Ya Rusya’ya ya ABD’ye teslimiyet teslimiyete karşı ‘Üçüncü Yol’!..

Analistler “eksen kayması” diyorlar.     Yani Türkiye, kendi öz iradesiyle ve eski müttefiki Batılı devletlere, NATO’ya meydan okuyor ve “eksenini kaydırıp”, eski düşmanı Rusya’yla “şerefli, haysiyetli, eşit haklı” bir ittifak kuruyor.

Bu karikatür bile değildir.

Biz ne diyoruz? Ortadoğu’ya sıkışmış “üçüncü dünya savaşından” söz etmiyor muyuz? Ediyoruz da, bu savaşta ne oldu? Her savaşın bir galibi, bir de mağlubu olur. Bu savaşta mağlup kim, galip kim?

Buna cevap vermeden, bu “eksen kayması” anlaşılamaz.

Anlaşılamayınca da, Erdoğan rejimi, özellikle milliyetçi, İslamcı halk kitlelerinde allanmış, pullanmış olur. O zaman size, “Reis Türkiye düşmanlarına meydan okudu, NATO’ya bir tekme attı, ABD’yi paspasladı, AB’yi köşeye yatırdı, Ruslara Türkiye’nin önemini anlattı, tarihi düşmanımız bizim gücümüzü kabul etmek zorunda kaldı. ‘Yeni bir dünya kuruldu, Türkiye de orada yerini aldı’, siz de Türkiye ittifakında yerinizi alın” derler.

O halde gerçek nedir?

Türkiye “üçüncü dünya savaşında”, ki “Birinci Körfez savaşından” beri sürüyor, Irak, Suriye ile birlikte “mağluplar” tarafındadır. Hallerine bakın anlarsınız. İlk ikisi perişan oldu; Türkiye perişan olmak üzere. Yüzlerce milyarlık pazarlarını kaybetti. Diğer kaybedenler DAİŞ ve Müslüman Kardeşlerle, “ılımlı islamcılar”. Buna Cemaat de dahil.

Bu bir. İkincisi, her savaşta bir “teslim anlaşması” yapılır. Bu teslim anlaşmaları savaşın sonunda toplanan “konferanslarda” imzalanır. 1. Dünya Savaşı sonunda Almanlar Versay Konferansında teslim anlaşmasını imzaladılar. 2. Dünya Savaşı sonunda Potsdam’daki teslim anlaşması Almanların gıyabında imzalandı. Türkiye Sevr Konferansında teslim olmuştu. Lozan Konferansında Kerkük’ten vazgeçme, Bakur’u sömürgeleştirme karşılığında yakayı kurtarmıştı.

Bu savaş özgün bir savaş. Ve hala sürüyor. Ama sonuç ortada. Mağlup olan Türkiye. Ama galip olanlar birden fazla ve hem de birbirleriyle de “dolaylı” savaş içinde. Rusya ve Çin ile ABD ve AB, basitleştirerek söylersek, cephe cepheye. Savaşın bu özgünlüğü, “teslim anlaşmasının” da bir Konferansta değil, savaş süreci içinde adım adım yazıldığını gösteriyor. Bir başka ifadeyle Türkiye kime teslim olacağını iki galip merkez arasındaki çelişkiden yararlanarak kararlaştırmak amacıyla “pazarlık” yapıyor

Durum bu. Türkiye “hangi ittifak içinde yerimi alayım” konusunda pazarlık yapmıyor; “kime teslim olacağı” konusunda pazarlık yapıyor.

Ve teslim olmadan önce bu pazarlık sürecinden yararlanarak, teslim olduğunda kendi “ulus devletine” ölümcül bir darbe vuracağından korktuğu için Kürt halkına saldırıyor. Birbiriyle rakip galiplere “hanginiz Kürdü öldürmeme ve Saray iktidarıma yardım ederseniz, ona teslim olurum” diyor.

“Yardım” da ediyorlar zaten. Ruslar Efrîn’de, ABD Güney Kürdistan’da…

Şu anda “teslim olunacak devlet” sorununda ibre Rusya’dan yana gibi görünüyor. Mürted’e inen kargo uçakları Saray’ın Rusya ile bir teslim anlaşması imzalama sürecinde önemli bir adım. Eğer bu durum değişir de, Mürted’e bu defa Patriotlar inerse, bu da ABD’yle imzalanacak teslim anlaşmasının işareti olacak.

Yani hem savaş sürüyor, hem de teslim olma süreci sürüyor.

Üçüncü Yol, her türlü “teslim anlaşmasına” karşıdır. Yalnız karşı değil, aynı zamanda “teslimiyet” yerine bütün ülkelerle ve her şeyden önce Kürt halkıyla Türk halkı arasında onurlu, eşit haklı bir barıştan yanadır. Ortadoğu’nun bütün mağluplarına kurtuluş yolunu göstermektedir. “Teslim olmayın, demokratik cumhuriyetlerinizi kurun, topraklarınızdaki bütün farklı ulus, din ve mezheplerle demokratik ulus haline gelin, Rusya’dan ya da Amerika’dan medet ummak yerine, Ortadoğu konfederal ortak evinde birleşin” demektedir.

Zavallı ülke. Daha şimdiden AB yaptırımları geldi. Bir kaç güne kadar ABD yaptırımları da kapıda. Saray pes etse, bu defa Rusya Türkiye’yi bir vuruşta tüm Suriye’den çıkarır, en az beş milyon Suriyeli göçmen Türkiye’nin kapısına dayanır. ABD, AB ambargoları da, Rusya’nın tekmesi de Türkiye’yi ekonomik olarak da, sosyal olarak da çökertir.

Vaktiyle Vahdettin sultanlık rejimini ve kendi hanedanının iktidarını kurtarmak için nasıl galip devletlere teslim olduysa, Erdoğan da aynı yolda yürüyor. O şimdi Avrasyacı “Rus muhiblerinin” elindedir. AKP’nin içinden çıkacak olan “alternatif” ise “Avrupa-Amerika muhibleri”dir ve onların da “teslim” olacakları adres budur.

CHP’nin bir ayağı “Rus muhiblerinin” kayığında, diğer ayağı “Avrupa-Amerika muhiblerinin” kayığında. Zaman az. Bu kayıklar birbirinden bir milim uzaklaştığında CHP denize yuvarlanır.

O halde bu iki kayıktan çıkıp, üçüncü yola, demokratik halk ittifakına katılın. Üçüncü Yol, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehlikeli fırtınada sığınılacak biricik limandır.

Demokratik ittifak, kimle imzalanırsa imzalansın, her türlü teslim anlaşmasını yırtıp atacaktır.

Yazarın diğer yazıları