Xızır günlerinde Aleviler

1950 sonrasında şehirlere göçlerin yoğunca yaşanması sonucunda Aleviler, sosyal ve kültürel değerlerini hızla kaybetmeye başlarlar. Kentleşme ve Kemalist laisizm Alevi inancını hızla değişime uğratır. Raya Heqî- Rîya Heqî inanç sahipleri binlerce yıl devlet ve iktidar dışı inanç olmanın özgünlüğünü, dikey olmayan yatay Ocax sistemleri ile sosyal ve kültürel değerlerini içselleştirerek sürdürüyorlardı. Bu durum devletle ilişkilerini sınırladığı gibi devletin ideolojik aygıtlarından uzak kalmalarına, inancın iktidar dışı sosyal ve kültürel değerleri ile kendi toplumsallığını yoğunca yaşamalarına yol açıyordu.

Kemalizm’in 1925’lerde Ocaxlar üzerinde kurduğu mutlak denetim ile Alevilerin dönüştürülmesi süreci başlar. Kentlere başlayan göçlerle Kemalizm’in müdahalesi daha da sonuç alıcı olur. Bu dönüştürme hamlesi Selçuklu- Osmanlı döneminin dönüştürme faaliyetleri üzerine oturunca Aleviler hakikatinden, tarihinden, sosyal ve kültürel değerlerinden uzaklaşmaları çok derin tarihi kırılmalarla devam eder. Kentleşme ve göç ile birlikte doğal ve demokratik inancın ahlaki ve politik değerleri ve onun yatay toplumsallığı kaybolmaya başlar. Aleviliğin dikey olmayan insan toplumsallığının dağıtılması, onun sosyal ve kültürel değerlerinden ve mekanlarından uzaklaştırılmaları asimilasyona açık hale getirir.

Pir-rayber- talip ilişkisinden ve sosyal, kültürel değerlerinden yoksun kalan Aleviler temel değerlerini ve onların kurumsallığını da kentleşmeyle beraber kaybederler. Aleviler bu süreçte kendi kurumlarına yabancılaşmakla kalmazlar, okulda, kışlada, sokakta ve mahallede asimilasyon ve başkalaşmayı derinden yaşayarak kendi hakikatine sırtını dönerler.

Devletin zor ve ideolojik aygıtları yanı sıra sol düşüncenin sekter ve yanlış yaklaşımı inanca yabancılaşmada çok etkili olmuştur. Ulus devletin ulusçuluk dininin etkisindeki sol düşünce, özgün ve özerk yapıları hiçleştiren, yok hükmünde gören yanlış yaklaşımları sayesinde Alevi toplumsallığının parçalanması daha kolay olur. İnancın ahlaki ve politik değerleri ve onun özgürlükçü tarihi direnişçi çizgisinden habersiz olan sol komünizmin çocukluk hastalığı devlet dışı bu insan toplumsallığının hızla parçalanmasında büyük rol oynar. Kemalist devlet bir yandan katliamlarla Alevileri ortadan kaldırmaya, diğer yandan da geride kalanlarını ise eğitim, sosyal, ekonomi politikalarıyla din, siyaset ve medya- basın aracılığıyla asimilasyona tabii tutarak başkalaştırıyordu. Aleviler içinde ulusalcı sol düşünceyi yayarak ve örgütleyerek Alevileri Türk ve Sünni İslam olduklarına ikna etmeye çalışıyordu. Ateist ve din karşıtı sol komünizmi fırsat bilen devlet, ulaşamadığı Alevilere çoklu ve parçalı siyasal yapılar sayesinde kolayca kendi ideolojik zihniyetini yayabiliyordu. Pirlerin toplumu sömürdüğü propagandası eşliğinde cemler basılıyor, insan toplumsallığının dağıtılması yoluna gidiliyordu.

