Yahudi düşmanları Hitler’i getirdi Kürt düşmanları da Erdoğan’ı!..

Erdoğan ilginç bir “tek şef”.     Şöyle: İşler yürürken o “partili” bir cumhurbaşkanı olarak işlerin yürütmesini yürütmenin başı olan Başbakan’ı paspas ederek yürütüyor. İşler yürümeyince, bu defa “tarafsız” bir cumhurbaşkanıymış gibi, yürümeyen işlerin içinden kendisini sıyırıyor, yürütmenin başı olan Başbakan’ı yine pas pas edip, çöpe atıyor.

Biraz karışık oldu değil mi? Zaten her şey karışık. Biraz açayım: Balyoz, Ergenekon türü işleri kim yürütüyordu? Başbakan olarak bizzat şimdiki Cumhurbaşkanı yürütüyordu. Kimin eliyle yürütüyordu? İkinci başbakan olan Fethullah Gülen’in eliyle yürütüyordu.

Paşaları hapse attı, devrin genelkurmay başkanını da.

Sonra ne yaptı?

Dedi ki, İkinci Başbakan olan Gülen “beni kandırdı”. Gülen’i paspas etti.   

Sonra?

Sonra Esad’ı devirmek üzere Suriye’de DAİŞ’le ittifak kurup, Suriye’ye savaş açtı. Şiilerle vuruşmak için Başika’yı işgal etti. Suriye’nin müttefiki Rusya’nın uçağını düşürdü. Bütün bunları Davutoğlu’na verdiği emirlerle yürüttü.

Daha sonra?

Evdeki hesap ne Tahran’a, ne Moskova’ya, ne Şam’a uydu. Öyle olur olmaz, Davutoğlu’na bir tekme attı, “her şeyi yanlış yaptı” dedi.

Hemen Rusya ve İran’la anlaştı, “Esed” yerine “Esad” dedi, onun iktidarının “garantörü” oluverdi. Düşük profilli “sadrazamını” bir koşu Tahran’a, İbadi’nin yanına gönderdi. Musul’a ve Êzîdî topraklarına girmek üzere Başika’ya mevzilendirdiği askerlerini geri çekme sözü verdi.

Ne oldu yani?

Şu oldu: Ortadoğu’da süren savaşta “yenildi”. Her yenilen ülke gibi hedeflerinden vaz geçti.

Ama iki hedefinden vazgeçmedi:

Birincisi Kürt halkına düşmanlıktan.

İkincisi “tek kişilik faşist dikta” kurma hedefinden…

Buraya kadar bildiğimiz hikayeyi yeniden ve sizleri bıktırma pahasına özetledim. Gelelim sadede.

Dün Cumhuriyet Gazetesinde Orhan Bursalı bir yazı yazdı. Bu yazıda, yukarıda özetlediğimiz hikayeden hareketle Bursalı Erdoğan rejiminin “dönüşünü” gecikmiş ve fakat doğru bir dönüş olarak dile getirdi. Yazısını şöyle bitirdi:

“ABD için tek önemli konu, Suriye’de bir PKK-PYD devletçiğinin kurulmasıdır. Bu ABD’nin bölgede asla değişmez “Kürdistan” politikasının bir parçasıdır. IŞİD’e karşı mücadeleyi PKK/PYD ile sürdürmesinin nedeni de, PKK/PYD’nin Suriye’deki nüfuz alanlarının genişlemesi, tüm Güneydoğu sınır bölgesinin onların kontrolüne geçmesidir. Ama ne zamanki Türkiye içeri girdi ve şimdi Rusya ve İran ile ittifak halinde IŞİD’in geri çekilmesini sağlayıcı ana savaş aletini, ABD’nin elinden aldılar, ABD’nin (ve Batı’nın) oradaki politikası durdu.”

Evet, Cumhuriyet Gazetesini “ele geçirmek” üzere atak yapan “milliyetçilerin” başındaki adam, Saray’ın biricik “değişmez” politikası olan Kürt düşmanlığını ve “yeni Irak ve Suriye politikasını” destekliyor.

Bursalı “yakında Esad’ın elini sıkarsınız” diyor ya, ben de diyorum ki, yakında Bursalı türü tüm ulusalcılar, tıpkı Perinçek ve Bahçeli gibi Erdoğan’ın elini sıkacaktır.

Faşizm, yalnız faşizm yanlılarının gücüyle egemen olmaz.

Hitler’i Almanya’nın Bursalı türü “milliyetçisi” olan Hindenburg iktidara getirdi. Bizimkini de önce Perinçekçiler, Ergenekoncular, sonra Bahçeliler ve ardından da Bursalı’lar itekliye itekliye “tek şef” haline getiriyorlar.

Pişman olacaksınız, ama son pişmanlık fayda etmeyecek…

Bana sanki CHP’de hafiften pişmanlık rüzgarları esiyor gibi gelmekte. Baksanıza Kılıçdaroğlu İl başkanlarıyla yaptığı toplantıda şöyle dedi:

“15 Temmuz kontrollü darbe girişiminden sonra 20 Temmuz’da gerçek darbe yapıldı. 20 Temmuz’u hiç kimsenin unutmaması lazım. Parlamentodan OHAL yetkisinin alındığı tarihtir. Şimdi 20 Temmuz darbecileri fiili durumu, anayasal zemine çekmek istiyorlar.”

Çok iyi.  

Ama bu “çok iyinin” çok iyi olabilmesi için, Erdoğan’ın her iki amacına da karşı çıkmak gerek.

Yalnız Erdoğan’ın kişisel iktidarına karşı çıkmak yetmez; onun Kürt düşmanlığına da karşı çıkmadan faşizme karşı savaşılamaz. Şöyle yanı: Hitler’e karşı mücadele Yahudi düşmanlığına karşı mücadeleden ayrılabilir miydi?

Yazarın diğer yazıları