürt barı – Bar, Erkek.

Kürdün Yaymanı barı – Bar, Erkek.

Laççin – (Hınıs-Burhan Köyü)-Bar, Erkek.

Lavek barı – Bar, Erkek.

Laz barı – Bar, Erkek.

Lezeli – Bar, Erkek.

Lezli –(Hınıs-Burhan Köyü)

Lorki – (Hınıs-Burhan Köyü)- Halay.

Loy loy kavak uzanır gider

Maro barı –

Meyremi – (Hınıs-Burhan Köyü)

Nadem Hırçıki – (Bak. Keçiki)

Narê – (Hınıs-Burhan Köyü)- Bar, Kadın-Erkek.

Nari – (Hınıs-Burhan Köyü)- Bar, Kadın.

Ninarano – (Hınıs-Burhan Köyü)- Bar, Erkek.

Pezo –

Yarı – (Hınıs- B. Köyü)

Zeliyi – (Hınıs)

Zırava – (Hınıs-Burhan Köyü) (96 oyun)

Dalilo, Daliloy, Delilo, Deliloy, Dello, Derilo – (Hınıs-Burhan Köyü)Bar, Halay, Erkek, Kadın, Karma.

Celile Celil derki “Folklorun düşmanı zamandır. Folklor zaman kaybı olmadan derlenmesi, kayıt altına alınması gereken bir alandır”.

Folklor, halkların yaşam tarzını inceleyen halk bilimidir. Egemenler, bu bilimi bile asimilasyonun aracı olarak kullanmış ve Mezopotamya halklarının değerlerini ya yok saymış ya da inkar ederek, yayınladıkları – sözde – bilimsel kitaplarla bilimde de ahlaksızlığı uygulamışlar.

Türk edebiyatında olduğu gibi Kürt edebiyatında da “folklor” adıyla ilk çalışmalar yapılmıştır. Edinebildiğimiz bilgiler kadarıyla Kürtlerin, kendi kimlikleriyle bu alandaki ilk çalışmaları Hecîyê Cindî (1908-1990) ve Emînê Evdal’ın (1906-1964)  imzalarını taşıyor “Folklora Kurmanca” adıyla. 1936 yılında Ermenistan’ın başkenti Erivan’da ilk basımı yapılan bu eser, her türlü takdirin üzerinde olan ve geniş bir araştırmaya dayanan emekle ortaya çıkmıştır ve oldukça hacimlidir. Eserin Türkiye’deki ilk basımı ise 2008 yılında Avesta Yayınları tarafından yapılmıştır. Apê Beşir gibi değerli ustalar bu oyunları halkın içinde daima güncel olarak tutmasını beceren birer dehadırlar. Halkın sanatını oynamak halkin sanatçısı olmak düzene karşı duran en büyük eylemdir.

Daha sonraki yıllarda Ordîxanê Celîl’in (1932-2007) de bu kulvarda saygıyla anılması gereken çalışmaları olmuştur. Günümüz için ise bilebildiklerimiz arasında -ki bilmediklerimiz de vardır; onların hoşgörüsüne sığınarak söylüyoruz- hasseten üç ismi ve bu kulvardaki eserlerini anmakta yarar görüyoruz: Cegerxwîn (Folklora Kurdî) vb. emeği de her türlü takdirin üzerindedir.

Folklor, Kürtler için ulusallığın çok önemli bileşenlerinden biridir. “Kürtlerin kültürel yaşamlarında folklorun çok önemli bir yeri vardır. Folklor her zaman için dilin, geleneklerin, şiirin korunması ve geliştirilmesinde büyük önem arzetmiştir. Yine de folklor sayesindedir ki Kürtler hınçlarını, duygularını zalimlere, zorbalara duyurmuşlardır.” (Mehmet Bayrak)

Dengbêj, Seyda, babam Zeki Polat arkalarında bıraktıkları bin bir güzeliklerle gittilerse de bir o kadar da kalıcı oldular. Hepsi birer yekpare, birer Şeyh Bedrettin ve sonu gelmez birer romandırlar.

Ruhun şad olsun üstad!

Yazarın diğer yazıları

    None Found