Vatandaş Kılıçdaroğlu ve ‘üzgünüm Leyla’!

Ben bir “vatandaş” olarak, Kılıçdaroğlu’nun bir “siyasi” özne olmaktan çok, “emekliliğini” yaşamakta olan bir “memur” olduğu izlenimi edinmişimdir. O da zaten sık sık “devlette çalıştığını” anlata gelmiştir.

Sözüm ona “sosyal demokratlık” iddiasındaki bir parti liderinin “devlette çalışmış” olmayı marifet sayması, Batılı ülkelerde sanırım hayretle karşılanır. En kıytırık bir sosyal demokrat bile, eğer fabrika işçiliği yapmamışsa, en azından “sendikal bürokrasi” içinde çalışmış olmakla övünür. 

Bizimki “devlette çalışmakla” övünüyor. CHP’nin bir “emekçi partisi” değil de, “devlet partisi” oluşu, Kılıçdaroğlu’nun “bürokratlığı” ile övünüyor oluşunu bize açıklayabilir.

Ancak, geçtiğimiz gün aniden mevcut statüsü hakkında ilginç bir açıklama geldi Kılıçdaroğlu’ndan. Şöyle konuştu:

“Nereye gidecek bu ülkenin hali? Ne olacak bu ülkenin hali? Ben merak ediyorum. Vatandaş olarak merak ediyorum, siyasetçi olarak değil. Varsa bir sorun getirin, çözelim. Ne istiyorsanız çözelim, ne istiyorsanız yapalım. Bu dursun artık, ‘Yeter’ diyoruz artık".

Son çatışmalarda 10 askerin ölümü üzerine böyle konuştuğunu hatırlatayım.

Belli oldu ki, Kılıçdaroğlu da artık “devletin bir bürokratı” olmanın anlamsızlığını farketmiş. Çünkü o devlet artık onun partisi tarafından kurulan devlet değil. CHP de artık o devletin partisi olma imtiyazını çoktan kaybetmiş.  

Siz sanıyorsunuz ki, Kılıçdaroğlu bu durumu farkettikten sonra bir “bürokrat eskisi” olarak değil de, ülke sorunlarına vakıf, bu sorunları aşacak programlara sahip, iradeli, dirayetli bir “siyasi” özne olarak konuşacak.

Ne gezer.

Kılıçdaroğlu bir “siyasetçi olarak değil, vatandaş olarak” konuştuğunu söylemekte. Tıpkı kahvehane peykesinde bağdaş kurmuş “vatandaş” gibi soruyor: 

“Nereye gidecek bu ülkenin hali? Ne olacak bu ülkenin hali? Ben merak ediyorum.”

Evinin duvarına Mustafa Kemal ile İsmet Paşa resmi asan bir müzmin CHP’li Kılıçdaroğlu’na aynı soruyu sorabilir. “Ne olacak ülkenin hali. Ben merak ediyorum, paşam, bir zahmet et de merakımı gider…”

Kılıçdaroğlu fakir, çaresiz. “Hem paşa değilim, hem de siyasetçi sayılmam, ben de senin gibi bir vatandaşım, ben de merak ediyorum…”

Neyi merak ediyorsun Kılıçdaroğlu kardeş? Türkiye’nin faşizm yoluyla felakete gittiğini hala anlamadın mı? Anlamıyor.  

Siz Kılıçdaroğlu’nu bir “muhalif partinin” lideri sanıyorsunuz, değil mi? “Muhaliflik” kim, Kılıçdaroğlu kim? Bakın neler diyor?

“Varsa bir sorun getirin, çözelim. Ne istiyorsanız çözelim, ne istiyorsanız yapalım. Bu dursun artık, ‘Yeter’ diyoruz artık".

Hazret, “sorunun” ne olduğundan ve nasıl çözüleceğinden habersiz. Eğer “varsa” diyor, bize o “sorunu” söyleyin, “ne istiyorsanız çözelim, ne istiyorsanız yapalım”… Erdoğan’dan ricacı.  

Senin işin, Erdoğan’a “sorun ne, çözümü ne” diye sormak değil, “sorunun” ne olduğunu saptamak. Sonra da “nasıl çözüleceğine” dair bir siyasi çizgi çizmek. Arkasından da 10 asker mi öldü…Hemen hükümetin yakasına yapışmak: Ben sana sorunun ne olduğunu ve nasıl çözüleceğini söyledim. Dinlemedin. 10 askerin ölümünden sen sorumlusun”…

Ama o başka telden çalıyor:

“Terörü bitirmek için ne gerekiyorsa biz verelim, dedik. Bizden ne istiyorsanız her türlü katkıyı verelim, dedik. Yasa değişikliği, hay hay buyurun yapın. Anayasa değişikliği, hay hay buyurun yapın. Ne istedilerse bütün talepleri karşılandı. Son derece üzgünüm. 10 şehidimiz var.”

Vatandaş Kemal “üzgün”…

Ona anlatalım: Siz Erdoğan rejimine “sizden istediği her şeyi, her katkıyı verdiğiniz, onların faşist yasalar, faşist anayasalar konusunda her talebini karşıladığınız” için savaş devam ediyor. Vatandaş Kemal, Saray ne derse onu diyor. “Terörle mücadeleye destek verdiğini” söylüyor. Oysa o, Erdoğan’ın “savaş siyasetine” tam destek veriyor.

Vatandaş Kemal! Madem Erdoğan rejiminin savaş siyasetine yardım ediyorsun, onu destekliyorsun, madem PKK’ye karşı savaşa sen de katılıyorsun; ne demeye 10 askerin ölümünden “üzgün” oluyorsun?

Yani sen, vatandaş Kemal, “askerin ölmeyeceği bir savaş” mı hayal ediyorsun.

Et bakalım…

Yazarın diğer yazıları