‘UZLAŞMA’

ABD ve Türkiye arasında, Kuzey Doğu Suriye’de “güvenlik bölgesi” oluşturma amacı ile süren görüşmeler ve pazarlıklar “anlaşma” ile sonuçlandırıldığı açıklansa da; “taraflar” arasında varılan “anlaşmanın” içeriği hakkında fazla detay verilmedi. ABD Büyükelçiliği “anlaşmayı” resmi Twitter hesabından duyurdu. Üç gün süren toplantılarda neler konuşuldu, hangi konular gündeme geldi, pazarlıkların sonucu kamuoyuna Twitter üzerinden bildirilen “çerçeveden mi” ibaret? Bu konuda henüz yansıyan bilgi yok ancak önümüzdeki aylarda anlaşma uygulandığında, kimi ayrıntıları öğrenme şansımız olacak.

Türkiye’nin “güvenli bölge’den” amacının ne olduğu biliniyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun anlaşmadan hemen sonra “neye mal olursa olsun Fırat’ın doğusunu temizleyeceğiz” ve ardından Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “B ve C planlarımız hazır” açıklamaları Türkiye’nin yaklaşımını ortaya koymuş durumda. Kürt “fobisi” üzerinden şekillenen bu yaklaşım, kriz ve şiddet üreten, diyalog ve müzakere olasılığını ortadan kaldıran bir davranışa dönüşüyor. Bu ruh halli, “temizleme, yok etme, süpürme, etnik temizlik” tehditleri ile su yüzüne çıkarken, halklar arasında, birlikte yaşam iradesini de yok ediyor. Bu nedenle ABD ile varılan mutabakat, “taraflarca” farklı okunup yorumlanıyor. Bunun da sahadaki yansımaları ve uygulamada kimi “farklılıkların” olacağını gösteriyor. Varılan “anlaşmanın” içeriğine ilişkin yanıtsız bırakılan soruların çoğalması, uygulama aşamasında kimi zorlukların da olacağının işareti.  “Müşterek Harekat Merkezi” varılan anlaşmanın en önemli maddesi. İşleyişi ve kapsama alanı yine “taraflarca” yapılacak müzakereler sonucu şekillenecek. ABD ve Uluslararası Koalisyon Gücü’de bu harekat merkezinde rol üstlenecek. Türkiye’nin, Suriye İç Savaşından bu yana, ilk kez Uluslararası Koalisyonla bu kadar yakın ve somut bir pratik içine gireceği “Müşterek Harekat Merkezi” kurulması konusu hemen yaşama geçmiş durumda. Beklentiler ve yaklaşımlar farklı olsa da, uzlaşma, şimdilik bir sıcak çatışma ve “işgal” girişimini ötelemesi nedeniyle, ihtiyatlı bir iyimserlikle “karşılanmış” durumda. Esas olarak Türkiye’nin “güvenlik kaygılarını” törpüleme amacıyla kurulan harekat merkezi, zaman içinde, fren olma işlevini yerine getirdikçe, Türkiye’nin “tek yanlı” girişimlerini de engellemeyi amaçlıyor.

ABD ve Türkiye arasında varılan uzlaşma, Türkiye’nin bölgeye yönelik “tek taraflı eylemlerini” engelliyor. Türkiye Koalisyon Güçlerinin bilgisi olmadan, bölgede askeri faaliyet yürütemeyecek. Türkiye’nin yeniden Koalisyon Güçleri ile “müttefiklik ruhuna uygun olarak” Suriye’de “işbirliğine razı olması yeni bir durum. Şimdiye dek Suriye’de, Rusya ve desteklediği “radikal cihatçı” gruplar aracılığı ile hareket eden Türkiye, nihayet “müttefikleri” ile ortak bir işe girişmiş durumda. S-400 krizinin yarattığı gerilimi hafifletecek bu uzlaşma, Türkiye’ye iki ipte birden oynanamayacağı gerçeğini hatırlatmışa benziyor.

Uzlaşmanın ilan edilen diğer önemli maddesi, Türkiye’de bulunan Suriyelilerin ülkelerine geri dönüşü. Anlaşmanın en zorlayıcı maddesi bu olsa gerek. Suriyelilerin geri dönüşü sanıldığı gibi kolay olmayacak. “Açık kapı” politikası ile milyonlarca Suriyeliyi kabul eden Türkiye, şimdi de hadi bakalım herkes ülkesine diyerek, Suriye vatandaşlarına “kapıyı” gösteremez. Onların rızası ve iradesi olmadan “zorla” ülkelerine, başka bir bilinmeze gönderilemezler. Kaldı ki, SDG yönetimi tüm Suriye vatandaşlarının “güven içinde” ülkelerine, kontrolü sağladıkları Kuzey Doğu Suriye’ye, dönebileceklerini açıkladılar. Bunun önünde tek engel, Suriyelileri Batı’ya karşı bir pazarlık kozu olarak elinde tutmak isteyen Türkiye. Ülke dışında bulunan Suriyelilerin “dönüşü” ancak Suriye sorununun kalıcı çözümü sağlandığında BM ve ilgili kuruluşların gözetiminde mümkün olabilir.

Anlaşma ABD ve Türkiye arasında sağlandı, ancak Suriye, İran ve Rusya’nın bu uzlaşma karşısında alacakları “pozisyon ve tutum” son derece önemli. Rusya’nın “uzlaşmaya” sessiz kalışı, İdlib’deki gelişmelere bağlı.

Türkiye, 30 km derinliğinde bir “güvenli bölge” ve bu bölgeye İdlib’de sıkışan silahlı grupları ve Suriye vatandaşlarını gönderip demografik yapıyı “kalıcı” olarak değiştirmeyi talep ediyordu. Ancak Ankara’daki hesaplar başka bir bahara ertelenmiş durumda.

Yazarın diğer yazıları