Yasak çeyrek asrı aştı

Aslında 26 yıldır PKK yasağının ‘nedeni’nde hiçbir değişiklik olmadı. 1993’te Kasım ayındaki yasak iç  ama özelikle de dışişleri politikasından kaynaklanıyordu ve bugüne kadar da böyle sürdü. Son yirmi senede ulusal ve uluslarası radikal politik değişikler oldu, Kürt hareketi ağır, kısmi olarak zorlu yapısal ve politik değişim evreleri yaşadı, değişmeyen bir şey kaldı; CDU/CSU, SDP, FDP ya da Yeşiller’den oluşan Alman hükümetlerinin Kürt hareketini kriminalize etme pratikleri.

FEHMİ KATAR BERLİN

Almanya’da 26 Kasım 1993 yılında ilan edilen PKK yasağı 26 yıldır devam ediyor. Kürtlere yönelik kriminalizasyon politikasının dayanağı olarak kullanılan bu yasak sürgünde yaşayan Kürtler için bir tehdit ve mağduriyet oluşturmaya devam ediyor. Bu alanda 23 yıldır Kürtlere hukuki destek sunan Azadî’den Monika Morres ile 26. yıldönümünde yasak ve buna karşı verilen hukuki mücadeleyi konuştuk.

Almanya’da PKK yasağının 26. yıldönümündeyiz. Almanya bu yasağı bu kadar uzun yıllardır hangi argümanlara dayanarak devam ettiriyor?

Aslında 26 yıldır PKK yasağının ‘nedeni’nde hiçbir değişiklik olmadı. 1993’te Kasım ayındaki yasak iç  ama özelikle de dışişleri politikasından kaynaklanıyordu ve bugüne kadar da böyle sürdü. Son yirmi senede ulusal ve uluslarası radikal politik değişikler oldu, Kürt hareketi ağır, kısmi olarak zorlu yapısal ve politik değişim evreleri yaşadı, değişmeyen bir şey kaldı; CDU/CSU, SDP, FDP ya da Yeşiller’den oluşan Alman hükümetlerinin Kürt hareketini kriminalize etme pratikleri.

Bunun böyle olmasının temel nedeni ekonomik ve jeopolitik sebeplerden dolayı NATO üyesi Türkiye ile işbirliğine dayalı ilişkilerin korunmak istenmesidir.  Ağır insan hakları ihlalleri, her türlü muhalefete şiddetli bir biçimde baskı yapılması, Türk ordusunun Kuzey Suriye’de yaptığı hukuksuz işgal hareketine karşı Alman hükümetinin yaptığı tek şey ”endişeli” olduğunu söylemek oldu. Ne genel bir silah ihracatının durdurulması kararı ne Kürt ve solcu Türk aktivistlerin kriminalizasyonunun sonlandırılması ne de Erdoğan’a karşı ciddi yaptırımların uygulanması söz konusu oldu. Sadece sembolik bir politika yürütüldü. Erdoğan da bu durumu biliyor ve bunu kendi politikası için kullanıyor. Bu durum Erdoğan’ı kendi diktatoryal, baskıcı politikasını sürdürmesi için daha da cesaretlendiriliyor, Almanya’yı tekrar ve tekrar PKK’ye ve muhaliflere karşı daha ağır yaptırımlarda bulunması için tehdit ediyor. Erdoğan, Alman politikasına sırtını dayayabileceğini biliyor.

PKK yasağının Almanya’da yaşayan Kürtlerin sosyal, politik ve kültürel yaşamlarına olumsuz bir etkisi var. Ne kadar kişinin bu yasaktan etkilendiğini düşünüyorsunuz ? 

Tabi ne kadar kişinin bundan etkilendiğini/etkilenebileceğini bilmiyorum. Ancak kriminalizasyondan etkilenenler ya da etkilenebilecek olanlar, Kürt hareketine yakın olan herkestir. Hiç şüphe yok ki bu yasağın Kürtlerin yaşamları üzerinde çok büyük etkisi oldu ki bunların bir kısmının ise oldukça dramatik sonuçları oldu.

Birçok Kürdün ”Almanya, demokratik bir ülke” inancı kayboldu. Her politik etkinlik ‘kriminal’ ya da ‘terörist’ olarak dışlandığında, bu artık kişinin kendisinin değersizleştirilmesidir, bu politik kimliğin çalınmasıdır, kişiliğin katledilmesidir. Bu uygulamadan ötürü binlerce kişi acı çekiyor. Diğer taraftan ise insanlara buna karşı çıkma, direnme ve birlikte hareket etme gücü de veriyor.

§129 maddesi ile çok sayıda kişi tutuklandı, yargılandı ve cezalandırıldı. Bu yasa nasıl bir mağduriyet yarattı? 

