Xakurkê’ye onay veren Kerkük’ü de kaybeder

Türk devletinin, Güney Kürdistan’a saldırılarıyla kalıcı işgali hedeflediğini belirten Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan, tarihin bu aşamasında Kürdistan halkının birliğe ve ortak bir stratejiye ihtiyacı olduğunu söyledi.

“Herkes uzun vadeli hesaplar yaparken biz Kürtlerin kısa vadeli hesaplar ve dar yaklaşımlarla yaklaşmamız affedilmez bir hata olacaktır” diyen Karayılan, dar örgüt çıkarları değil, ulusal çıkarların öne alınmasının zorunluluğunu vurguladı.

Karayılan, Kürdistan’daki tüm örgüt, kurum ve kuruluş temsilcilerine şu çağrıda bulundu: “İç sorunlarımızı diyalogla çözme yeteneğini göstermeliyiz. Asgari ölçülerde de olsa ortak stratejide birleşmeyi mutlaka gerçekleştirelim. Biz hazırız.”

AMED DİCLE / ANF / BEHDİNAN

Türk ordusu, 27 Mayıs’tan itibaren Güney Kürdistan’ın Xakurkê bölgesine yeni bir saldırı başlattı. Son bir yılda söz konusu bölgede zaten yoğun saldırı ve çatışmalar yaşanıyordu. Çatışmaların yoğunluk kazandığı Xakurkê bölgesi Türkiye, Irak ve İran’ın sınırı. Türk ordusu ağırlıklı olarak hava saldırıları düzenliyor ve bazı noktalarda helikopterle asker indiriyor. Bölgenin sarp arazisinde konumlanan gerilla güçleri ise Türk ordusuna karşı aralıksız eylemler düzenliyor. Medya Savunma Alanları’nda görüştüğümüz Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan, Xakurkê saldırısının ‘bir işgal girişimi olduğunu ve Türk devletine bunu pahalıya ödeteceklerini’ söyledi. Karayılan, Türkiye’nin İran’ı bu operasyona çekme manevralarına ilişkin de önemli açıklamalarda bulundu. Güney Kürdistan halkına ve siyasi çevrelere de çağrı yapan Karayılan, Kürt güçlerinin ortak strateji etrafında birleşmesi gerektiğini vurguladı. Murat Karayılan; açlık grevleri, Öcalan’ın mesajları ve bundan sonraki sürece ilişkin de sorularımızı yanıtladı.

Türk ordusu, neden bu dönemde Xakurkê bölgesine dönük bir saldırı başlattı?

Türk devleti, Rojava’ya karşı bir yıldan beridir en üst düzeyde tehditler savurdu, savuruyor. Öyle görülüyor ki, Rojava’ya dönük herhangi bir saldırıyı yapmak için efendilerinden gereken izni alamadı. Onun için yönünü Xakurkê’ye verdi. Çünkü bu ırkçı, şoven, faşist zihniyet kendi iktidarının geleceğini Kürt karşıtlığına endekslemiştir. Bu konuda boşluk bırakmak istemiyor.

Güney Kürdistan’ı önceden de işgal etme planları yok muydu?

Elbette Güney Kürdistan’ı işgal etme planları vardı. Rojava’ya dönük saldırı için izin alamayınca Güney Kürdistan’a yönelik işgal politikasını hayata geçirmek için harekete geçip  Xakurkê’ye saldırdılar. Şunun altını özellikle çizmek gerekiyor; Xakurkê’de Türk devletinin yaptığı bir operasyon değil, bir işgaldir. Bu, geçici değil kalıcı bir işgaldir. Gerçek budur; ve herkes bunu doğru görmelidir.

Türk yetkililer sürekli, ‘PKK ne zaman biterse biz Güney’den çekiliriz’ diyorlar…

Peki PKK biter mi? Asla bitmez. Bu kadar büyük bir kitlesel güce dayanan, en zor koşullardan geçip gelen ve yetkin bir mücadele gücüne sahip olan PKK gibi bir gerçekliğin bitmesi söz konusu olabilir mi? Bu asla mümkün değildir.

O zaman Türkiye’nin bu söylemleri ne anlama geliyor?

Şu anlama geliyor; ‘Ben Güney Kürdistan’ı işgal ediyorum.’ Kalıcı bir biçimde işgal etmek istediğini bu sözlerle ifade etmiş bulunuyor.

Güney Kürdistan’daki siyasi otorite ve Irak yönetiminin buna karşı tutumu nedir?

