Xançepek’ten Yeşilçam’a

Pîran’da hayata gözlerini açan Samuel Agop Uluçyan, İstanbul’da yalnızlık ve yoksulluk içinde yaşama veda etti.

23 Ağustos 2002’de yaşama veda eden Samuel, Xançepek’ten Yeşilçam’a uzanan hikayesine sayısız film, film müziği ve beste sığdırdı.

1925 yılında Amed Pîran’a (Dicle) bağlı Herêdan köyünde dünyaya gelen Samuel Agop Uluçyan (Sami Hazinses) 23 Ağustos 2002 yılında İstanbul’da yaşamını yitirdi.

1925 yılında doğan ve sonradan Sami Hazinses adını alan Ermeni sanatçı Samuel Agop Uluçyan, 1927 yılında ailesi ile birlikte Amed merkeze, Xançepek’e yerleşiyor. Amed’deki Ermenilerin çoğu o dönem puşicilik yapıyordu, Samuel’de ilkokuldan sonra puşicilik yapmaya başladı. Sesi ve müziğe ilgisi kısa sürede dikkat çeken Samuel 20’li yaşlarda Celal Güzelses’in yönettiği “Diyarbakır Musiki Cemiyeti”nin üyesiydi.

‘Ben öldükten sonra yazın’

Yıl 1950’ye geldiğinde ise Samuel İstanbul’un yolunu tutuyor. Bir kumaş fabrikasında işe başlayan Samuel’in burada bestelediği, “Bir Dilbere Müptelâdır Gönlüm” şarkısı Zeki Müren tarafından seslendirilecekti. Amedli film yapımcısı Mümtaz Alpaslan’la tanışması sonrasında ise Yeşilçam serüveni başlayacaktı. Yeşilçam’da 40 yıl boyunca sayısız filmde yer alan Samuel, “Derdimi Kimlere Desem”, “Yeter Ağlatma Beni” gibi birçok besteye imza attı, 100’den fazla filmin müziğini yaptı. Kaç filmde oynadığını kendisi bile bilmiyor. Çok az söyleşi yaptı hayatı boyunca. 15 Aralık 1994 yılındaki bir söyleşisinde, “söylediklerim öldükten sonra yayınlansın” diyecek, Ermeni olduğunu saklamaya devam edecekti. Röportaj 17 Haziran 2003 yılında yayınlanacaktı: “Eski sempati kalmıyor. Onun için istemiyorum. Yazma bunları. Öleyim, ondan sonra. Öldükten sonra yaz, şimdi boş ver.” Bu Samuel’in değil, katliamlarla bir halkı yok edenlerin ayıbı olarak tarihe geçecekti.

Hayatı yalnızlıkla geçti

Hayatı yalnız geçen Samuel’in bir rivayete göre İstanbul’a göç hikayesi, sevdiği Gül’le evlenmesine izin verilmemesi sonrasında oluyor. Ancak Adana’da film çekimleri sırasında aşık olduğu bir kızdan karşılık bulmadığı için kederlendiği dostlarının anlatılarından biliniyor. En son Yeşilçam’ın ünlü bir oyuncusuna olan aşkından yazdığı şiiri ise, oyuncunun film yapımcısı sevgilisi duyuyor ve Samuel’e set kapıları kapatılıyor.

Samuel’in İstanbul’a göçü sonrasında annesi Enna Uluçyan ve babası Taşçı Zifkar ile kardeşi Niso Beyrut’a göç ediyor. Samuel ve ailesi bir daha hiç görüşemiyorlar. Bir de ölen kızkardeşi Viktorya var. Şeyhmus Diken, Samuel’i yazdığı kaynak mahiyetindeki yazısında kızkardeşi Viktorya’nın, babasının sevdiği adamla evlenmesine izin vermediğini, başkasıyla evlendirildikten bir süre sonra da Viktorya’nın hastalanıp öldüğünü yazacaktı.

Cenaze töreninde kimse yoktu

Samuel, 1990’lı yıllardan sonra da unutuluyor. Geçim sıkıntısı, hastalıklar ise peşini hiç bırakmıyor. Bir süre sonra hastalıkları nedeniyle tekerlekli sandalyeye mahkum olan Samuel’in ömrünün son günleri bir huzurevinde yalnızlık içinde geçiyor. Kadıköy Surp Takavor Kilisesi’nde yapılan cenaze törenine birkaç dostu dışında katılan yoktur. Samuel, ebedi istirahatgahı olan Hasanpaşa Ermeni Mezarlığı’nda… Halen yalnız. Sesi ise geride bıraktığı Xançepek sokaklarda…

AMED

Yazarın diğer yazıları

    None Found