Kürtlere karşı §129 StGB’nin tamamı uygulandı; ‘kriminal’den tut ‘terörist’ten ‘yabancı terörist’e kadar. Düsseldorf yargılamarı olarak bilen süreç ile başladı ve devam etti. Daha sonra Kürtlerin ‘kriminal’ örgüte üyelikten (§129) baskı yaşadığı dönem oldu ve en olarak da 2010 Ekim tarihinden itibaren ‘yurtdışındaki terörist bir örgüt’ün (129b) üyesi olmakla yargılanıyorlar. Bu uygulamadan bugüne kadar çoğunlukla PKK üyesi olarak sınıflandırılmış insanlar yargılandı. Şimdiye kadar böyle davalarla ilgili 200’den fazla dosyaya sahibiz.

Şuan hem Stuttgart hem de Münih’te bu bu kapsamda süren davalar var. Bu tür davalar Alman hukuk sistemiyle ne kadar bağdaşıyor? Türk-Alman ilişkilerinin Kürtler aleyhine açılan davalardaki etkisi nedir?

Stuttgart’ta şuan biri kadın olmak üzere beş Kürt’e karşı 129a/b’den yargılamalar yapılıyor. Münih’te, Yüksek Bölge Mahkemesi’nde görülecek bir dava var ve henüz başlamadı. Aynı şekilde Koblenz Yüksek Bölge Mahkemesi’nde de bir dava olacak.

Bir taraftan sol örgütler ve üyelerini mümkünse daha başta krimanilize eden ve darbe indiren Alman iç politika geleneği var. Diğer taraftan ağır dış politik çıkarların, yabancı sol örgütlere baskı uygulanmasında büyük rolü var. Tabi PKK için bu iki element bir araya geliyor. Türk-Alman ilişkilerinin -daha önce de söylediğim gibi- yargılanların davalarına etkisi oluyor. Bu PKK, DHKP-C ve TKP/ML üyelerine karşı halihazırda süren davalara da etki ediyor. Türk ve Almanlar arasında yapılan, politik aktivistlerle ile ilgili süren ya da sonlanmış olan ‘terörizm-davaları’ ve diğer ceza davaları ile ilgili bilgi alışverişi on senelerden beri politika, gizli istihbarat ve hukuk bağlamında sürüyor. Bu da buradaki devlet kurumlarının ve mahkemelerin, hiçbir şekilde sorgulamadan,  Türkiye’den getirtilen materyal ve bilgileri doğruymuş gibi kabul etmelerine yol açıyor.

Bunun Alman hukuk sistemine ne kadar uyduğu sorusunun ise -bu sorunun kime sorulduğu ile ilgili olarak- farklı cevapları var. Alman parlementosuna ele alırsak, mecliste Kürtlere yapılan baskıyı sorunlaştıran, Alman içişleri bakanlığının PKK yasağını kaldırması için inisiyatif almasını sağlayacak bir güç yok. Gerçekten eleştirel yaklaşanlar da vazgeçtiler, artık bunu sorunlaştıracak soru önergesi dahi vermiyorlar.

İçişleri Bakanlığı biri 2 Mart 2017 diğeri 29 Ocak 2018 olmak üzere yayınladığı iki genelge ile yasaklı Kürt sembollerinin listesi genişletildi. Neden? 

Türkiye ve Kuzey Suriye’deki politik gelişmelerden dolayı, Almanya’da da güçlü eylemlerin yapılacağı öngörülmüş olmalı. Alman hükümetinin daha önceden, Erdoğan’ın Efrîn’e hukuk dışı askeri saldırı planından haberi vardı. Eylemlerde ve mitinglerde kitlesel olarak Kürt sembollerinin ve Abdullah Öcalan posterlerinin taşınmasını engelemek için, kısa yoldan bunlara yasak getirildi. Ankara’nın homurdayan tepkilerinden duyulan korkudan kaçınılmak istenildi. Ve son olarak da o dönemki İçişleri Bakanı de Maizière, Boğaz’daki otoriter adama, Almanya’nın Ankara’nın PKK’ye karşı daha sert mücadele talebini yerine getirdiğini bir kez daha ”kanıtlamış” oldu.

Durum Kuzey Suriye ile ilgili olduğu için birdenbire PYD/YPG/YPJ sembolleri de listeye alındı, ki bu organizasyonlar Almanya’da yasaklı bile değil. Devlet PKK’nin bu sembolleri, kendi yasaklı sembollerinin yerine kulanmaya çalıştığını, çalışacağını iddia etti.

Bu yasaktan dolayı, denek kanuna muhalefetten özelikle Bavyera’da kitlesel soruşturmalar ve ceza davaları açıldı ve bu yönlü uygulamlar bugüne kadar da devam etti. Neden özellikle bu eyalette bu vakalara rastlıyoruz? 

Bavyera kurumlarını, yüzlerce polis gücünü,  küçücük bir bayrak ve sembolleri için ava çıkartan, bunun için Kürt evlerini ve derneklerini aratan, internette gezdiren, eyalet çapında savcıları ve mahkemeleri uğraştıran şey nedir ? Ben bilmiyorum. Bu Bavyeralı ”Mir san Mir“*mıdır. Bu şuan İçişleri Bakanlığı’nda yaşlı bir Bavyeralı bir beyin oturmasından mi kaynaklanıyor?

