Yama mı yeni elbise mi?

Almanya Gündemi

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Salı günü yaptığı oturumda aldığı kararla Avrupa üyeliği süreciyle ilgili Türkiye’yi denetim altına almaya karar verdi. Bu durumda Türkiye’nin 2018 yılına kadar denetime alınması öngörülüyor. 2004 yılında denetim sürecinden çıkarılarak, 2017, yani tam 13 yıl aradan sonra tekrar denetim altına alınmayı başaran ilk ülke Türkiye. Zaten bakarsanız aynı meyilli gelişmelerde dünyada ilk sıralara girmeyi başarıyor, diğer durumlarda ise sonuncu sıraları kimseye bırakmıyor. Mesela İngiltere merkezli Ipsos MORI araştırma şirketi tarafından yapılan "2016 Cehalet Endeksi" adlı araştırmada, Türkiye 40 ülke arasından en cahil ülke statüsüyle 9. sırada yeralmıştı. Yine Türkiye silah ithalatı konusunda da ilk sıralarda yer alıyor. Çocuklara kitap hediye edilmesi sıralamasında Türkiye 180 ülke içerisinde 140. sırada. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in 2016 yılı raporuna göre Türkiye, 180 ülke arasından 155’inci sırada yeralıyor. 

Yine AKPM’nin kararına dönecek olursak; Bu karar doğrudan Avrupa Birliği’ni etkilemese de, Türkiye’nin üyelik sürecine etki edecek bir karar. Zira denetim süreci üye ülkelerde demokrasi, insan hakları, adaletin işleyişi gibi değerlerin Avrupa standartlarına göre düzenlenmesini esas alıyor. Müzakerelerin devam etmesi için aday ülkenin bu eşiği geçmesi gerekiyor. Türkiye bu eşiği yaptığı düzenlemelerle 2004 yılında aşarak, bir adım ileri gitmişti. Bu süreçte, aday ülke ile ilgili rapor ya da  özel oturumlar yapılmıyor. Türkiye denetimden çıkan bir ülke olmasına rağmen özellikle son yıllarda insan hakları ihlal dosyası oldukça kabarıktı. 7 Haziran’dan sonrasında artan ama görülmek istenmeyen ihlaller, referandum sürecinde daha görünür oldu. 

AKPM üyesi Sol Parti milletvekili Andrej Hunko, aynı zamanda referandumda gözlemci olarak gitmiş, fakat engellemelerle karşılaşmıştı. Hunko AKPM’nin kararına ilişkin, "Türkiye’nin denetime alınmaması skandal bir karar olurdu’’ yorumunu yaptı. AKPM’nin kararını son dönemlerde Türkiye ile Avrupa arasında cereyan eden sorunlara karşılık bir yaptırım olarak okumamak gerekiyor. Neticede AB demokrasi, hukuk devleti, insan hakları değerleri ile varlık gösteren bir oluşum. Hunko’nun yorumundan hareketle, aksi bir karar, zaten yeterince skandallar yaşayan Avrupa’nın varlığı üzerinden yeni bir skandal karar olurdu. Asıl önemli ve yaptırım içeren süreç bundan sonra izlenecek politikalarla şekillenecek. Referandum sonuçlarının resmi olarak açıklanmasının ardından bu süreç daha da önem arzediyor. 

Referandum sonrası girilen yeni dönemeçte, AB ülkelerinin Türkiye ile ilişkilerde yeni yöntem arayışları sözkonusu. AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Johannes Hahn, tarafların üyelik dışında ekonomik alanlarda işbirliğini güçlendirebileceğini söyleyerek, aslında üyeliğin artık görüş alanı dışında olduğunu ve Türkiye ile ekonomik ilişkilerin şekillendirilmesi gerektiğini deklere etmiş oldu. 

Almanya’da bir bütün Türkiye ilişkilerini askıya almak istemiyor. Zaten Almanya-Türkiye ilişkileri ekseninde düşünüldüğünde, ilişkilerin tamamen askıya alınması çok ta mümkün görünmüyor. Genel kanı Hahn’ın açıkladığı denklemi destekler nitelikte. Zira geçtiğimiz günlerde Bild gazetesi Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in Türkiye ekonomisini canlandırmak için Almanya’dan yardım istediğini yazdı. Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble, daha öncesinde Türkiye’ye ekonomik desteğin zora girdiğini açıklamıştı. Buna karşılık Almanya Dışişleri Bakanı Gabriel, yine geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada Türkiye ile müzakerelerin devam etmesi gerektiğini düşündüğünü söyledi. 

AKPM’nin denetleme kararına henüz Merkel’den açıklama gelmedi. Fakat referandum sonucuna tüm Avrupa’nın tek ses olarak tepki vermesini istediği basına yansıdı. Merkel yansıdığı kadarıyla AB tarafından Türkiye’ye ortak bir tavrın geliştirilmesini istiyor. Mülteci antlaşması ile beraber sıkı partneri Türkiye ile durumu şimdi zora düşen Merkel de yeni arayışları destekliyor. Fakat gidişatın muğlaklığı açısından, nasıl bir yöntem belirleneceği konusunda henüz hemfikriyat oluşmuş değil. 

Bu durum karşısında; ya elbiseye yama yapılacak, ya da yeni bir elbise alınacak. 7 Haziran sonrası dönemi esas alırsak, giyilen elbisede yama yapılacak zemin artık kalmadı. 

Yazarın diğer yazıları