Güney Kürdistan’ın mevcut iktidar yapısı ve Irak devleti bu işgal saldırılarına karşı sessizdir. Bu çok ciddi bir durumdur. Özellikle Güney iktidarı buna karşı sessiz olduğuna göre ya anlaşma yapmıştır ya da onay vermiştir. Şunu çok iyi bilelim; Türk devletinin Güney Kürdistan üzerinde çok ciddi hesapları vardır. Türk devletinin işgaline onay vermek Kerkük’ü kaybetmek anlamına gelir.

Nasıl?

Çünkü sömürgeci Türk devletinin hesaplarından birisi de Güney Kürdistan’a yerleşerek, orada elini güçlendirerek etkili bir konum kazanıp Kerkük’ü Güney Kürdistan’dan koparmaktır. Hedeflerinden birisi budur. Türk devleti Güney’e yerleştikçe bu konuda eli güçlenmiş olacaktır.

Biz diyoruz ki, Güney Kürdistan iktidarı bu konuda Türk devletinin elini güçlendirmemeli. Türk devletinin elini güçlendirmek ayağının altındaki dalı kesmek anlamına gelir. Bunun yerine ulusal çıkarlara sahip çıkmalıdır. Hiç şüphe yok ki; Türk devleti, Kürt halkının ulusal çıkarlarına karşıdır ve bu halkın tüm kazanımlarını ortadan kaldırmak istemektedir. Bu yüzden ortada bir yanlışın olduğunu düşünüyor ve bu yanlışın mutlaka düzeltilmesi gerektiğini belirtmek istiyoruz.

Güney halkının işgale karşı tutumu nasıl?

Güney Kürdistan halkımız çok yurtsever ve özgürlüğü için büyük bedeller ödemiştir. Enfallerden, Halepçelerden geçmiştir. Yüz binlerce şehit vermiş bir halktır. Bizim bu halka saygımız, sevgimiz sonsuzdur. Şeêladizê örneğinde olduğu gibi, Güney Kürdistan’daki halkımız işgal saldırılarına karşı büyük bir tepki içerisindedir. Güney’deki siyasi güçler, özellikle de iktidar gücü halkın bu duyarlılığına kulak vermeli ve bu işgale karşı sessiz kalmamalıdır. Biz tüm çevreleri, Türk devletinin ‘PKK’ye karşı operasyon yapıyorum’ adı altında adım adım Kürdistan topraklarını işgal etmesine karşı sesini yükseltmeye ve mücadeleyi geliştirmeye çağırıyoruz.

Sözünü ettiğiniz saldırı ve işgal planlarına karşı gerilla güçlerinizin pozisyonu nedir ve bundan sonrası için nasıl olacaktır?

Gerilla hiç şüphe yok ki bu işgale karşı gereken cevabı verecektir ve gereken direnişi gösterecektir. Sömürgeci Türk devletinin Güney Kürdistan’ı işgal etme girişimlerine karşı Kürdistan özgürlük gerillası tarihi bir direniş geliştirecek ve bu direnişi başarıya taşımak için tüm gücünü ortaya koyacaktır. Kürdistan özgürlük gerillası büyük bir tecrübeye sahip yetkin bir güçtür, bunu pratikte de şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da kanıtlayacaktır. Bakınız; Türk devleti bir yıldan beridir Lêlikan Tepesi’ni işgal etmiş bulunuyor. Lêlikan’da gerillanın geliştirdiği eylemlerle yüzlerce Türk askeri öldürüldü. Türk devleti bunu Türkiye halkından ısrarla gizliyor. Bu işin başında Kürt düşmanı Hulusi Akar diye bir ucube bulunuyor. Bu şahıs Türkiye halkına her gün yalan söylemektedir. Doğruları söylememekte ve gerçekleri gizlemektedir. Şimdi de Xakurkê’yi işgal etmeyi yeltendiklerine göre gerillanın bu işgale karşı da duruşu ve direnişi daha şiddetli olacaktır. Bu bir günde değil, zamana yayılmış bir direniş olarak gelişecek ve Türk ordusunun o alanlara yönelik işgalci emellerini pahalıya ödetecektir. Gerilla bunun kararlılığındadır.

Türk ordusu bu saldırıları kendi başına mı yapıyor yoksa başka güçlerden destek alıyor mu?

