Yalancının mumunu söndürelim!

İstanbul Atatürk Havalimanı’na yapılan saldırı bütün dünyanın dikkatini yeniden DAİŞ ve Türkiye’ye yöneltti. Her ne kadar bu eylem DAİŞ’in Türkiye’de yaptığı ilk eylem olmasa da; bu eylemi diğerlerinden ayıran önemli bir özelliği var.

DAİŞ daha önce yaptığı bütün eylemlerde; ortalama AKP seçmeni Türk vatandaşlarını rahatsız etmeyen; hatta AKP seçmeni kitlelerce de yer yer hasım olarak kabul edilen çevrelere yöneldi.

HDP’nin Diyarbakır mitingi ile başlayan süreç; Suruç Katliamı ile devam etti, Ankara Katliamını ile zirve yaptı. Havuz medyası ve AKP çevreleri hedef gösteriyor DAİŞ ise vuruyordu. Hatta gelişmeler öyle bir hal aldı ki; HDP neredeyse kitlesine duyduğu sorumluluk gereği miting yapamaz hale geldi.

Ancak Atatürk Havalimanı katliamında DAİŞ vites yükseltti. Öyle anlaşılıyor ki; AKP hükümetlerinin yanlış siyasetleri nedeniyle maruz kaldıkları uluslararası baskılar ve Rusya gibi ülkelerin sahada bizzat inisiyatif alması, Türkiye’yi gönülsüz de olsa politika değişikliğine zorladı.

Son katliam ile aslında ilk defa ortalama AKP seçmeninin bir kısmı ile DAİŞ gerçek manada karşı karşıya geldi. Bütün göstergeler bu sürecin artarak devam edeceğine işaret etmektedir; muhtemelen DAİŞ Türkiye’de bundan sonra da bu tarz insanlık düşmanı eylemler yapmaya devam edecektir.

CIA direktörü John Brennan bir Amerikan gazetesine verdiği röportajda; “kendilerine gelen istihbarata göre DAİŞ’in eylemlerini bütün Türkiye’ye yaymayı hedeflediğini” söylüyor.

Röportajın devamında ise, “DAİŞ’in Türkiye’deki faaliyetleri konusunda kendilerinin yaptıkları uyarıların Türk yetkilileri rahatsız ettiğini” ekleme gereği duyuyor.

Daha yakın zamana kadar Türk yetkililerdeki gizli DAİŞ sevdası kimsenin gözünden kaçmıyordu; hatta öyleki bütün hayatı boyunca din düşmanlığı üzerinden kendini tanımlayan kimi kemalist çevreler bile; Kürtlere duydukları düşmanlık nedeniyle DAİŞ’e sempatilerini saklayamıyorlardı.

“Aslında Türk kamuoyu bu saldırı ile ilk defa DAİŞ barbarlığı ile yüzleşiyor!” dersek, sanırım çok abartmış olmayız.

Bundan sonra Anadolu’nun herhangi bir kentinin herkesçe bilinen yoğun alışveriş merkezlerinin herhangi birinde alçakça bir DAİŞ saldırısı olursa hiç şaşırmamak gerek. 

Ancak bunun sorumluluğu da; vebali de bugüne kadar DAİŞ çetelerini Kürtlere karşı kullanabileceğini sanan iktidar çevrelerinin olacaktır. 

Türkiye, Erdoğan/Davutoğlu siyasetinin bedelini; içerde iç savaş, dışarıda ise muazzam bir izolasyon ve yalnızlaşma olarak ödedi; bunun yanı sıra Türkiye, çok uzun bir süredir hiç bir inandırıcılığı olmayan, içerde saraya sıkışmış, elinin değdiği her şeyi berbat eden bir rejim görüntüsü veriyor.

İçerde oy üzerinden oynanan tiyatro; dışarıya traji komik soytarılıklara olarak yansıyor. 

Daha birkaç gün önce Alman komedyen Jan Böhermann Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı alay konusu ederken; şimdi de bir grup milletvekili, insan hakları aktivisti, bilim insanı ve sanatçı Kürdistan’daki operasyonlarda insanlığa karşı suç işlendiği gerekçesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve İçişleri bakanı Efkan Ala hakkında suç duyursunda bulundular…

Dış politikayı içerde iktidar üretmek için kullanır; seçmeninizi konsilide etmek için geri kalan herkesi ötekileştirirseniz, eninde sonunda geleceğiniz yer burasıdır.

Türkiye ve bütün bölge halkları; basiretsiz politikacılar eliyle içine düşürüldüğü bu şiddet sarmalından ancak demokrasi mücadelesini yükselterek kurtulabilirler. Aynı yalana birden çok kez inanan insanların, bir süre sonra bizzat yalanı söyleyenden hiç bir farkı kalmaz!

Yıllardır AKP hükümetleri halklarımıza yalan söylüyor; bu yalancıların mumlarını artık söndürme zamanı gelmedi mi?

Yazarın diğer yazıları