Vesayete ilk başkaldırı ve darbeyi önleyen güç

Balyoz Davası ile ilgili yorumlar arasında, en “ihtilalci”, en “radikal”, en “cesur”, en “dürüst” ve daha ne kadar “en” varsa bunların “en ileri” olanı hangisiydi derseniz, ben size Mehmet Ali Birand’ın adresini veririm. Birand dünkü yazısında şöyle yazdı:
“Askeri Vesayet veya başka deyişle Askeri Patronaj bu ülkeye çok pahalıya maloldu. Demokrasiyi öldürdü, Özgürlükleri kısıtladı, Siyasi yaşamı mahvetti, Kürt Sorununu bugünkü noktalara getirdi. Ne yazık ki, bugüne kadar seçilmişlerimiz de bu gidişe baş kaldıramadılar.
Askeri Vesayete ilk başkaldırıyı PKK başlattı. Silahlı mücadele, TSK’nın gücüne meydan okumaktı.”
Tamamen katılıyoruz ve  Birand’ı kutluyoruz.  Birand da içinde, medyanın demokratları, şu “Balyoz askeri darbesi”ni kimin önlediği konusunda ise aynı isabetli yorumlarda bulunamıyorlar.
“Askeri vesayete ilk başkaldırıyı PKK’nin başlattığı” kesin. Acaba 28 Şubat “post modern darbesinin”, gerçek bir darbeye dönüşmesini, 2003 “Balyoz darbe planının” hayata geçirilmesini, 27 Nisan 2007 “e muhtıra”nın bir darbeye yol açmasını kim önledi?
Pek çok “önleyici etken”den söz edebiliriz. Ama bu “etkenler” içinde AKP, Erdoğan ve Gül listenin sonunda bile yer almayacaktır. AKP bırakalım generalleri, bir başçavuşu bile yerinden kıpırdatacak güce ve iradeye hiçbir zaman sahip olmamıştır.
Bunu anlamak için AKP dönemindeki “darbeler kronolojisine” bakmak yeter. O halde bakalım:
“Balyoz darbe planı ve ekleri, 5-7 Mart 2003 tarihleri arasında gerçekleştirilen bir Plan Seminerinin parçası olarak sunuldu.”
Demek ki, “darbe” süreci Mart 2003 yılında başladı…
Sonra ne oldu? Birkaç Genelkurmay açıklaması dışında Nisan-Mayıs Cumhuriyet mitinglerine kadar hiçbir şey olmadı. Yani tam dört yıl boyunca darbe ya da darbeye teşebbüs filan olmadı.
Dört yıl sonra, Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında ise birden durum değişti. 2007 yılının Nisan ve Mayıs aylarında bütün büyük kentlerde milyonluk Cumhuriyet mitingleri başladı.
Ben o zamanlar üst üste yazdığım yazılarda, bu mitinglerin aslında “renkli devrimleri” taklit eden bir “darbe” sürecini başlattığını iddia ettim. Nitekim, bu mitingler ortalığı birbirine katarken, bir tür “darbe işaret fişeği” gibi, 27 Nisan gecesi “e-muhtıra” Genelkurmay internet sitesinde yayınlandı. Altında da, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın imzası vardı.
Sonra ne oldu?
Sonra garip şeyler olmaya başladı.
4 Mayıs 2007’de Başbakan Erdoğan’la, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt Dolmabahçe Sarayı’nda başbaşa gizli bir görüşme yaptı.
Ondan sonra ne oldu?
Ondan sonra çok önemli bir şey oldu. Bu gizli görüşmeden bir ay sonra, yani 12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye’de “Ergenekon örgütünün” silah deposuna baskın yapıldı ve ilk tutuklamalar başladı.
Sonra ne oldu?
Sonra Cumhuriyet Mitingleri bir anda milyonluk gösterilerden birkaç binlik nümayişlere dönüştü.
Darbe süreci başarısızlıkla sonuçlandı… Belli ki, darbeci Genelkurmay Başkanı Büyükanıt Dolmabahçe’de “örgütünü ele vermişti”… Bir tür “pişmanlık yasasından” yararlanmış ve “itirafçı”ların statüsüne benzer bir statüyle soruşturma dışı kalmıştı.
Sonra ne oldu?  Sonra, ansızın Taraf Gazetesi’nde, “Balyoz seminerinden” tam yedi yıl ve “başarısızlığa uğrayan Büyükanıt darbe teşebbüsünden” de tam üç yıl sonra, bir “acar gazeteci” elindeki bir “bavul dolusu belgeyle” Amerikalardan geldi ve biraz dinlendikten sonra Taraf Gazetesi’nde bu “belgeleri” 20 Ocak 2010 yılında yayınlamaya başladı.
Balyoz davası, generallerin “muhtıralarla”, “tankları sokaklarda yürüterek”, “Harbiye”yi Atatürk anıtlarına çelenk koymaya göndererek harekete geçmesinden ve bu “Balyoz darbe teşebbüsünün”, kahraman Türk Genelkurmayı ve kahraman Türk hükümeti tarafından bastırılması, teşebüsçülerin darbe esnasında derdest edilmesinden sonra başlamadı.
Amerika’dan gelen bir “bavulla” başladı.
Darbeyi “bavul”un “önlediğine” inandınız mı?  Ortada “önlenen” bir darbe yok. Ne AKP bu darbeyi ben önledim diyor, ne ünlü Genelkurmay Başkanı Özkök ben bu “sergerdeleri” bastırdım diye hava atıyor; ne ondan da ünlü Karakuvvetleri Komutanı Yalman “son anda pijamamın üstüne üniformamı giyip, Yalçın Doğan’ı iş üstündeyken ensesinden yakaladım” diye göğsünü yumrukluyor.
Ortada bir “eksik teşebbüs” var. Buna katılan generaller, “ıslak imza” sahipleri var. Bir bavul dolusu belge var. Ama yedi yıl önce “eksik teşebbüs” edilen bu darbeyi önleyen hiç kimse yok…
O halde artık gerçeği açıklamanın zamanı geldi: Birand’ın dediği gibi “askeri vesayete ilk başkaldıran PKK’ydi” ve darbeyi de o önledi. Ordu Kürt isyanını bastıramadı. Bastırmak için kullandığı yöntemlerle kendi içinden çürüdü. Tam bir başarısızlığa uğradı. Eğer darbeye yeltenilseydi, Türkiye o anda bölünürdü. Bunu hiçbir paşa göze alamadı. Ve artık miadı dolmuş Türk Gladiosunun da hiçbir işe yaramayacağı ortaya çıktı. ABD kendi eliyle kurduğu bu çeteyi dağıtma kararı aldı. Aynı zamanda 1 Mart 2002 tezkeresini, Hilmi Özkök dışında, MGK’de “susarak” önleyen ve Ergenekoncuların darbeye kışkırttığı generalleri cezalandırmak üzere “bavulu belgeyle doldurdu.”
İlahı “araştırmacı gazeteciler”…Biraz “araştırsanıza”…

Yazarın diğer yazıları