Türk devleti veya Türk ordusu, bize karşı tek başına savaşmıyor. Başta ABD olmak üzere NATO’nun desteğiyle bize karşı savaşıyor. Kürt halkına karşı yaptıkları katliamlarda hep NATO desteğini almışlardır. Onların desteği olmadan Türk devleti böyle bir şey yapamaz. Şimdi de aynı destek temelinde saldırıyor.

Söz konusu bölge aynı zamanda İran sınırı. İran’ın bu saldırılarda bir rolü var mı veya bu saldırılar ne kadar İran’la ilgili?

Hatırlanacağı üzere bahar aylarında faşist AKP-MHP hükümetinin bir bakanı daha sonra Erdoğan’ın kendisi ‘İran ile PKK’ye karşı ortak operasyon için anlaştıklarını’ açıkladı. Türk devleti, Kürtlere karşı soykırım siyasetini yürütüyor. Şu anda Türk devletini yöneten, yönlendiren akıl MHP’nin aklıdır. Onların Kürt halkı için düşündüğü tek şey; ölümdür, yok etmedir. Bu ırkçı politikaya İran’ı da ortak etmek istiyorlar ama İran’ın liderlerinin bu tuzağa düşmeyecek kadar derin tecrübeleri vardır. Bu yüzden İran İslam Cumhuriyeti’nin Türk devletinin bu ırkçı şoven isteklerine prim vereceklerini sanmıyoruz.

Erdoğan neden bu yönlü açıklamalarda bulundu?

Erdoğan’ın bu konudaki açıklaması boşa düştü. Şimdiye kadar bir ortak harekat görmedik ve bundan sonra da olacağını düşünmüyoruz. Aslında bu bir provokasyondu. İran’ı provokasyona çekmek için o yönlü açıklamalarda bulundu. Amacı İran’ı zora düşürmekti. Erdoğan’ın politikalarını bilen, izleyen herkes bunu görmüştür ve en çok da bunu görecek konumda olan İran devletinin yetkilileridir.


Öcalan’ın elini güçlendirmeye çalışacağız

Dört yıl aradan sonra Sayın Öcalan’ın mesajları kamuoyuna yansıdı. Bu mesajın çerçevesi hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Önderliğimizin ortaya koyduğu 7 maddelik çözüm formülasyonu, bütün sorunların çözüm çerçevesini içermektedir. Önderliğimizi anlamaya, çabalarına katkı sunmaya ve böylece elini güçlendirmeye dönük mücadelemizi daha doğru esaslarda derinleştirmeye çalışacağız. Bu mesajlar, Kürdistan, Türkiye ve bölge sorunlarının çözümünde önder Apo’nun bir çözüm gücü, çözüm anahtarı olduğunu ortaya koymuştur. Şimdi sıra tecridi tümden kırmaya, Önder Apo’yu özgürleştirmeye gelmiştir. Bu yüzden tüm Kürdistan halkı, kadınları ve gençler bundan böyle yüksek bir moral ve katılımlı ölüm orucu eylemcilerinin mesajını doğru pratikleştirmelidir. Nasıl ki 14 Temmuz eylemi büyük gelişmelere yol açtı ve 15 Ağustos Atılımı temeli haline gelmişse, bu eylemin de benzer biçimde karşılığı mutlaka olmalıdır. Bizler bu eylemin bize verdiği mesajı doğru anlamalı, Özgür Önderlik ve Özgür Kürdistan yürüyüşünü geliştirmeliyiz ve geliştirme kararlığındayız. Tam da bunun zamanıdır. Biz bu bilinçle dönem görevleri üzerinde yürüyerek dönemi mutlaka başarılı kılma kararlığındayız.


Birlik ve ortak strateji

Kürt halkı bundan sonra nasıl bir yol haritasına sahip olmalıdır?

