Yaş kesen baş keser!

Bir toplumu yok etmek isteyen önce onun doğasını, coğrafyasını ve tarihini yok etmekle işe başlar. Bunun acımasız ve vahşi örneklerini tarihin her evresinde görebiliriz. Tarihte yapılan bütün vahşetin toplamı son yüzyılda Anadolu’da yapıldı. “Herkes Türktür” deyip herkesi Türk yapmak amacıyla yaygın bir insan, coğrafya, tarih katliamları yapıldı. Bu katliamlar halen sürüyor.

Ermeni Soykırımıyla başlayan tekleştirme çabaları Rumlardan sonra Kürtlerle devam etti. Yıllardır süren kanlı katliamlara rağmen Kürtler teslim olmadı. En zor şartlarda direnişlerini sürdürdü. Her türlü ırkçı-sömürgeci zulme karşı en ağır bedeller ödenerek özgürlük mücadelesi sürdürüldü. Bugün bu mücadele sadece Kürtlerin değil tüm ezilenlerin umudu oldu. Bütün ezilen halklar Kürdistan halkının direnişinden ve mücadelesinden güç alıyor. Bu nedenle bütün gericiler de Kürdistan özgürlük mücadelesine diş biliyor. Bu özgürlük hareketini bir kaşık suda boğmak için her şeyi yapıyorlar.

Bütün dünyanın gözü önünde Kürdistan coğrafyası bir daha yakılıp yıkılıyor. Şehirlerin yakılıp yıkılmasına paralel olarak ormanlar yakılıyor. Dağ taş ateşe verilerek sadece ormanlar değil ormanlarla birlikte orada yaşayan tüm canlılar yok ediliyor. Yani hayat yok ediliyor. Uzmanlar dünyada sadece Kürdistan coğrafyasında var olan birçok bitki ve hayvan türünün yok olacağını acıyla açıklıyor. Bunun önüne geçilmesi için çağrı yapıyorlar.

Askeri amaçla yapılan yıkımlarla iç içe geçen bir başka akım ise gözü doymak bilmeyen, aç gözlü kapitalizmin “Kar, daha fazla kar ve en çok kar” hırsıyla yaptığı doğa katliamlarıdır. Karadeniz’in derelerini kurutanlar şimdi de madencilik gerekçesiyle Ege’nin dağlarını, ormanlarını kurutuyor. Geçmişte altın bulmak için zehire bulanan Bergama’dan sonra şimdi de Kaz Dağları kaz gibi yolunuyor. Yapılan yatırımların topluma ne faydası olacak bilinmez ama şimdiden bölgenin coğrafyasını değiştirip doğanın akciğerlerini sökeceği açıktır.

Kürdistan’daki barajlar, yollar hiçbir zaman masum bir ekonomik çalışma olarak kalmadı. Her biri ince ince planlanmış toplum, tarih ve doğa soykırımıydı. GAP’tan Keban’a, Munzur’a kadar bütün barajlar Kürdistan coğrafyasını bozma, tarihini silme ve değiştirme çabalarıdır.

Güncel olarak tartışma konusu olan Ilısu barajına bakalım. Gene 50-60 senelik ömrü olan bir baraj için oniki bin yıllık tarihi olan Hasankeyf yeryüzünden silinmek isteniyor.

Tarihi, kültürel birikimi, doğası talan edilmiş bir toplumun kimliği-kişiliği kalır mı? Daha doğrusu o toplumun kendisi kalır mı?

Toplum dediğimiz kuru kalabalık ya da bir sürü müdür?

Gezi direnişi polis gücüyle bastırıldı zannedenler yanılıyor. Toplumun doğaya ve tarihine sahip çıkması kendisine ve kendi geleceğine sahip çıkması demektir.

Gezi direnişi ilk etapta Taksim’e yapılacak olan AVM inşaatını durdurdu. Ama yarattığı çevrecilik bilinci ve başlattığı direniş ruhu Karadeniz derelerinde, Hevsel bahçelerinde, Munzur’da, Hasankeyf’te, Kaz Dağlarında yaşıyor. Bu nedenle yıllar sonra hala Gezi direnişini organize etmekle suçlanan insanlar tutuklanıyor.

DAİŞ çeteleri Palmyra başta olmak üzere Suriye’deki tarihi yerleri ve kalıntıları mezarlarına kadar yok etti. Şengal’e saldırdığında ise Êzîdî tapınaklarını ve tüm kutsal sembollerini yerle bir etti.

DAİŞ’in ikiz kardeşi olan AKP diktası da tek tekçilik adına yoğun bir imha çabası içindedir.

“Yaş kesen baş keser” demişler. AKP-MHP diktası da sistemli bir biçimde yaş ve baş kesiyor. Hayatı yok etmeye çalışıyor. Moğollardan bu yana en büyük talan ve yıkım zulmü yapıyor.

Toplumun ve doğanın bütün güzelliklerini yok edip üstüne oturacağını zannediyor.

Bu katliamların hepsine dur demek için Hasankeyf’ten Kaz Dağlarına, Munzur’dan Karadeniz’e ve Akkuyu’ya kadar her yerde direnişi birleştirmek ve yükseltmek kaçınılmazdır.

Toplumun geçmişi, doğası ve coğrafyası korunamazsa kendisi de korunamaz. Çünkü yaşayan bir organizma olan toplum ancak tarihi, coğrafyası, doğasıyla birlikte bir varlık olabilir ve ayakta kalabilir.

Yazarın diğer yazıları