Vesayete devam mı, tamam mı?

Şimdilik beka sorunu palavraları rafa kalkmış görünüyor. Göründüğü gibi seçimlerden sonra bunu ağzına alan kalmadı. Çünkü beka sorunu, iç ve dış düşmanlar, biz olmazsak vatan-millet batar tehditleri, şantajlar kar etmedi. Halklarımız tek adam- tek parti diktasında hayır dedi.

Şimdi her yerde vesayet sistemini nasıl ayakta tutarız çabaları yeniden ağırlık kazandı. Erdoğan’ın beka sorunu var diyerek ortalığı telaşa vermesinden sonra hiçbir şey olmamış gibi “Kızgın demiri soğutalım” diyerek yeniden kurtarıcı rolüne girmesi dikkat çekicidir.

Tek adam-tek parti rejiminin faziletleri üzerine çekilen nutuklar iflas etmiştir. Şimdi “Cumhur ittifakı” yerine “Türkiye ittifakı” önerilmektedir. Bu konuda AKP ile CHP arasında temasların sürdüğü söyleniyor.

Erdoğan tek parti, tek adam rejimi ile huzur ve istikrar getireceğini vaad etti ama pratikte tam tersi görüldü. Türkiye tarihinin en derin krizi içinde. İçeride ve dışarıda bütün temel politikaları da tıkandı. Erdoğan’ın diktatörlük yöntemleriyle bu krizden çıkış yolu bulması olanaksızdır.

Demokrasi denecekse, halk denecekse öncelikle halkın iradesine saygı gösterilmesi gerekir. Cumhuriyetin kuruluşunda CHP tek parti rejiminin “Halka rağmen halk için” ilkesi geçerliydi. CHP baskıları ve zulmü halkın çıkarı için yaptıklarını söylüyorlardı. Bütün bu iddialar ve CHP diktası iflas etti.

Kurulduğu günden beri vesayet rejimine karşı olduğunu iddia eden ve vesayete son vereceğini vaadeden AKP, bugün vesayetin en başta gelen savunucusu ve sürdürücüsü olma gayreti içindedir. Bunu Müslümanlık maskesiyle yapması işin özünü değiştirmiyor. Bu nedenledir ki vesayetin diğer kurumlarıyla kolayca uzlaşabilmektedir.

Halk bu tek-tekçi vesayet sistemine her alanda ve bütün gücüyle direnerek hayır demiştir.

7 Haziran 2015 seçimleri bunun en açık ifadesi olmuştur. HDP vesayete ve tek-tekçiliğe karşı bütün farklılıkların eşit ve özgür yaşamını savunarak halkın desteğini kazanmıştır.

O günden beri Erdoğan-Bahçeli çetesinin ilk hedefi HDP’de ifadesini bulan “Yeni Yaşam” özlemini bastırmak ve halkların iradesini ezmek olmuştur. Arada geçen kanlı yıllar ve yapılan onca seçimler gösterdi ki bu mümkün değildir. Halkların iradesine dayalı demokratik bir çözüm gündeme getirilmediği sürece Türkiye bataklıkta debelenmeye ve çürümeye devam eder.

31 Mart seçimleri her ne kadar yerel seçim olsa da Türkiye siyasetinde bir genel seçim kadar hatta daha da fazla etkili olacaktır. Şimdiden seçimlerin yenilenmesi, erken seçim vb. konuşulmaktadır. İç ve dış politikanın bütün koordinatları yeni baştan tartışma konusudur. AKP içindeki muhalefetin ayrılıp partileşmesin gündemdedir. Bu kargaşada Kılıçdaroğlu’na atılan derin yumruk-lar ve linç girişimi de bununla ilişkilidir. Daha önce sadece HDP’lilere yapılan saldırılar şimdi CHP’lilere de yapılmaktadır. 7 Haziran seçimlerini geçersiz sayan Erdoğan şimdi de 31 Mart seçimlerini geçersiz hale getirmek ve tehditlerle, saldırılarla CHP’yi kendi yanına sürüklemek istemektedir. CHP bu tehditlerle, saldırılarla hizaya girecek mi girmeyecek mi göreceğiz. Ama artık bu tek tekçi sistemin miadı çoktan dolmuştur. Hiç bir manevra, hiçbir zulüm bu miadı dolmuş tek tekçi sistemi ayakta tutamaz. Bu konudaki inat ülkeyi çöküşe sürüklemektedir.

Halkın iradesine saygı duyulacaksa yeni bir anayasa ve demokratikleşme adımı gündeme getirilmelidir.

Bu aşamada HDP ve bütün farklılıklar da temsil edilirse Türkiye ittifakı denilebilir. Yoksa HDP’yi ezmek üzere kurulan bir ittifak Türkiye ittifakı değil, ancak ve ancak Türkiye’yi yıkma ittifakı ve Türkiye’nin yıkım ekibi olur.

Zindanlarda yükselen direniş ve tutsak yakınlarının çığlıkları hepimiz için hem bir uyarı hem de bir çağrıdır. Onların seslerini duymazdan gelerek hiçbir sorun çözülemez.

Yeni Türkiye’nin ilk adımı ve belirtisi tecride son verilmesi, zindanların boşaltılması olacaktır. Yoksa çürüme süreci çözülme ve yıkıma dönüşecektir. Daha fazla vakit geçmeden ayağa kalkma ve vesayete son verme zamanıdır.

Yazarın diğer yazıları