Vedat Türkali ortak yaşam köprüsüdür

Bütün çürümüşlüğüne rağmen toplumun, bütün düşürülmüşlüğüne rağmen insanın, bütün değersizleştirilmesine rağmen insanı insan yapan kutsalların kimi insanlar vardır ki durdukları yerle, aldıkları nefesle, kendilerini var etme biçimiyle insanın yeniden insan olarak dirilmesinin umudu olarak dikiliverirler orta yerinde yaşamın. 

On tane on yıl, yani bir yüz yıl yaşayıp bütün bu kirin ortasında kirlenmeden, yüz binlerce saat alıp verdiği soluğu temiz tutmak, geçtiği işkencelerden, acılardan, hapisliklerden başı dik ve onurlu çıkmak, yani bütün insanlığın namusunu savunmak kolay değildir öyle. Böyle insanlar sayesindedir ki insan kaybetmez umudunu. Böyle insanlar sayesindedir insan direnir bir tutam daha temiz bir yaşama akmak için  egemenlerin cehennemi faşizmine rağmen. 

Öyle günler olur ki zifiri karanlıktır yaşam. Öyle günler gelir ki çürütülmüş yaşamın nefes alınacak dirhem yeri kalmamıştır. Öyle günler olur ki yaşadığınız cehennemi ağrılar için attığınız çığlıkları duymaz bir Allahın kulu. Ölümü dilersiniz, ama kolay değildir ölmesi. Faşizm ölmek hakkınızı bile çalmıştır elinizden. İşte böyle irinli bir yaşama bedellenmişken şimdiniz, yarınınız, bir sözleriyle, bir duruşlarıyla, bir eylemleriyle iniverirler karanlığın ortasına böylesi insanlar. Sözleri çırılçıplaktır, saklamasız, dolaysız, kıvırmasız. Eylemleri doğrudandır. Doğrudan faşizmin, egemenin kalbine doğru. Durdukları yer çok nettir, ikirciksiz. Mazlumun yanında, zalimin karşısında. Korkmazlar elde ettiklerini, sahip olduklarını, yahut biriktirdiklerini kaybetmekten. İki şey hariç, onurları ve vicdanları. 

Abdulkadir Pirhasan. Nam-ı diğer Vedat Türkali. Senarist, şair, romancı, devrimci, komünist, eylemci, enternasyonalist aydın. Yüzyıllık yaşamına onlarca senaryo, roman sığdırmış, filmler çekmiş, şiir yazmış. Hapse girmiş, kaçak gezmiş, sürgün olmuş, yazması yasaklanmış. Bu ülkenin tarihindeki tüm askeri, sivil darbeleri yaşamış, tüm karanlık dönemlerine tanıklık etmiş, acılar, işkenceler yaşamış, karanlık bugünlere aydınlık şafaklar düşlemekten hiç vazgeçmemiş. Yazması yasaklandığı için, Abdulkadir Pirhasan olan adını Vedat Türkali olarak değiştirmek zorunda kalmış. Asla direnmekten, yazmaktan ve mazlumun yanında saf tutmaktan vazgeçmemiş. Bu arada eş olmuş, baba olmuş, aşk yaşamaya, çocuk yetiştirmeye vakit bulmuş. Büyüttüğü çocuklarına vicdanının aydınlığını taşımış, onları da bir vicdan ve onur savaşçısı yapmaya muvaffak olmuş.

Vedat Türkali’nin varlığı, bu topraklarda azgınlaşmış faşizmin cehenneminden kurtulmak için başlı başına bir umut kaynağıdır. Vedat Türkali’nin varlığı faşist Türk devlet egemenliğinin Türk halkına zerk ettiği ırkçılıktan, faşizmden kurtulmanın ve halkların bir arada eşit ve onurluca yaşamasının teminatıdır. Biliyoruz ki bu topraklarda bir Vedat Türkali yaşadı, koşullar ne olursa olsun vicdanını karartmadı, onurunu düşürmedi, başını eğmedi, yüreğinin sıcağını, umudunun aydınlığını eksiltmedi. Anlattığı devasa ve muhteşem hikayelerle egemenler sofrasında büyük bir itibar kapma olanağı varken, o halkların sofrasına oturmayı tercih etti. Asla egemenlerin lütfuna tenezzül etmedi. Yanı başında yüreği, dili, kültürü, yaşamı kanayan Kürt halkına bigane kalmadı. Faşizmin, zulmün en karanlık döneminde Kürt halkının yanında, içinde durdu. Sözünü söylemekten, durduğu yeri netleştirmekten çekinmedi. 

Güle güle büyük ozan. Güle güle halkların eşit, onurlu ortak yaşam köprüsü. 

Yazarın diğer yazıları