Yanlızlığa sürüklenen bir ülke!

Her ne kadar üzerinde bir hafta kadar bir zaman geçmiş olmasına rağmen; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında ağır topları ile birlikte gerçekleştirdiği ABD ziyareti daha uzun bir süre Türkiye’de gündemin önemli konularından biri olmaya devam edecek gibi gözüküyor.

Söz konusu ziyaret boyunca hem Türkiye hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan gerçekliğin aynasında kendi yansımalarını görmek zorunda kaldılar. 

Halbuki o toplantıda sadece Türkiye değil; havuz medyasının dünya lideri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’da bir tür görücüye çıkmıştı.

Dünyanın en önemli gündemlerinin yaşandığı bir bölgede yer alan Türkiye gibi bir ülkenin Cumhurbaşkanı’nın söyleyecekleri neredeyse kimseyi ilgilendirmiyor olmalıydı ki; Cumhurbaşkanı Erdoğan boş sıralara konuşmak zorunda kaldı.

Önceki yıllarda bu tür uluslararası toplantılarda dünyanın önemli ülkelerinin liderleri ile görüşen Cumhurbaşkanı Erdoğan, epey bir süredir iktidarının ilk yıllarında gördüğü ilgiyi artık göremiyor.

Benzer sahneler Antalya’da, hem de Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı G20 zirvesinde de yaşanmıştı. 

Öyle anlaşılıyor ki artık; dünyanın önemli ülkeleri Türkiye’nin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediklerine fazla önem vermiyorlar. Zaten kendisi de bunu her defasında ifade ediyor. 

Çok uzun bir süredir ABD Başkanı Barak Obama ile görüşemeyen Erdoğan her defasında Başkan Yardımcısı Biden ile görüşmek zorunda kalıyor. Basına yansıdığı kadarıyla ABD Başkanı Obama özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmekten kaçınıyor. 

Aslında ABD başkanı Obama, Tayyip Erdoğan hakkındaki görüşlerini Atlantik dergisinden Jeffrey Goldberg’e verdiği röportajda pek de diplomatik olmayan bir dille ifade etmişti. Obama söz konusu röportajda; daha önce Erdoğan’ı ılımlı Müslüman bir lider olarak gördüğünü ve değer verdiğini ancak her geçen gün otoriterleşen Erdoğan’ın kendisi ve ABD açısından bir hayal kırıklığı olduğunu itiraf etmişti. 

Daha öncesinde nüfusunun önemli bir kısmı Müslüman olan Türkiye’yi jeokültürel olarak öne çıkaran ABD ve AB ülkelerinin DAİŞ de dahil diğer İslami partilere yaklaşımı önemli ölçüde ayrışmaktadır.

Arap baharı süreci sonrasında Türkiye’nin; Tunus, Fas, Libya ve Mısır’da islamcı ve Sünni partilerle yakınlaşması Türk-Amerikan ilişkilerinde ayrışmayı derinleştiren diğer bir unsur olarak öne çıkmaktadır.

Uzun bir süre ılımlı İslam politikası üzerinden AKP hükümetleri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kimi çıkışlarını görmezlikten gelen ABD ve Batı, ılımlı İslam politikasından vaz geçtikten sonra Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı daha doğrudan tavır almaya başladılar.

ABD ve AB’ye bağlı birçok ülke, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP hükümetlerini ılımlı İslam politikasının başarısızlığa uğramasının en büyük nedeni olarak gördüklerini her platformda ifade etmekten de artık hiç çekinmiyorlar. 

Bunun yanı sıra, Türkiye’yi yönetenlerin kişisel zaafları da Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP hükümetlerini zor durumda bırakıyor. FETÖ dahil hangi korkunç örgütle(!) ilişkilendirirlerse ilişkilendirsinler 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları sonucunda oraya saçılanların iç ve dış kamuoyunu tatmin edecek bir yargılama yapılmadan kapatıldığı kuşkusu, AKP Hükümetinin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önemli bir handikapı olmaya devam edecek.

İran’a uygulanan ambargonun muazzam bir uluslararası organizasyonla delinmesi; sonrasında birçok ülkeyi de içine alan yolsuzluk operasyonları daha uzun bir süre Türkiye’yi yönetenlerin uykusunu kaçıracak gibi gözüküyor. 

Babek Zencani’den Reza Zarrab’a oradan da birçok Türk yetkilisine kadar uzanan kirli ilişiler yumağı birçok kişinin başını yakacak gibi.

Bu mızrak bu çuvala sığmıyor artık; bir yerden yırtılacak! 

Yazarın diğer yazıları