Ya gerçek demokrasi ya da darbe veya diktatörlük

AKP iktidarına karşı 15-16 Temmuz gecesi ordu içinden bir grup, askeri darbe girişiminde bulundu. Darbeci güçlerin daha çok hava ve jandarma kuvvetlerine dayandığı gözlendi. Darbe girişiminin Yüksek Askeri Şura toplantısı öncesi ve AKP’nin Fethullahçılara karşı tasfiye operasyonları geliştirdiği bir ortamda gerçekleşmesi dikkat çekti. Sonuçta darbe girişiminin planlandığı gibi yürütülemediği ve erken doğum yaptırıldığı açığa çıktı. 

Türkiye’de şimdiye kadar yaşanan en sert askeri darbe girişi olmasına rağmen, emir-komuta zincirine dayanmaması ve erken doğum yaptırılması nedenleriyle başarısız kaldığı ve AKP iktidarı tarafından bastırıldığı değerlendirildi. Öyle ki, TBMM, MİT Merkezi, Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Emniyet Genel Müdürlüğü gibi merkezler savaş uçakları ve helikopterler tarafından bombalandı. Ancak biraz da panik içinde olduğu gözlenen askeri darbeciler bastırıldı ve biraz da sivil topluma ve askeri darbe karşıtı olan güçlere dayanan AKP iktidarı sonuçta başarılı çıktı. 

“Fethullahçı askeri darbe” denen girişimi şimdilik bastırmış görünen Tayyip Erdoğan ve AKP Yönetimi, 20 Temmuz günü yaptığı MGK ve Hükümet toplantıları sonunda tüm Türkiye’de üç ay süreyle geçerli olduğu ifade edilen yeni bir “Olağanüstü hal” ilanında bulundu. Meclisin de onayıyla yürürlüğe giren olağanüstü hal yönetimi, bir süredir tek adam diktatörlüğü olmaya yönelen AKP iktidarını açık bir diktatörlük haline getirdi. Askeri darbe girişiminde bulunanlar başarılı olsaydı tüm Türkiye’de sıkıyönetim ilan edeceklerdi, AKP başarılı olunca da olağanüstü hal ilan edildi. Türkiye sıkıyönetim ile olağanüstü hal yönetimleri arasında gidip geldi.

Şimdi herkes söz konusu askeri darbe girişimini ve AKP’nin ilan ettiği olağanüstü hal yönetimini tartışıyor ve değerlendiriyor. Askeri darbe girişimine mecliste gurubu bulunan dört parti birden karşı çıkmış olmasına rağmen, olağanüstü hal ilanı karşısında partilerin ikiye bölündüğü görülüyor. Olağanüstü hal yönetimi AKP ve MHP’nin oylarıyla mecliste onaylanırken, HDP ve CHP söz konusu olağanüstü hal yönetimine karşı çıkmış bulunuyor. 

Genel kanaat, 15 Temmuz askeri darbe girişiminin 24 Temmuz 2015 tarihinde AKP Hükümetinin başlattığı topyekûn özel savaş saldırısıyla bağlantılı olduğu yönündedir. Yani 24 Temmuz faşist saldırısının bir yıllık uygulaması sonucunda gerçekleşiyor. Bir yönüyle Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlıktan düşürüldüğü mücadele sürecinin bir devamı oluyor. Diğer yandan, söz konusu askeri darbe girişiminin “Fethullah Gülen Cemaati” tarafından yapıldığı iddia ediliyor. Eğer böyleyse, o zaman 17, 25 Aralık 2013 olaylarının bir devamı oluyor.

Kuşkusuz söz konusu askeri darbe girişimi, bir yıldır Kürdistan’da yaşanan topyekûn savaşın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. AKP Yönetiminin şu gerçeği bilmesi gerekir: Sen orduyu, tankı ve topuyla Kürt şehirlerine sürersen, o zaman Kürdü ezdiği gibi, sana da askeri darbe yapar. Söz konusu kişiler Cizre’yi, Sur’u, Yüksekova’yı, Şırnak’ı ve Nusaybin’i yakıp yıkarken “Kahraman”dılar; ancak AKP iktidarına karşı askeri darbe girişiminde bulununca bu sefer “Hain” oldular. Hem de en “Aşağılık, cani” hainler haline geldiler.

Bu yönüyle Türkiye’de yaşananların 1979-80’dekine benzer yanları da var. 19 Aralık 1978’de başlayan Maraş Katliamı ardından Kürt illerinde ve metropollerde sıkıyönetim ilan edilmiş, bu süreç sonuçta 12 Eylül 1980 faşist-askeri darbesiyle tüm Türkiye’nin askeri yönetim altına alınmasına varmıştır. Şimdi de 20 Temmuz 2015 günü gerçekleşen Suruç Katliamı ardından 24 Temmuz’da Kürt halkına karşı savaş açılmış, bir yıllık topyekûn faşist savaş sonunda da tüm savaş olağanüstü hal yönetimiyle tüm Türkiye’ye yayılmıştır.

Savaş ve iç hesaplaşma

Burada şu tespitleri somut olarak yapmak gerekiyor: Çok açık ki, 15 Temmuz askeri darbe girişimi, 24 Temmuz 2015’den bu yana Kürdistan’da yaşanan topyekûn savaşın bir sonucudur. Kürt direnişi karşısında başarısız kalan Türk özel savaş sistemi, bu biçimde kendi arasında bir iç hesaplaşma yaşamıştır. Ahmet Davutoğlu Hükümetinin düşürülmesiyle başlayan bu iç hesaplaşma, söz konusu darbe girişimiyle doruğa ulaşmıştır ve halen de devam etmektedir. 