Tarihin bu aşamasında halkımızın birliğe ve ortak bir ulusal stratejiye ihtiyaç vardır. Bölgede devam eden bir savaş olduğu biliniyor. Bu savaş sürecinde herkes bölgeye ilişkin uzun vadeli hesaplar yapıyor. Uzun vadeli politikalarla yaklaşıyor. Biz Kürtlerin ise kısa vadeli hesaplar ve dar yaklaşımlarla bu sürece yaklaşmamız affedilmez bir hata olacaktır. Kesinlikle bizim de geleceği düşünerek uzun vadeli hesap ve politikalarımız olmalıdır. Geleceği kazanmak, haklımızın haklı davasını başarıya taşımak, halkımızın bu topraklarda özgürce yaşaması için kesinlikle bu gereklidir. Ben bunu yaşanan bir takım günlük gelişmelere dayanarak belirtmiyorum. Bunu uzun vadeli bir süreç olarak ele alıyorum. Kazanmak kesinlikle birlikten ve ortak bir stratejiden geçiyor. Bu yüzden, bu topraklar üzerinde siyaset yürüten, yurtsever olduğunu belirten hiç kimse küçük ve dar hesaplar yapmamalıdır. Dönem dar örgüt çıkarları değil, ulusal çıkarların en üste çıkarılması gereken bir dönemdir. Bu mübarek bayram vesilesiyle Kürdistan’daki tüm örgüt liderlerine, kurum ve kuruluş temsilcilerine çağrım şudur; tarihin bu önemli döneminde iç sorunlarımızı diyalogla çözme yeteneğini mutlaka göstermeliyiz. Halkımızın büyük beklentisi olan, aynı zamanda kazanmanın yegane yolu demokratik ulusal birlik asgari ölçülerde de olsa ortak stratejide birleşmeyi mutlaka gerçekleştirelim. Bunun altını bir kez daha çiziyorum; biz PKK olarak bu konuda üstümüze düşen sorumluluğun gereğini yerine getirmeye hazırız.


Tecrit sisteminde gedik açıldı

Açlık grevleri ve ölüm orucu eylemleri neticesinde Öcalan’ın avukatları iki kez İmralı’da görüşme gerçekleştirdi. Bu durum ne tür gelişmelere yol açtı ve açacaktır?

Mücadele tarihimizin en önemli eylemlerinden biri, ‘Tecridi Kıralım, Faşizmi Yıkalım, Kürdistan’ı Özgürleştirelim’ hamlesi çerçevesinde gelişen açlık grevleri ve ölüm oruçlarıdır. Onların, bizim kaldırmamız gereken yükü omuzlayıp bedenlerini ortaya koymaları, bizim için de önemli bir mesaj olmuştur. Bu direnişleriyle Türk devletinin Önderliğimize ve Önderliğimiz şahsında tüm halkımıza karşı uygulamış olduğu hukuk dışı, insanlık dışı tecrit ve psikolojik işkenceyi tüm dünyaya gösterdiler. Uluslararası kamuoyuna taşıdılar. Bu önemli bir düzey kazandı. Önder Apo’nun üzerindeki tecrit sisteminde önemi bir gedik açtılar. Türk devleti geliştirilen bu eylemin görkem ve kararlılığı karşısında çok ciddi bir zorlanmayı yaşadı. Eylemcilerin kararlığı karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. Bilindiği gibi öncesinde birçok taktikler geliştirerek aslında eylemleri sabote etmek istedi. Avukatların 2 ve 22 Mayıs’ta 8 yıl aradan sonra görüşmeye götürülmesi, eylemcilerin kararlı ve ısrarlı duruşu sonucudur. Türk devleti bu konuda geri adım atmak zorunda kaldı. Tecridin hukuk dışı olduğunu kamuoyu karşısında itiraf etmek zorunda kaldılar.

Görüşmelerin bundan sonra düzenli bir şekilde sürmesi için bir garanti var mı?

Kamuoyu önünde açıklama yaptılar. İster bu açıklamaların gereğini yapsınlar, ister yapmasınlar bu bir şeyi değiştirmez. Direniş, başarılı olmuştur. Burada direnişçilerin kararlılığı, başta Zülküf Gezen ve Ayten Behçet gibi 8 yoldaşın kahramanca fedai eylemi ortaya koymaları ve kahraman analarımızın büyük fedakarlıkları ve rolleri vardır. Bu kahramanca çıkışlar ve eylemler olmadan Türk devletinin katı politikalarında gedik açtırmak söz konusu olmazdı.

Büyük bir kahramanlık ve fedai ruhuyla bu süreçte şehit düşen değerli şehitlerimizi anıyorum. Onlara verdiğimiz sözü bir kez daha tekrarlıyorum. Fedakar annelerimizin ellerinden öpüyor ve üstün başarılar diliyorum. Onlara layık olma mücadelesinde daha kararlı davranacağımızı özellikle vurgulamak istiyorum. Bizim bütün amacımız gözü yaşlı annelerimizin iyi birer evladı olmaktır. Bunun için çaba sarf ediyoruz. Bu yoldaki yürüyüşümüz daha kararlıca sürecektir.

Yazarın diğer yazıları

    None Found