Vicdanınıza sesleniyoruz

Almanya Gündemi

Türkiye Almanya arasında bürokratik anlaşmazlıklar devam ediyor. İnsan Hakları aktivisti Alman vatandaşı Peter Steudtner’in tutuklanmasının ardından daha da görünür olan bürokratik gerginlikler, mali yaptırım sinyalleri ile sürüyor. Geçtiğimiz günlerde Almanya’nın Avrupa Komisyonu’ndan Türkiye ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi çalışmalarını askıya almasını istediği ortaya çıkmıştı. Taslak metinde ihtiyaç duyulduğu takdirde Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye mali yardımı durdurmayı gündemine alması gerektiği belirtildi. 

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, söz konusu yaptırım sinyalleri ile ilgili yaptığı açıklamada, Almanya ve Türkiye ilişkilerindeki temel direkleri de sıralamıştı: “Siyasi bazı farklılıklar olabilir. Bölgesel görüş farklılıkları olabilir. Bazı alanlarda çelişkiler olabilir. Ama bunların hiç birisine ekonomik menfaatler malzeme edilmez." Zaten Almanya ve Türkiye arasındaki ilişkilerin bugüne kadar, Türkiye’nin mevcut insan hakları karnesine rağmen ekonomik menfaatler temelli yürüdüğünü biliyoruz. Türkiye’nin adımları da bu özgüven çerçevesine dayanıyor. Zeybekçi de zaten ekliyor, “Çünkü ekonomik ilişkiler genel anlamda diğer tüm negatif ilişkileri bir düzeltme platformudur. Bu platformu kaybetmemekte fayda var.”

Ekonomik çıkarlar temelinde devam eden ilişkilerde, insan hakları sorunu sadece yan öğe olarak duruyor. Bunun argümanları geçtiğimiz bir kaç yıla baktığımızda zaten listeleniyor. Zira köşemizde neredeyse her hafta yazıyoruz.  

Almanya’nın bugüne kadar ilişkileri yıpratmamak adına, görmezden geldiği insan hakları ihlalleri şimdi giderek ayağına dolanıyor. Alman hükümetinin İnsan Hakları Sorumlusu Bärbel Kofler, Türkiye’de Temmuz ortasında tutuklanan insan hakları aktivistlerinin durumuyla ilgili, "Bu insanlara isnat edilen suç benim için anlaşılabilir değil" açıklamasını yaptı. Zira bu konu bizim içinde hiç anlaşılır değil. Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin ardından, yeni bir darbe ile siyasetçilerden aktivistlere, gazetecisine kadar tutuklama ve gözaltı furyaları, görevden uzaklaştırmalar, talan, yıkım ve yapılan birçok insan hakları ayıbını ve bunlara göz yumulmasını biz hala anlamış değiliz. Almanya terazinin dengelerini yer yer kınayan açıklamalarla sağlamaya çalışsa da, dengeler ağırlıklı olarak Türkiye lehine sonuçlandırıldı. Aslına bakarsanız Almanya’nın bu politikası hala alttan alta devam ediyor. Fakat bürokratik çıkmazların geldiği noktada, ilişkilerin halet-i ruhiyesi biraz da olsa çark etmiş durumda.  

Bunların dışında MİT’in Almanya’daki örgütlenmesinde giderek farklı bilgiler de ayyuka çıkıyor. Bildiğiniz gibi Hessen Eyaleti’nde MİT ile çalıştığı ortaya çıkan ve bu nedenle görevinden alınan Türk kökenli bir başkomiser ortaya çıkmıştı. Faaliyetlerini de uyum projeleri çerçevesinde yürütmesi oldukça manidar. 

***

Avrupa Türkiye konusunda bir çıkmaz içerisinde, fakat dengelerin yönü hala netleşmedi. Açıklamalarındaki muğlaklıklar da politikalarının uzun vadede değişmediğinin göstergesi. Almanya’nın yaptırım yönündeki taleplerine AB’den, "Avrupa Komisyonu, son gelişmeler ışığında Türkiye ile işbirliğinin gerekli olduğunu düşünüyor" yanıtı geldi.  

***

Bu dengeler çerçevesinde artan bir toplumsal muhalefet var. Nitekim CHP’nin tek kanallı başlattığı, daha geniş vaatleri taşıyan bir bildiri ile sonlandırdığı Adalet Yürüyüşü’nün ardından, HDP Vicdan ve Adalet nöbetlerine başladı. Amed’de başlayan, İstanbul’da devam eden nöbetlere Avrupa’dan da destekler geliyor. Almanya’da HDK-A çağrısıyla Berlin’de start alan Vicdan ve Adalet nöbetleri, Köln’de devam ediyor. İlerleyen günlerde farklı kentlere de taşınması planlanıyor. Toplumsal muhalefetin tamamen susturulmaya çalışıldığı bir zeminde, Vicdan ve Adalet Nöbeti’nin “Durmayalım dur diyelim faşizmi durduralım” sloganı da belirleyici. Hak arama yollarının neredeyse tamamen kapatıldığı bir atmosferde, Erdoğan’ın temellerinden devraldığı tekçi zihniyet üzerine kurmak istediği sisteme karşı demokratik bir sistem inşasında bütün güçlerin birleşmesi gerekiyor. 

Özellikle Almanya’da muhalif güçlere karşı, camilerinden tutunda, okullarına kadar ajanlık faaliyetlerini artıran, ağlarını bürokratik kanallara da yayan, ekonomik ilişkiler ile kirli ilişkilerini pekiştiren AKP’nin bu gidişatına Avrupa’da da, “Durmayalım dur diyelim” demek gerekiyor. 

Yazarın diğer yazıları