Yalan üretme, algı yönetme

Daha önce de bir yerde anlattım ya da yazdım galiba. Ama tekrar anlatmakta beis yok. İtalyan yazar Umberto Eco’nun “Düşman Yaratmak” adlı kitabındaki bir yazısı, Amerika’da arabasına bindiği Pakistanlı bir taksiciyle olan muhabbetten doğan fikir fırtınası etrafında şekillenir. Taksicinin “Siz İtalyanların düşmanı kim?” sorusu üzerine bir anlık özgüvenle “Bizim düşmanımız yoktur” yanıtını veren yazar, biraz fikir fırtınasıyla kendi tezini bir süre sonra çürütüyor.

Yazarın söylemek istediği aslında çok basit: Toplumlar olarak var olabilmeyi, düşman inşa etmeye bağlı kılıyoruz. Bizim gibi olmayanı, tehdit unsuru olarak görüyoruz. Tehdit unsuru olmayanları “potansiyel tehditkarlar” ilan ederek mimliyor, linç ediyoruz.

Gördüğümüz şu; var olabilmemiz için gereken şey, zıttımız, ötekimiz. Çünkü biz ancak onun varlığıyla varız. Aynı zamanda o bizim düşmanımız. Devlet erkinin ve siyaset tayfasının bizde yarattığı algının sonucu bu.

***

Yıllarca paranoyalarla, önyargılarla beslendi toplum. Herkesin ona düşman olduğu, onu yok etmeye çalıştığı ezberletildi. Toplumun bilinçaltına bu zerk edildi. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi yaptılar insanları.

Türkiye’de yıllardır yalan yanlış bilgilerle sistem ve devlet, medyayı da kullanarak Kürt meselesi konusunda yanlış bir toplum algısı oluşturdu. Bu algı; cumhuriyetten bu yana Kürtler ülkeyi bölmek istiyor anlayışının işlenmesiyle oluştu.

Şunu hatırlamakta ve bilmekte fayda var: Siyasal alanındaki algı yönetimi, halkın düşünce olarak olgunlaşmamış ve henüz bir davranış kalıbına girmemiş ön kabullerini yönetmeyi, nüfuz etmeyi, değiştirmeyi ve biçimlendirmeyi esas alan bir yönlendirme tarzıdır. Bir başka deyişle psikolojik savaşın bir biçimidir. İşte Türkiye’de demokrasiye, toplumsal ve bireysel özgürlüklere karşı yıllardır devam ettirilen psikolojik savaş, bu mühendisliğin vazgeçilmez bir parçası olmuştur.

***

Algılama yönetimi bu anlamıyla hedef kitleleri kendi çıkarları doğrultusunda çözümsüzlüğü hedefleyen bir mantıkla kandırmak ve onları kendi hedefleri yönünde kullanacakları birer unsur haline getirmek amaçlı bir iletişim haline dönüşüyor.

Bu anlamıyla Türkiye, toplum mühendisliği orijinli plan ve projelerin sürekli olarak uygulandığı bir ülke oldu.

***

Bugün gelinen noktada, gerek sorunun kendisi gerekse sorunu etkileyen tüm aktörler açısından, eskinin mantığı ve diliyle konuşmanın ve davranmanın imkanı ve hiçbir hükmü kalmamıştır. Eğer daha çok acı çekmek ve acı vermek istemiyorsak, önce gerçekleri ortaya koyup zihni berraklaştırmalıyız. Birileri kendini ağa diğerlerini yanaşma gibi görmekten ve göstermekten vazgeçmeli.

Oysa sorgulamak gerekiyor. Sorgulamak; düşünme yeteneği olan beyinlere has bir özelliktir. Bazen eskileri atmak, akıl ve mantıkta bir dönüşüm, bir sıçrama yapmak gerekir. Yoksa zihinsel gevişin ötesine geçemeyiz.

Yazarın diğer yazıları