Yapay çaresizlikle mücadele!

12 Eylül darbesi ardından zindanlardaki siyasi tutsaklar şahsında teslim alınmak istenen insanlık onuru, 14 Temmuz 1982’de sadece 6 kişiyle başlatılan açlık grevleri sayesinde korunmuş; dönemin en koyu faşizmi bu irade sayesinde yenilgiye uğratılmıştı. Hayri, Kemal, Akif ve Ali isimlerini insanlığın onur sayfasına yazdıran tutum başkalarından bekledikleri destek değil kendi inançları ve iradeleriydi.

14 Temmuz ruhunda çaresizlik yoktur!

Onlar açlık grevine girdiklerinde faşizmin en koyu hükmü sürüyordu. Direnen tutsakların kararlılığı dışarıdan gelecek desteklere göre şekillenmemişti. O an itibariyle dışarıda bir ses var mıydı yok muydu buna bakmadılar, özgür yaşam ilkesi neyi gerektiriyorsa onu yaptılar, eylemlerinin tarihi sonuçlar doğuracağına inandılar. Onların kazanmasını sağlayan direniş ruhunun bağrında çaresizlik hissiyatına zerrece yer yoktu. Böyle kazandılar.

Bugünkü iktidarın Kenan Evren’den ne tür bir farkı vardır ki açlık grevi eylemlerini görmezden gelerek bertaraf edebileceğini düşünüyor? Faşist baskılarla, her konuşanı hapishaneye atarak, tutsak analarına saldırarak, toplumu susturarak sonuç alacağını düşünen bir iktidar var ortada.

“Düşünmezsen yoktur!” mantığı Kürt halkının mücadelesini geriletemediği gibi üstüne eklenen “susturmayla bastırmayla yapay çaresizlik duygusu yaratma” yöntemi de açlık grevlerinin başarıya ulaşmasını engelleyemeyecektir. Çünkü tarihsel her olayda görüldüğü gibi bir kez daha vurgulamak gerekir ki mücadele diyalektiği tek yanlı işlemez. Mücadelenin olduğu yerde, faşizm saldırır ve istediği sonucu alır denilemez.

Sonucu saldırıların düzeyi değil direnişlerin kararlık düzeyi belirler!

Tersi de geçerlidir. Faşizm, çok yoğun saldırdığı için kazanmaz. Direniş kararlılığı zayıf olduğunda faşizm hükmünü sürdürür. Bugün 6 ayına girmek üzere olan açlık grevi direnişine binler katılmıştır. En son olarak 15 devrimci tutsak açlık grevlerini ölüm orucuna çevirmiştir. Yaratılmak istenen çaresizlik duygusuna bu şekilde müdahale etmişlerdir. Kararlılık düzeyi apaçık ortadadır. 14 Temmuz ruhunun temsil edildiğinden hiçbir kuşku duyulamaz. Bu durumda kazananın kim olacağı da belli değil midir?

Direnişçilerin “çaresizlik” duygusunu yaşamadığı iyi bilinmelidir. Buna karşın toplumsal destek açısından, elini-kolunu bağlı sanıp “çaresizlik” duygusuna kapılanlar yanlış bir mantıkla, yanlış sonuçlara varmıştır. Yaşam hakkı açısından açlık grevi eylem tarzını yanlış bulmanın da bu saatten sonra pek bir anlamı yoktur. Çünkü ne bunu söyleyenlerin ne de eylemde olanların, hiç birimizin faşizm koşullarında yaşama şansı yoktur ki yaşam hakkını kendi elimizle ihlal ettiğimizden bahsedelim. Zaten eylemcilerin ısrarla anlatmaya çalıştığı da budur. Faşizm ve yaşamın bir arada olamayacağı aşamaya gelip dayanmışken yapılacak tek şey yaşam düşmanı olan faşizmi yıkmaktır, bunun için çabalamak, sadece bunun için yaşamaktır.

Bu eylemlere yeterince anlam veremeyenlerin “üzülmekle, çaresizlik duygusuyla” kendini ifade etmek yerine eylemlerin anlam derinliğini kavramaları daha hayırlı sonuçlar doğurur. Yaşam ve özgürlük algılarında yanlışlık olanların eylemleri güçlü desteklemeleri mümkün olamaz. Destekten öte tecridi kendilerine karşı tecrit, faşizmi kendi yaşamlarına kastetmiş faşizm olarak görürlerse açlık grevlerini de kendi eylemleri olarak ele alır ve harekete geçerler.

“Çaresizlik” duygusu faşizmin çok özel çabalarla oluşturduğu yapay bir duygudur. Halkın en küçük bir kazanımına bile tahammül gösterilmemesinin özel bir uygulama olduğu ve hedefinin toplumda çaresizlik duygusu yaratmak olduğu bilinmelidir. Eylemlerin ivme kazanması bu gidişata son verecektir. Bunun farkına varan herkes “çaresizlik” ağından hızla sıyrılmakta, direnişin muazzam güzel duygularıyla buluşmaktadır. Bütün mesele, bu çaresizlik duygusunun nasıl yaratıldığının farkına varmaktır. Faşizmin yenildiği an bu andır işte.

Kimileri buna “öğretilmiş çaresizlik” demiştir. Çaresizlik duygusuna karşı mücadele edilerek faşizmin yaratmak istediği sessizlik sonsuza dek bozulabilir. Kaldı ki son dönemde hem aydınların, sanatçıların hem de halk eylemlerinin sesi daha güçlü çıkıyor ve bunun büyüyüp tüm yüreklere su serpeceğinden de kuşku yoktur.

Yazarın diğer yazıları