Diğer yandan, mevcut darbe girişimini Fethullahçıların yaptığı iddia edilmektedir. Askeri darbe girişimcileri içinde örgütlü bir ideolojik çekirdeğin olduğu anlaşılmaktadır. Bu çekirdek güç Fethullahçılar olabilir. Fakat bütün darbecileri Fethullahçı olarak ele almak da doğru değildir. Zaten hepsinin de aynı düzeyde örgütlü olmadığı gözlenmektedir. Kimlerin bulunduğu şimdilik tam belli olmasa da, Tayyip Erdoğan karşıtlığının bu darbe girişiminde kullanıldığı açığa çıkmaktadır. 

15 Temmuz askeri darbe girişiminin küresel sermaye güçleri ile Türk ulus-devlet faşizmi arasındaki iktidar mücadelesinin bir parçası ve devamı olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Yani Ortadoğu’da yaşanan Üçüncü Dünya Savaşının Türkiye üzerindeki etkileri ve odaklanması olmaktadır. Nitekim askeri darbe girişimi karşısında ve sonrasında ABD ile AB yönetimlerinden gelen açıklamalar böyle bir izlenim vermiştir. 

Kuşkusuz 15 Temmuz askeri darbe girişiminin nedeni Türkiye’de demokrasi olmaması ve Tayyip Erdoğan yönetiminin faşist diktatörlüğe yönelmiş olmasıdır. Çünkü demokrasinin olduğu yerde askeri darbe gibi girişimler olmaz. Askeri darbeler demokratik yönetimin olmadığı, tersine diktatörlüklerin bulunduğu yerlerde gündeme gelir. Türkiye’de 15 Temmuz askeri darbe girişiminin nedeni de, 7 Haziran 2015 seçiminden sonra demokratik siyaseti geliştirmek yerine, 24 Temmuz faşist saldırısıyla Tayyip Erdoğan yönetiminin sivil darbeye ve diktatörlüğe yönelmesidir. Yani “Fethullahçı askeri darbe” girişimi Tayyip Erdoğan’ın sivil faşist darbesine karşı gelişmiştir.

Peş peşe darbeler süreci

Besbelli ki Türkiye’nin mevcut siyasi ve askeri yapısı karşılıklı darbeler sürecine girmiş ve darbe mekaniği işlemeye başlamıştır. Nitekim Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bu gerçeği üç yıl öncesinden değerlendirmiş ve ilgili çevreleri uyarmıştır. Eğer AKP Yönetimi tarafından Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü geliştirilmez, tersine AKP Hükümeti çözümsüzlüğe ve diktatörlüğe yönelirse, işte o zaman Türkiye’de darbe mekaniğinin işleyeceğini ve peş peşe darbelerin yaşanacağını belirtmiştir. 7 Haziran 2015 seçiminden bu yana Türkiye’de yaşanan, Kürt Halk Önderi’nin bu kâhince sözleri olmaktadır.

Bütün bunlar açıkça gösteriyor ki, Türkiye’de peş peşe askeri ve sivil darbeler yaşanıyor ve bu durum da Tayyip Erdoğan’ın tek adam diktatörlüğüne yönelmiş olmasından kaynaklanıyor. Tayyip Erdoğan’ı diktatörlüğe yönelten de Kürt halkının varlığını ve özgürlüğünü inkar eden zihniyete ve siyasete sahip olmasıdır. Çünkü Kürdü inkar eden ve imha etmeye çalışan zihniyet ve siyaset ulus-devlet diktatörlüğünü yaratıyor. Dolayısıyla Türkiye’de demokrasinin gelişebilmesinin anahtarı Kürt sorununun çözümü oluyor.

Şimdi askeri darbe girişimine karşı “Demokrasinin zaferinden” söz edilirken ve demokratikleşmenin geliştirileceği belirtilirken, demokratik siyaset işletileceğine ve Kürt sorununun bu temelde çözümüne yönelineceğine, Tayyip Erdoğan Yönetimi tarafından olağanüstü hal ilan edilmiş bulunulmaktadır. Olağanüstü hal yönetimi altında “Fethullahçılara karşı mücadele ediyoruz” denerek, başta Kürt Özgürlük Hareketi olmak üzere tüm demokratik güçlere karşı ağır baskı ve terör uygulanacak ve Tayyip Erdoğan karşıtı olan herkes ezilmeye çalışılacaktır.

Çok açık ki, Türkiye’de gerçek demokrasi olmadıkça ya askeri darbe yönetimi, ya da sivil darbe diktatörlüğü egemen olacaktır. Yani ya sıkıyönetim, ya da olağanüstü hal yönetimi iş başına geçecektir. Türkiye askeri veya sivil faşist diktatörlüğün baskı ve zulmü altında kalacaktır. Gerçek demokrasi dışında Türkiye toplumu askeri veya sivil faşist darbe yönetimleri arasında gidip gelecektir. Dolayısıyla Türkiye toplumunun faşist diktatörlükten kurtulmasının tek şartı Kürt sorununu çözüme götüren gerçek demokrasinin egemen olmasıdır.

Kürt halkı ve Türkiye’nin devrimci-demokratik güçleri elbette askeri darbe girişimine karşıdır ve bu tutumunu pratikte açıkça göstermiştir. Ancak askeri darbe girişimine karşı oldukları gibi, AKP’nin sivil faşist diktatörlüğüne de karşıdırlar. Dolayısıyla olağanüstü hal diktatörlüğü altında oluşturulmaya çalışılan AKP devletine karşı aktif mücadele edeceklerdir. Bunun da tüm devrimci ve demokratik güçlerin antifaşist birliğinden geçtiği açıktır. Tüm devrimci-demokratik güçler böyle kritik bir süreçte gereken duyarlılığı ve aktiviteyi göstererek Türkiye’nin demokratik geleceğini yaratacaklardır.

Yazarın diğer yazıları