Yasadışı tecrit, iktidar tekniğidir

Öcalan’ın yargılanmasının tüm aşamaları ve tutsaklık sürecinin hiçbir norma uymadığını belirten Avukat Ercan Kanar, tecridin ise hem Türkiye’nin anayasa/yasalarına hem de uluslararası bağlayıcı hukuka aykırı savaş hukuku infazı şeklinde sürdürüldüğünü söyledi. Kanar, Türk hükümetinin, tecridi bir iktidar tekniği, politikası olarak uyguladığını vurguladı.

Öcalan’a tecrit üstü bir tecridin uygulandığını hatırlatan avukat Ercan Kanar, avukatlara getirilen 6 aylık görüş yasaklarına dikkat çekerek, “Düşmanla savaş hukukunun infaz yöntemidir” dedi.

İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 27 Temmuz 2011’den beri avukatlarıyla “Hava muhalefeti”, “Koster bozuk”, “Koster onarımda”, “OHAL” ve “5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun gereğince hükümlüler hakkında getirilen kısıtlamalar” gerekçeleriyle görüştürülmüyor. Ailesiyle 11 Eylül 2016’dan sonra sadece 12 Ocak’ta 15 dakikalığına görüştürüldü. Avukat Ercan Kanar, Öcalan üzerindeki tecrit ve açlık grevlerine dikkat çekerek, hükümetin adım atması gerektiğine dile getirdi.

Tecrit üstü tecrit 

“Dünyada en ağır koşulda dışarıdan, aynı zamanda içerdekilerden de yalıtılarak yapılan infaz, tecrit üstü tecrit anlamında gelir” diyen Kanar, “Öcalan’a tecrit aslında Türkiye’ye getirildiği ilk günden itibaren başladı. Yasalara aykırı olarak günlerce gözaltında sorgulandı. Halbuki hakkında 4 ayrı gıyabi tutukluma kararı vardı. Yasaya göre gıyabi tutuklama kararı olunca yakalandığında hemen hakim önüne çıkartılıp yasalara uygun bir cezaevine konulması gerek. Halbuki İmralı, Öcalan için tek kişilik özel bir cezaevi haline getirildi. Özel bir cezaevi statüsü kazandırıldı ve o cezaevindeki her şey askeri bir komite olan başbakanlık kriz yönetim merkezinin sözlü kurallarıyla yönetildi. Aslında yargılama da öyle oldu” dedi.

 Erdoğan yasalarında bile yok 

Yargılamanın yasalarına göre değil, özellikle Genelkurmay’ın sözlü emirlerine uygun bir şekilde yapıldığını ifade eden Kanar, “Mesela İmralı, İstanbul yargı yetkisinde olmamasına rağmen Ankara DGM yetkili yapıldı. Ayrıca yasaya, iddianın ağırlığına göre bölgede yargılama olması gerekirken, yargılama Marmara’ya bağlı İmralı’da yapılmış oldu. Neresinden bakılırsa bakılsın gerek cezaevleri gerekse yargılama koşulları açısından bir yalıtılma, tecrit yaşandı” diye konuştu. Normal bir tecridin bile illegal olabileceğini sözlerine ekleyen Kanar, “Tecrit, ne uluslar üstü konuyla ilgili belgelerde ne de Anayasa’da var. Yani ne 12 Eylül Anayasası’nda ne de Erdoğan anayasasından önce yürürlükte olan anayasalarda vardı. Erdoğan’ın anayasasında da yok. Erdoğan yasasına biz anayasasız anayasa diyoruz. Ondan da söz konusu değil” dedi.

Bütün yasa ve ilkelere aykırı 

Anayasanın . maddesinde demokratik hukuk devleti tanımının olduğunu hatırlatan Kanar, şöyle devam etti: “10. maddesi eşitlik ilkesinden bahseder. Yine kişi özgürlüğü ve güvenliğiyle ilgili 19. madde var. Ayrımcılık yasağı düzenleyen madde var. Hak arama özgürlüğünü düzenleyen 36. madde var. Bütün bu maddelere aykırıdır. Şimdi infaz hukukunun temel ilkelerine de aykırıdır. Çünkü infaz hukukunun genel teorisine ve yerleşik içtihatlara göre, ceza verilip de kesinleşirse kişinin suçla bağı kesilir. Artık suçla ilişkisi kalmamıştır. Hangi suçtan ceza almış olursa olsun yani bütün kesinleşmiş ceza alanlar eşit duruma gelir. Suçla bağları kalmaz. O zaman herkese aynı infaz kurallarının uygulanması gerekir. Buna biz infazın eşitlik ilkesi deriz. Aslında ceza infaz kanununda da var. İlk 1 ve 2. maddeler bütün bu anlattığım temel ilkeleri belirtir. Fakat daha sonraki maddeler ve uygulamalar bunun tam tersi durumunda.”

Öcalan’a mahsus infaz çeşidi 

Türkiye’de 4 çeşit infazın olduğuna işaret eden Kanar, şunları ifade etti: “Siyasilere uygulanan infaz var. Adli suç örgütlerine, mafya tipi örgütlere uygulanan infaz var. Bunun ikisi birbirinden farklı. Bir de normal suçlarda uygulanan infaz var. O da diğer ikisinden farklı. 4. infaz sistemi bir kişiye uygulanan infaz. Öcalan için özel bir infaz sistemi uygulanıyor. Demek ki eşitlik ilkesi çiğnenerek Türkiye’de 4 çeşit infaz uygulaması söz konusu.”

