Varoluşlarımız nasıl buluşacak birbirleriyle?

Kararmakta olan günün içerisine sızan belirsizlik bulutları her şeyin bu kadar düzenli aktığı bir yaşamın içinde onları en çok ürküten şeydi. Bir halka kopmuştu yaşamlarından, dillerinden bir sözcük eksilmişti, zaman sayacından bir rakam eksilmişti. Bir yere kadar olması gerektiği gibi akan oyun artık olması gerektiği gibi ilerlemiyordu. Yerde yatan adamı ilk görenin telefon açıp polis ve ambulans çağırması, adamı daha sonra görenlerin, ilk görenin polisi ve ambulansı aradığını bilmenin rahatlığıyla, polisler gerekli tedbiri alıp yerde yatanı ambulansa bindirene kadar seyretmesi ve sonra herkesin yaşamının olağan akışına dönmesi biçiminde gelişen oyun bu sefer bir yerde takılmış ve bir türlü alışılageldiği biçimiyle tamamlanamıyordu. Kimse oyunun nerede takıldığını, nerede aksadığını bilmiyordu. 

Yaşamın bu bölümü kendini tamamlamıyordu, yeni bölüm başlayamıyordu. Bir bitişsizlik çökmüştü yaşamın üstüne. Sonsuza dek takılı kalacaklardı bir anın içinde. Bu belirsizlik her türlü düzensizliğe kapı aralama ihtimali taşıyordu. Ve herkesin şu an tek ortaklaştığı ve herkesçe malum olan tek şey belirsizliğin yarattığı korkuydu. Bir ölüm haberi ya da muhtemel bir ölüm daha ürkütücü ve daha karanlık değildi kimse için. Herkes yanındakinin aynı korkuyu hissettiğinin farkındaydı ve bu içlerindeki korkuyu daha da çoğaltıyordu. Ve garip bir şekilde ilk defa yanlarındaki birilerinin, bir başkasının duygusuna bu kadar yakın olmuşlardı ve ilk defa bu kadar ilgilendiriyordu onları, bir başkasının duygusu. 

Gittikçe büyüyen korku yanında üşümeyi de davet etmeye başlamıştı içlerine. Ne ayaklarındaki kalın tabanlı, içi astarlı botlar ne de üzerlerindeki eksi kırk derece soğuğa dayanıklı kabanlar, içlerindeki üşümenin çoğalmasını engelleyemiyordu. Ve daha kim bilir tanıdık olmadıkları hangi duygular içlerine yerleşmek için sıradaydı. Ya bu belirsizliği yeneceklerdi, ya da bu belirsizlik onların tüm yaşamını teslim alacak ve nereye varacağını bilmedikleri bir şimdiden sonranın, bir kaosun içinde bulacaklardı kendilerini. 

Madem birlikte hissediyorlardı bu korkuyu, madem herkes aynı anda tutulmuştu bu belirsizliğin girdabına öyleyse yine hep beraber hareket ederek yenebilirlerdi bu ne olduğunu bilmedikleri düşmanı. Birden herkes bunu nasıl yapabileceğini bilmediğini fark etti. Birlikte nasıl hareket edileceğini bilmiyorlardı. Olağan dışı bir durum karşısında nasıl hareket edeceklerini hep birileri onlara söylemişti. Ya da talimnamelerden, kullanma kılavuzlarından, uyarı levhalarından öğrenmişlerdi hep nasıl hareket edeceklerini. Ama şimdi yaşadıklarının bir kullanma kılavuzu, bir talimnamesi yoktu. Şimdi sadece kendileri varlardı birbirleri için. Ve birbirleri için var oluşlarını birbirleriyle nasıl buluşturacaklarını bilmiyorlardı. Hangi dili kullanacaklardı, hangi sözcüklerle birbirlerine tutunacaklardı. Yaşamın olağan akışı içinde böyle bir dile ihtiyaçları olmamıştı. Şimdi bu dili kurabilmek için gerekli sözcükleri nerden bulabileceklerini bilmiyorlardı. Bilmemek çaresizliklerini çoğaltıyordu, bilmediklerini bildirecek birilerinin, bir otoritenin olmaması ise büsbütün çoğaltıyordu çaresizliklerini. Bakamıyorlardı birbirlerinin yüzüne karşılaşmamak için yüzlerdeki çaresizliğin karanlığıyla.

Hatırladı içlerinden yaşlıca biri dokunmanın da bir dil olduğunu eskilerden kalma bir sezgiyle. Dokunarak çoğalacaklardı ve dokunarak azaltacaklardı içlerindeki karanlığı. Garip bir şekilde birinin içinde olup biten her şey, herkesin içinde aynı anda beliriveriyordu. Eller uzandı, her bir el ürkekçe tutundu yanında durduğunu hissettiği bir ele çocukluktan kalma dokunma içgüdüsüyle. Bir ana rahmi sıcaklığı umdular tutundukları ellerde, ıslak bir sıcaklık yaladı düşlerini. Kış geri çekildi caddelerden evlerin çatılarına doğru. Bir bahar doğurdu bedenleri. Bir ağaç çiçek açtı.

Yazarın diğer yazıları