Ve cehennem çukurundan çıkmak

Şaire söz düşüyor yine. “Cehennem çukuru” diyor Şükrü Erbaş yaşananları anlatmak için. Siyaset kimi zaman yetmiyor, şairlerin sözlerine dönüyoruz yüzümüzü.

Bugün Türkiye’deki toplumun yaşamı tam bir cehennem çukuruna, toplumun beyni de yüksek gerilim hattına dönüştürüldü. İntiharlar ağır ama gerçek bir gösterge. Bu ölümlere intihar demek dahi sorunlu. Çünkü hepsi ardında faturalar, ödenmemiş borçlar, haksız kazanç, yolsuzluk, sömürü ve mutsuzluklar bırakmaktadır. Tüm bu intiharların sorumlusu Türkiye devletidir, AKP-MHP iktidarıdır.

İnsan algısı sınırlı ve görelidir. Öyle ki, ölümden ölüme fark arar, kimini haklı çıkarmak, kimine hayıflanmak ister. Oysa şimdilerde eceliyle ölmek o kadar azaldı ki. Tanrının öldüğü, insanın öldüğü ve en nihayetinde kendini insan sananların kendini tanrı yerine koyduğu bir çağın yangınındayız.

Cizre’de aynı aileden değil dört, beş altı kişi katledildi, yakıldı. Amed’de bir ana iki dağ gibi oğlunu aynı günlerde toprağa verdi. Efrîn’de kimi aileler tümden katledildi. Serêkaniyê’de ve Girê Spî’de kadınlar katledildi ve bir vahşet çağının hikayesini dinler gibi herkesin gözleri önünde memeleri ve rahimleri parçalandı. Hiçbiri intihar etmedi.

Efrîn halkını katletmeye giden roketlerin üzerine adını yazıp fotoğraf çekip bunu sergileyenler vardı. Sur’da yıkılan ve yağmalanan evlerin duvarlarına ırkçı, faşist ve insanlık dışı sloganlar yazanlar vardı. Cizre sokaklarında devlet araçlarından Kürt halkına cinsiyetçi küfürler edenler vardı. Hepsi yargılanmayı ve cezalandırılmayı bekliyor.

Normal olmayanın normalleşmesi, insanları anormalleştiriyor, depresyon burda başlıyor.

Kürdistan’daki vahşeti yapanların, insanlığından kopanların insanlık mahkemesince yargılanmadığı, cezalandırılmadığı sürece, toplumun normal yaşaması da beklemek nafiledir.

İnsanlar hiçbir doğal afet yokken ve ecel gelmemişken ölüyor durmadan. Soma gibi ölüyorlar, inşaatlarda ölüyorlar, trafikte ölüyorlar, endüstriyalizmin her türlü aracında ölüyorlar, öldürülüyorlar. Kadınlar evde öldürülüyor, mutfakta, sokakta, hastanede, kafede, okulda öldürülüyorlar. Kadınlar kansız ölmüyor bugünlerde. Soytarı ve zorba bir erkeklik üzerinde kendini vareden AKP-MHP iktidarı, kadınları kurban ediyor, kadınların kanını erkeklere sunarak iktidarını sağlamlaştırıyor. Çocuklar öldürülüyor. Panzer paletleri altında körpe bedeni eziliyor çocukların. Kıpırtısız bedenin narinliği kucağında “söyleyin bana bu nedir?” diyor bir ana Batı Kürdistan’da. AKP-MHP çocukları öldürmeye devam ediyor.

Ve Antalya’da bir aile tümden intihar ediyor. Sonra başka bir şehirde, başka bir şehirde daha. İntihar, tek kişinin üzerine düşünüp pratiğe yöneldiği bir olay olmaktan çıkıyor. Bir anne ve babanın oturup ölmeye karar vermesini, nasıl öleceklerini ve çocuklarını nasıl öldüreceklerini tartışmasını aklın sınırları almıyor. Çünkü, bu, kıyamet.

Depresyon diyorlar. Kapitalizm diyorlar. Sessiz ölüm diyorlar. Oysa bu intiharlar bir çığlık. Faşizmin sesini dahi çekip aldığı insanların, herşeyin anlamını yitirdiğini haykırdıkları bir çığlık. Bu bir kıyamet ve kıyametin nasıl bir ahlaki çöküntünün üzerine geldiğini görmek zor değil.

İnsanlık tarihi lanetleri anlatır. Ve ardından gelen kıyametleri, evrenin bir tufanla, yangınla ya da fırtınayla kirlenmişliği temizleyerek yeniden yaratışını, yanlış inşa olunanın yıkımını duyarız mitolojilerde. Bugün böyle bir lanetin ortasındayız ve böyle bir hikayenin malzemesi olmaktayız. Sodom ve Gomora ne ki. Türkiye bugün bundan daha fazla lanetli, çünkü insanlığını yitirmiş ve kendini kaybetmiş pis bir açgözlü iktidarın hegemonya heveslerinin hakimiyeti var. Böyle bir hegemonyadan her türlü ahlaksızlık çıkıyor ve eski meselleri çok geride bırakıyor.

Çocuklara tecavüz ediliyor, bedenleri parçalanıyor. Kadınlar devletin güvenlik kameraları önünde boğazlanıyor. Peygamber ocağı denen Türk ordusu Suriye’de insan öldürmekle meşgulken diğer yandan da aynısını Libya’da yapmanın hazırlığında. Polis-istihbarat örgütleri ülke-bölge insanlarını ajanlaştırmanın gayretinde.

Böyle bir iktidarın, böyle bir hükmetmenin karşısında daha ne olması beklenir ki. İntiharlardaki çığlığı duymamak, bunu sessizlik ve yalnızlık sanmak yanılgıdır. Ve şairin dediği gibi, “Bütün ülke böyle bir cehennem çukurunda yaşayamaz. Bunun dışına çıkmamız gerekiyor.”

Türkiye’deki tüm depresyonların, fakirliklerin, mutsuzlukların kökeninde Kürtlere yapılan kötülükler var. Bunalımın Türk askerini aşarak tüm Türkiye halkını sarması var. Türkiye’nin laneti ve cehennem çukuru Kürdistan’da uygulanan faşizmden başlıyor. Ve Kürtlere yapılan bu saldırılar, haksızlıklar ortadan kalkmadıkça, Kürtlerin onurlu varlığı kabul edilmedikçe ve demokratik ulus anlayışı yaşamsal kılınmadıkça bu lanet kalkmayacak, cehennem çukurundan da çıkılamayacak.

Yazarın diğer yazıları