Tecrit, barışa da saldırıdır 

Öcalan’a tecridin yıllardır sürdüğünü anımsatan Kanar, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: “BM ve organları, Avrupa Konseyi Bakanlığı Komitesi ve İnsan Hakları Mahkemesi olsun temel kurallarına sadık bir üretim yapmıyorlar. Çifte standartlar var. Ekonomik çıkarlar devreye girdiğinde insan haklarına ilişkin kararlar rafa kaldırılıyor. Aslında şunu da gündeme getirmemiz gerekiyor; AİHM, Öcalan’la ilgili 2014’te verdiği kararda, ‘şartlı salıverme yolu kapalı olduğu için bu sözleşmenin 3. maddesinin ihlalidir’ dedi. Yani ‘işkence, onur kırıcı, kötü muamele yasasının ihlalidir’ dedi. Bu konuyla ilgili başka kararlar da var; Kafkaris Kıbrıs kararında ‘mutlaka hükümlü kim olursa olsun şartlı salıverme kapısı açık olmalıdır’ der. Vinter Birleşik Krallık kararında ‘şartlı salıverme kararı olsa dahi hükümlünün belli sürelerde gözden geçirilmesi gerekir’ der. Orada da 25 yılı ortaya koydu. 25 yıl da uzun bir süre aslında. Bu konuda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne göre 8-14 yıl arası hükmün cezanın geri bırakılmasının gözden geçirilmesi gerekir. Öcalan’ın 20 yıl oldu. Yani Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararına göre, Öcalan’la ilgili verilen hükmün tekrar gözden geçirilmesi gerekir. Zaten adil olmayan yargılamadan dolayı da hükümle ilgili ihlal kararı vardı. Hukuken yeniden yargılanması gerekiyordu. Türkiye onu da yapmamak için yasa değişikliği yaptı. Konunun tabi bir de politik yanı var. O yön belki daha da önemlidir. Öcalan’a yapılan tecrit, Kürt sorununun barışçıl çözümü önüne de önemli bir engel oluşturuyor. Bu durumda barışa karşı işlenmiş bir suç ortaya çıkıyor. Yani Öcalan’a uygulanan tecrit, aynı zaman da devletin hem illegal ve gayrimeşru uygulaması hem de barışa karşı bir saldırısı anlamına da gelir.”

Mandela Kuralları’ndan çok daha kötü

 BM Cezaevi Hukuk Komisyonu’nun 2015’te Mandela Kuralları’ndan bahsettiğine işaret eden Kanar, devamla şunları dile getirdi: “Buna göre; hücre cezasının 15 günü geçmemesi gerekiyor. Bizdeki yasalara göre de Ceza İnfaz Kanunu’nda 20 gün diye yazar. Fakat bizdeki yasanın anti-demokratik uygulaması şu; birden fazla hücre cezası verilebiliyor. Mandela Kuralları’nda karanlık odada kalmaması, az yemek verilerek cezalandırılmaması, ince arama yapılması zorunluysa son çare olarak sağlık ekiplerinin yapması, her aramada tutanak tutulması ve tutsağa da verilmesi gerekiyor. Bu duruma baktığımızda Ceza İnfaz Kanunumuz, Mandela Kuralları’ndan çok daha kötü.”

Tecrit, bir iktidar tekniği

Mandela Kuralları’na göre, aile ziyaret yasağının olmaması gerektiğini de hatırlatan Kanar, “Ayrıca Mandela Kuralları’na göre verilen disiplin cezası ne olursa olsun avukat görüşünün engellememesi gerekir. Aslında bizim Ceza İnfaz Kanunu’nda da var. Yani ziyaret yasağında avukat görüşmesi hariçtir ama çifte standart uygulanıyor. Şimdi OHAL’de çıkan bir kararnameyle bunu yasalaştırdılar. O kararnameye göre, idare eğer avukatla hükümlünün örgütsel amaçlı görüşme yaptığı tahminini yaparsa 3 ay kadar avukatla görüşmeden men edebiliyor. Bu durum tekrarlanırsa 6 ay, yine tekrarlanırsa o avukatın avukatlığına son vererek, başka bir avukat tut diyor. Bunu maalesef yasaya koydular. Düşmanla savaş hukukunun infaz yöntemidir. Tecrit, yasaklamaktan daha kötü bir durum. Tecrit, bir iktidar tekniği, politikasıdır” şeklinde konuştu.

Kendi yasalarına uyma çağrısı 

Tecridin kaldırılması talebiyle başlayan açlık grevlerine dikkat çeken Avukat Ercan Kanar, şöyle tamamladı: “Talepleri insani ve meşru bir taleptir. Ceza İnfaz Kanunu’nda her hükümlüye verilen hakların Öcalan’a da uygulanmasını istiyor. Kendi yasalarına uyma çağrısı yapıyorlar. Kürt sorununda kalıcı bir çözüm isteniyorsa politik olarak da Öcalan’la görüş yollarının açılması gerekiyor. Tecrit kalktığı zaman Türkiye’de iyi bir hava oluşur. Böyle bir ortam gözükmüyor. Hemen hemen 1932-1933 Almanya dönemine benzer koşulları Türkiye yaşıyor. Yani patrimonyal rejimler diyoruz. Şirket tipi devlet ve şirketin başında da otoriter bir patron. Şu anda özgürlük açısından 1990’dan bu yana baktığımızda 29 yılın en kötü sürecidir.”

İSTANBUL

Yazarın diğer yazıları

    None Found