Uzatılan Barış Eline Cevap Bir Kez Daha Kayyum Oldu

Cihan DENİZ

Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belliydi aslında. Görünürdeki görevi İçişleri Bakanı olan ama asılda Kürtlerin sahip olduğu tüm kazanımlara son verme misyonuyla AKP’ye Beyaz Türk Faşizmi tarafından atanmış kayyum olan zat, daha seçimler yapılmadan, seçim sonuçlarını tanımayacaklarının sinyallerini vermeye başlamıştı. Son haftalarda ise çamur medyasının unsurları HDP’li belediyeleri ama özellikle de Büyükşehir Belediyelerini hedef alan kara bir propagandaya başlamışlardı.

Seçilmiş belediye başkanları yerine valilerin kayyum olarak atanması, iktidarın ileri sürdüğü gibi basit bir idari uygulama olarak kabul edilemez. Diğer bir ifade ile kayyum atamaları bir sefere mahsus bir “istisna hali” olarak da değerlendirilemez. Tersine kayyım olgusu yeni dönemin kuralı olmuştur. Kayyum politikası Kürtlere dönük bir baskı kurma aracı olmanın çok ötesinde Türkiye’de demokrasi, hukuk, adalet olarak geriye kalan kırıntıları bile tasfiye edilmesi, tüm ülkenin tek bir merkezden yukarıdan aşağıya despotik bir şekilde yönetilmesi stratejisidir. Kayyum uygulaması, AKP’nin sürekli diline doladığı eski Türkiye’deki vesayetçi anlayışın Çökertme Planı’nın dahilinde güncellenmesinden, eski bürokratik vesayetin yerini alan Saray ile somutlaşan Beyaz ve Yeşil Faşizm arasındaki ittifakın devlet içindeki ve toplumdaki her alan üzerinde yeni bir vesayetçi sistem kurma girişiminden başka bir şey değildir.

İlk kayyum uygulaması, ilk başta kulağa paradoksal gelse de, Cemaat ile arasındaki köprüleri attıktan sonra varlığını sürdürmek için Ergenekoncular ile ittifak yapan AKP’ye atandı. Ve bu şekilde varlığını sürdürmesi Beyaz Türk Faşizmi’nin vereceği desteğe bağlı hale gelen AKP’nin gerek iç gereke de dış politikası Kürtlerin kazanımlarının tasfiyesini merkeze alan bir stratejik “akıl” tarafından belirlenmeye başlandı. İlk hedefleri kuşkusuz faşist ittifakın tahayyüle ettiği Türkiye karşısındaki en dinamik ve direngen güç olan Kürtler ve onların mücadelesinin tasfiyesi olmuştur.

En temel paydası Kürt karşıtlığı olan Beyaz ve Yeşil Türk Faşizmleri arasındaki ittifakın ilk kurbanı toplumun bütün kesimlerinde büyük bir barış beklentisi yaratan Çözüm Süreci oldu. Kürt Sorununa adil ve barışçıl bir çözüm getirmenin çok ötesinde tüm Türkiye’yi baştan aşağıya demokratikleştirmek için kurulan çözüm masasını kendi varlığı için en büyük tehdit olarak gören bu ittifak ilk işlerinden biri olarak bu masayı devirdi. Devlet Dolmabahçe’de çözüm masasını devirdikten sonra, akla gelebilecek ter türlü yola, her türlü tekniğe başvurarak dört parçada da tüm Kürt kazanımlarının ortadan kaldırılmasına çalıştı. Demokratik siyaseti tasfiyenin bir aracı olarak kayyumları devreye soktular; belediyelerde yılların emeğiyle birikmiş demokratik geleneği ortadan kaldırmaya giriştiler. Ama bunda başarılı olmadıkları gibi, attığı her adım içinde bulunduğu kriz durumunu daha da derinleştirdi.

Bu gelinen noktada bir kez daha önceden denenmiş ve sonuç vermeyeceği görülmüş bir yola başvurdular. Diyarbakır, Mardin ve Van Belediyelerine kayyum atanması, dün olduğu gibi bugün de uzatılan barış eline verilmiş bir cevaptır. Kayyumların atamasını, Kürt aklının yerel seçimlerde iktidara büyük kaybettirmesine verilen bir yanıt veya ekonomik olarak elinde kaynak kalmayan iktidarın yandaşlarını beslemek için bu belediyelerin kaynaklarına el koyması olarak görmeyi aşacak şekilde PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın uzattığı barış eline verilmiş bir cevap olarak okumak gerekir.

Ne demişti Sayın Öcalan yaptığı son görüşmede?: “Bir haftada çatışma durumunu, ihtimalini ortadan kaldırırım. Çözüm için hazırım. Ancak devlet de, devlet aklı da gereğini yapmalıdır.”

Belediyelere kayyum atamasının tam da Sayın Öcalan’dan gelen çözüm mesajının ardından gelmesi bir tesadüf olamaz. Devlete bir mesaj verilmiştir ve devlet de bu mesaja karşı kendi mesajını vermiştir. Devlet ikinci kez İmralı’dan yükselen barış ve demokrasi çağrısına kayyum ile yanıt vermiştir.

Böylesi bir yanıtın sonuçlarının her kesim için çok ağır olacağı çok açıktır. Demokratik siyaset üzerindeki tasfiye dalgası daha da ağırlaşacaktır. Daha fazla genç, iktidar barış elini havada bıraktığı için yaşamını yitirecektir. İçeride ve dışarıda güdülen savaş siyaseti Türkiye’yi daha da yalnızlaştıracak ve büyük güçlerin kendi bölgesel amaçları için daha uygun bir piyon raddesine getirecektir. Ülke daha fakirleşecek, emekçilerin sırtındaki yük daha da ağırlaşacaktır. Tüm bunların sorunlusu İmralı’dan gelen barış ve çözüm mesajını kayyum siyaseti ile yanıtlayanlardır.

Bunun karşısında ise başta Kürt Demokratik Siyaseti olmak üzere tüm Türkiyeli barış ve demokrasi güçlerine düşen, aslında Türkiye’de kalan son demokrasi kırıntılarını da ortadan kaldırmanın ilk adımı olan bu hamleye karşı tüm ezilenlerin ortak direniş cephesini örmektir. Daha önce bu şekilde görülmediği ve gerektiği şekilde yoğun bir direniş örgütlenemediği için büyük bedeller ödendi. Bu sefer bu hataya düşülmemelidir.

Yazarın diğer yazıları