İnanç sahiplerinin Ocax sistemi ile binlerce yıl dillerini, kültürlerini, sosyal yaşam alanlarını öz güçlerine dayanarak devletçi sisteme rağmen sürdürmeleri, her tür sorunlarını demokratik tarzda çözmeleri, paylaşma, dayanışma ve ortaklaşmayı esas almaları, adalet, eşitlik ve özgürlük gibi politik değerler etrafında inanç sahiplerinin sevgide ve barışta buluşmaları devletin işine gelemezdi. Doğal ve demokratik olan bu inancı ve onun toplumsallığını parçalamak devlet için olmazsa olmaz olmaktaydı. Kültürel, sosyal, ekolojik ve kadın kırımı ile bu süreci tamamlamak isteyen Kemalizm, geri kalanlarını üstenci siyaset aracılığıyla tamamlamaya bakıyordu. Kemalizm’in ulusçuluk dininden kendisini kurtaramayan sol sekter düşünce bugün yaşadıklarımızda büyük pay sahibidir. Alevi toplumsallığının sürdürülmesinin öncüsü Pirler bu dönemde toplumla ilişkisini yitirmeye başlar, onlara olan ihtiyaç sembolik düzeye iner. Pirler ana dil ile inancın sosyal ve kültürel değerlerini aktarmaz olunca, ana dilden kaçış, kültüründen uzaklaşma hızla yaşanır.

Cemlerde her tür sorununu toplumun etik kurallarıyla çözen Aleviler kentleşme ile bu toplumsallıklarını yitirince sisteme ve sistemin hukukuna muhtaç hale gelirler. Böylece Ocax sisteminin dikey olmayan insan toplumsallığının tarihi direnişçi çizgisinin halkası kopmuş oluyordu. Son yüz yıl boyunca üretilemeyen toplumsallık ve bu toplumsallığın sözlü kültüre ve ritüellere dayalı taşıyıcı halklarının koparılmış olması yaşanan siyasal ve sosyal travmaların nedeni olmaktadır.

Alevilerin inançlarına yabancılaşmaları, beraberinde etnik kimliklerine de yabancılaşmalarına yol açar. Asli kimliğinden kaçış ve uzaklaşma, onları başkalaşmaya açık hale getirir. Buna rağmen Sünni İslam kentsel yaşamda doğal ve demokratik inanç sahibi Alevilere meşruiyet tanımaz. İslam ile ilişkilenmenin zorluğu yanında kaçtığı kimlikler yerine ikame edilen ulusçuluk dininin çarpık seküler yaşamı içinde kendilerini görmeye başlayan Aleviler, Kemalizm’e sarılmayı çıkış yolu olarak görmeye başlarlar. Çünkü katliam ve soykırımcı politikalarına karşın Kemalizm sosyal yaşamda Aleviler’e İslam’a göre daha görece “eşitlik” imkânı sunuyordu. Bu yanıltıcı eşitlikçi anlayış beraberinde yeni risklerin de yaşanmasına neden olur. Doğal ve demokratik inanç değerlerini kentte yeniden üretemeyen Aleviler, Kemalizm’in ulusçuluk dini içinde erimeye, kendisini Türk ve İslam görme ile sonuçlanır.

Kürt, Türk, Türkmen, Çepni, Tahtacı olan ve kendisini Alevi olarak görenler Türkiye nüfusunun önemli bir kesimini oluşturmaktadırlar. Bu önemli toplumsal kesimi tümden düşmanlaştırmanın ve ortadan kaldırmanın mümkün olmadığına ikna olan devlet, bu koşullarda onları ehlileştirmek ve sisteme entegre etmek için önemli bir çabanın içindedir. Onları bir yandan sol ve seküler yaşama eklemlemeye, öbür yandan da Şia ve Sünni misyonerlik faaliyetlerini yürütmektedir. Bu amaçla birçok Alevi köyüne cami yapılmakta, Türk ve İslam oldukları onlara aşılanmaktadır. Elit siyasal yaklaşımlarımı terk etmek, toptancı yaklaşımlar yerine özgün ve özerk olan bu inancı evrensel değerlerle buluşturmanın köprü görevini görmek, Alevi aydınları için entelektüel görev olmaktadır.

Yazarın diğer yazıları