Washington’daki büyük beyaz baba yine kükredi

Görünen o ki ABD Devlet Başkanı Donald Trump’ta atalarının alışkanlıklarını sürdürecek. Onlar da zamanında “güç” denilen melanete dayanarak, topraklarını işgal ettikleri yerlilere sık sık “çıkın oradan, yoksa çadırınızı başınıza yıkarız!” demişlerdi. Maalesef yaptılar da.

Hafta başı İngiliz Financial Times gazetesine konuşan Trump, "Eğer Kuzey Kore işini Çin çözmezse biz çözeceğiz. Şimdilik size bu kadarını söylüyorum" dedi. Sözcük hazinesiyle ilgili iddiaları bir kenara bırakırsak, bu görüldüğü üzere hem Çin’e hem de Kuzey Kore’ye yöneltilmiş bir tehdit. Arada ABD Dışişleri Bakanı Tillerson da “önleyici saldırı” laflarını etmeyi ihmal etmemiş. Peki “Kuzey Kore işi” nedir? Sorun diye sunulan şey Kuzey Kore’nin nükleer silahlara sahip olması. Bu tamamen bir demagoji. Geçen hafta hatırlayacak olursak BM nükleer silahların yasaklanması konferansı toplanmıştı. Bu toplantıya katılmamak için ABD, K. Kore’nin yasaklama kararına uymayacağını bahane eder bir “gerçekçilik” içindeydi. Halbuki konferansa K.Kore temsilcisi Ri Song Chol katılmış ve “nükleer silahlar tüm dünyada yok edilirse karara uyacağız” demişti.

Bu son kükreyişin elbette asıl hedefinde Çin var. Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’le 6-7 Nisan’da yapacağı görüşme öncesi yeni manevra alanları açma uğraşında. Asıl derdi ise elbette ekonomi alanında. ABD’nin toplamda 502 milyar dolarlık dış ticaret açığı var. Çin ile yapılan yılda 347 milyar dolarlık ticaret burada belirleyici önemde. Trump yakın zamanda iki kararname imzalayarak Çin mallarına karşı önlemler alınmasını istedi. Bu politikalar ne kadar tutar bilinmez ama bizden hatırlatması, karşılarındakiler bu kez soluk benizlilerin gürleyen borularına karşı ok ve yayla savaşmaya çalışan dağınık Kızılderili kabileleri değil, dünyanın iki numaralı gücü, bir buçuk milyarlık Çin.

Asıl meselemiz BM’nin nükleer silahların yasaklanması konferansına dönecek olursak, bu çaba şimdilik hedefin ulaşmasa da dünya açısından tarihi bir adım oldu. Bunun nedeni ilk olması ve 120 ülkenin bu gelişmeye destek vermesi.

Kendisini bir zamanlar 1976 Arjantin cuntasına destek veren tutumu ve ülkesindeki siyasette oynadığı olumsuz rol nedeniyle eleştirdiğim, papa seçilince de “aha şimdi ayvayı koçanıyla yedik” dediğim Papa Francesco bir kez daha (“koçan" kısmında) yanıldığımı gösterdi. Nükleer silahların yasaklanması konferansına bir destek mektubu gönderdi. Mektupta Papa nükleer silahların bertaraf edilmesi için 120 ülkenin bir arada “kararlılıkla çalışması gerektiğini” vurguladı. Ayrıca: “Korku, insanlar arasındaki güven ilişkileri baltalandığı zaman kendimize korku üzerine kurulu bir istikrarın ne kadar sürdürülebilir olduğunu sormalıyız.” İlaveten uluslararası barışın ve istikrarın toplam yıkımla sonuçlanacak sahte bir güvenlik duygusuna dayanak oluşturamayacağını, uluslararası toplumun bu konuda cesaretlendirilmesinin gerekliliğini söyledi. Bu olur olmaz bilemeyiz, ama umarım Washington’daki büyük beyaz baba biraz olsun bu sözlere kulak verir.

Korku, tehdit ve savaşlarla dünyayı yönetmeye çalışan, dünyanın bir numaralı gücünün, neredeyse 1. Dünya Savaşı sonrasında Wilson Prensipleri diye anılan bir dizi düzenleme önerisinden beri, insanlık adına olumluluklar barındıran tek sözünü duydunuz mu? Obama dönemi dahil çıplak güçten başka bir silahı var mı?

Yazıyı bitirirken, umutla, onu bir görüp, elini öpebilmek için Trump’ın ayağının paspası olmaya razı malum şahsa yine kötü bir haberim var. Trump önceki gün Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah el Sisi ile Beyaz Saray’da buluştu. Üstüne üstlük  "Sisi, çok zor koşullar altında harika işler yaptı” ve "Burada artık büyük bir müttefikiniz var" dedi. Tabii Sisi altta kalır mı? “Trump’ın kendine özgü kişiliğini takdir ediyorum, Trump teröre karşı mücadelede Mısır’ı her zaman yanında bulacaktır" buyurdu. Sen daha oralarda “sıra yoksa bu kez Bilal’e mi geldi?” diye dövün dur…

Yazarın diğer yazıları