Utanmak üzerine

Marx, değişimi ve dönüşümü başlattığı için utancın ‘devrimci’ bir duygu olduğunu düşünüyordu. Çünkü hem klasik bir düşünce envanteri içerisinden düşünüyordu pek çok şeyi (klasik düşünceyi muazzam bir bükülmeye tabi tutmuş olmasına karşı) hem de insana duyduğu bir güven söz konusuydu – onun çağının insanı dikkate alınmazsa, insan bu büyük devrim teorisyeninin bir hayli naif ve romantik olduğunu bile düşünebilir. Bugün utancı savuşturmak için, olası bir utanma durumuyla yüz yüze kalındığında bu olasılığı bertaraf etmek için insanın ne gibi stratejilerinin olduğunu ve çeşitli stratejiler geliştirmeye de devam ettiğini biliyoruz artık. Özellikle de Kafka gibi büyük yazarlar sayesinde…

Agamben, Nesir Fikri’nde pek çok meseleye yönelttiğimiz örtük bir psikolojizmin çok parlak bir eleştirisini de ürettiği bir yerde Kafka hakkında şunları söylüyordu: “Kafka’nın eserlerinde, yabancılaşmış ve uzaklaşmış bir Tanrı’nın gizemli kudreti karşısında suçluluk duyan bir insanın ıstırabının yalnızca bir hülasasını görmek oldukça zayıf bir okuma olacaktır.” Malum Kafka’nın eserlerini Kafka’nın kendisine bir ‘psikoloji’ atfederek okumak pek yaygın bir yavan-okuma biçimidir aynı zamanda. Neredeyse herkesin kendisini bir psikoloji dedektifi gibi hissettiği çağımıza da yakışır bir okuma! Ama elbette kendi sefaletiyle de yüzleşemeyenin yönelteceği türden bir psikolojizm ideolojisi, hatta olabilecek en sırnaşığından bir ‘ego psikolojisi’ ideolojisi…

Agamben, insana dair oldukça sahte, yanılsamalı bir varsayımımızın daima iş başında olduğunun farkındadır çünkü. Bu varsayım çok kabaca şöyle: Bir insan suçluluk hissediyorsa bağışlanma arayışındadır. Dolayısıyla Kafka gibi bir yazarın metinlerini Kafka’nın suçluluk duygusuyla açıklamanın, tam da onun büyük ve güçlü eleştirisini boşa çıkarmanın da en sinsi bir stratejisi olarak belirir. Ya Kafka hepimizin birden suçluluğunu ilan ediyorduysa? Bahsettiğim ‘sinsi yorum’ kendi konumunun üretebileceği utancı bloke etmek üzerine kurulu bir kişilik yapısının tam da Kafka’ya kendisini yansıtarak Kafka’yı da kendisinin suç ortağına dönüştürmek gibi bir stratejiyi de içeriyor. Agamben’in gördüğü şey buydu.

Kafka’yı bu yoruma teslim etmek, en nihayetinde kendisi için bir kurtuluş arayan bir Kafka imgesi koyacaktır önümüze; fakat Agamben Kafka’nın eserinin öyle bir haritasını oluşturur ki burada artık Tanrı’nın kurtarıcılığını arayan değil, bizzat Tanrı’yı kurtarmaya yönelen bir Kafka çıkar karşımıza. Bu ne demektir? Kafka, kelimenin özel bir anlamında orta sınıfın yazarıdır. Özel anlam derken şunu kast ediyorum: Bütün deneyimleri (sözcüğün Walter Benjamin’deki anlamıyla) gasp edilmiş bir orta sınıf. “Böyle insanlar için mümkün olan yegane masumiyet türü, tedirginlikten uzak bir utanç duygusudur” diyor Agamben. Korunaklı bir utanç duygusudur bu; ikiyüzlüdür ve Marx’ın umduğunun aksine hiç de devrimci değildir; çünkü değişimi dönüşümü başlatmak bir kenara, belirli bir masumiyet tipini, özellikle de bireylerin kendileriyle başkaları arasındaki bir ‘fark’ olarak gördükleri bir masumiyet iddiasını sürdüren bir tür konformizmin hükmü altındadır. Özellikle de son zamanlarda Kemalist çevrelerde gözlemlediğimiz şey budur büyük oranda. İnsanlar utanmaya değil, utançtan kurtulmaya, utancı savuşturmaya yöneliyorlar ve İslamcıların bütün akıldışılıklarıyla, bütün pespayelikleriyle iktidarda olmaları olabilecek en ilginç türden konforu sağlıyor bu insanlara.

Kafka utancın bizzat kendisini kurtarmaya çalışıyordu. Agamben’in ifadeleriyle “İnsanın kendini utançtan kurtarması değil, utancı kurtarması. Joseph K.’nın tüm duruşma boyunca yapmaya çalıştığı şey tam da budur; en sonda ısrarla celladın bıçağına uzanması da masumiyetini değil utancını kurtarmak içindir.” Utanabilmek ise daha baştan insanın masum olmayabileceğinin bilgisini kendisine katmış olmasıyla mümkün. Bir masumiyeti yeniden ve yeniden öne sürmek yerine, bizzat seyrediyor olmanın, bazı şeylere tanıklık ediyor olmanın kendisinin bile bir tür suç ortaklığını üretiyor olabileceğini belki de hiç akıldan çıkarmadan… Utanç ancak bu biçimiyle yeniden ‘devrimci’ bir duygu haline getirilebilir.

Yazarın diğer yazıları