VE’JÎN’

Mekan ve zaman birlikteliğinde kırk yıldır çizilen bir anlam haritasına tanıklık ediyoruz. Bu tanıklığın en güçlü sembollerinden biri ağaç olsa gerek. Toprağın ruhunu taşıdığına inanılan ve hemen hemen bütün mitoloji, din ve felsefelerde ifadesini bulan bir sembol. Kimi zaman kutsallık atfedilen, kimi zaman şifacı gücünden yararlanılan… Kimi zaman da o ağaçların hikayelerini kendi hikayeleri ile birleştirenlere tanıklık eden… Bilgiyi yaşam ve doğa ile bütünleştirmeyi başaranların hikayesini taşıyan… Ve bilişim ve iletişim çağında muazzam bir teknikle uzaya yol alan insanlara mekanın kime ait olduğunu hatırlatan…

Bir varolma biçimi mekan… Kendinden soyutlanamayan bir oluş hali… Zamanın ince ince dokunduğu bir varoluş alanı… Köklerinden kesilse dahi eski ihtişamına kavuşmak için yeraltındaki köklerinin yeşermesini bekleyen banyan ağacı gibi tıpkı… Ya da, “Kampüse giderken Akasya ağaçları vardı” diyerek Özgürlük mücadelesi ile kurduğu ilk bağı ağaçların tanıklığına emanet eden Sakine Cansız’ın samimi arayışı… Kimbilir akasya ağacına nasıl bir anlam yüklemişti. Hayat-ölüm-hayat döngüsünde özgürlüğü mekana işleyen zamanın doğal anıtı olmayı başarması bu bağla ilgili belki de… Samimi bir bağ çünkü…

“Özgürlük çizgisi”nde ısrar eden bu samimi bağ şimdi tüm dünya kadınlarını sarıyor. Birinci kadın devriminin mekanında ikinci kadın devrimini ören bir yaşam sunuyor. Kendi kökleri üzerinde yeşeren kadın devrimine yönünü veren kadınları konuk ediyor. Bunu yaparken sorunlarını saklamıyor, ütopik bir yaşam vaadinde bulunmuyor. Kavgayla, mücadeleyle, örgütlenmeyle mutlaka başarabileceğimizin mesajını veriyor. Bunu yaparken herkesin yaşamına dokunmayı başarıyor. Kadının örgütlü iradesine dönük saldırıların Mirabel kardeşlerden Sakine, Fidan ve Leylalara dek sürdüğünün bilinciyle sistemli bir mücadele yürütüyor. Özgürlük hareketi 25 Kasım ile 27 Kasım’ı anlamsal ve yapısal olarak birleştiren bütünlüklü paradigmasal bir mücadele diyalektiği ile bunu başarıyor.

Bu zaman diliminde her iki günü daha da anlamlı kılan bir hayale tanıklık ettik. Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlüğüne dayanan paradigmanın öncülüğünü yapan Rêber Abdullah Öcalan’ın hayali… Daha doğrusu Starkent hayaline doğru bir adım diyebiliriz. Ya da bir damla… Jinwar… İki yıldır süren inşa aşamasının ardından 25 Kasım’da Jinwar’ın açılışı yapıldı. Dünyanın dört bir yanında heyecan yaratan bu projeye binlerce kadının desteği, binlerce kişinin emeği oldu. Herkeste heyecan yaratması hayalin ve emeğin samimiyeti ile bağlantılı. Şehit Sêvê Demir bahçesi, Şifajin, Uveyş Ana okulu, Jinwar akademisi, kadınların yavaş yavaş yerleşmeye başladığı evlerin her biri tek tek herkes tarafından ziyaret edildi. Dışardan gelen onlarca basın kuruluşundan biri, “Ayrıntılarına kadar köye dair herşeyi alın. Neden bu kadar yankı uyandırdığını anlayalım” talimatıyla geldiklerini belirtti. Bütün ayrıntıları aldıktan sonra sorduğumuz soruya verdiği cevap ise, “Oysa herşey çok sade… Çok farklı bir şey bulamadım” dedi. Biz de, “Sanırız kadınlar ne yapsa birileri korkuyor, bu birileri de sanki erkek zihniyeti” dedik gülümseyerek…

Evet kadınlar özellikle de örgütlü bir iradeye sahip olan kadınlar ne yapsa birileri korkuyor. Bu korkunun ifadesi evde, işte, okulda, sokakta, meydanlarda heryerde kadına yönelik şiddet olarak her an kaydediliyor. Buna karşı örgütlenmek, iradeleşmek, mücadele etmek, bir nefes bir damla olma iddiası taşıyan Jinwar gibi özgür yaşam alanlarını çoğaltmak çok önemli… Bir ağacın köküne yavaş yavaş akan suyun sabrıyla aşka, özgürlüğe, akasya ağacının tanıklığına, meşe ağacının yaprağına inananların inancıyla… Kırk yılda oluşunu tamamlayan Özgürlük hareketinin bilgeliğini kuşanarak… Oluşun mekanında nefes aldığın her an’ı değerli kılarak, bunu hissettirerek…

Yazarın diğer yazıları