Kürtler ve onlarla dayanışan insanlara baskı yapmanın, onlarla mücadele etmenin Neonazi  yapıları ile mücadele etmekten daha kolay olmasından mi kaynaklanıyor ?

Polisler ve mahkemeler yılardır bu uygulamların getirdiği görev yükünden şikayet ediyorlar. Burada tabiki birileri, nasıl olurda büyük ciddiyetle bütün kurumlar Kürt sembollerinin yasaklanması ile uğraştırıldığını sormalı. Aslında bu kurum çalışanlarının kendilerinin bu uygulamaya karşı kitlesel olarak karşı çıkması lazım.

Siz kriminilizasyona, yargılama ve baskıya maruz kalanlara ne önerirsiniz? 

İlk olarak, polisten celp alanların ya da herhangi bir şekilde kovuşturmaya tabi tutulanların acil olarak hukuksal destek almalarını tembih ediyoruz. Mağdurlar AZADÎ’ye ya da yereldeki Roten Hilfe’ye destek için başvurabilirler. Bu kurumlar avukat temin edebilir ve farklı konularda destek sunabilirler.

Bu soruşturmaların bireysel bir şey olduğunu ve bununla tek başına baş edeceğini düşünmek yanlıştır. Bu tür durumlarda dayanışma isteminde bulunmak ve bulmak, beraber bu hukuksuzluğa karşı mücadele etmek çok önemli. Bu baskıyı ve korkuyu azaltır. Sonuçta kriminalizasyonun amacı korkutmaktır. Buna karşı etkili olmak gerekir.

Diğer başka önemli bir nokta ise; Kürt yoldaşlara, onların yalnız olmadığını, unutulmadıkları duygusunu vermek için mahkemelerine katılmaktır. Buna tabi onları cezaevlerinde ziyaret etmek de dahil. Birçok kişi bunu yaptıklarında, kendilerinin de hedef olmasından korkuyor olabilirler. Bunu anlayabilirim ama o zaman da birlikte ziyaret yolları aranmalı.

Belçika’da geçen yılarda Kürt politikacılara ve medya çalışanlarına açılan davada PKK lehine karar verildi, karara itiraz edildi. Belçika’daki Yüksek Mahkeme kesin kararını ne zaman verecek? 

Belçika’da bütün davalılar ‘terörist’ bir örgütün eylemlerine katılmakla ya da PKK-sorumluları olmakla suçlandı. Bunu Brüksel’deki Yüksek Mahkeme farklı şekilde gördü. İki temyiz sürecinden sonra mahkeme başkanı 8 Mart 2019’daki oturumda PKK/HPG’nin terörist olmadığı kararını verdi. Bunun daha çok uzun yıllardan beri süren silahlı bir iç savaş olduğunu ve PKK’nin bu çatışmadaki taraflardan biri olduğunu belirtti. ”HPG terörist faaliyetlerde bulunmuyor çünkü terörist bir örgüt değil” dedi. Bu durumda Belçika’daki anti-terör yasası uygulanamadığı için dava düşürüldü. Savcılık bu karara karşı tekrardan temyize gitti. Yeni duruşma 14 Ocak 2019’da planlanıyor. Buna rağmen Mart’daki karar bir milat niteliğindeydi ve çok güçlü bir etkisi oldu. Şimdiye kadar Avrupa’daki hiçbir mahkeme bir PKK davasında, bu çatışmanın arka planını bu kadar yoğun ele almamış, bu kadar gerçeğe yakın, uluslararası hukuku gözeten bir karar vermemişti. Bu karar güçlü bir savunmanın, özelikle de avukat Jan Fermon’un büyük çabaları sonucunda mümkün oldu.

Kasım 2018’de ise Avrupa Adalet Mahkemesi PKK’nin hukuksuz bir biçimde AB ‘terör listesi’ne alındığı ile ilgili karar verdi. Bununla ilgili yeni bir gelişme var mı?

Lüxemburg’taki Avrupa Adalet Mahkemesinin geçen sene PKK’nin ‘AB terör listesi’nden çıkarılması ile ilgili kararı ilk olarak sadece 2014-2017’yi kapsıyordu. Bu da çok önemli bir karardı ama devamı gelmedi. Her altı ayda şeffaf olmayan bir prosedürle yenilen ‘AB terör listesi’ güncelendi ve PKK halen bu listede yer alıyor. Ama Amsterdam/Nl avukat bürosu aynı şekilde bu listeye karşı da yeni dökümanlar ve materyallerle dava açıyor.

Peki bu kararların Almanya’daki mahkemeler üzerinde bir etkisi var mı?

Hukuksal kararların Almanya’daki mahkemeleri etkileyip etkilemeyeceği ile ilgili soruyu şöyle cevaplamak istiyorum: §129a/b kapsamındaki davalarda savunma yapan avukatlar tabiki bu kararları kendi savunma metinlerinde gündemleştiriyorlar. Resmi olarak burada bununla ilgili dişe dokunur bir tartışma yok. En çok sadece Belçika’daki kanunların Almanya’daki kanunlardan farklı olduğuna vurgu yapılıyor ya da bu kararın daha yürürlüğe girmediğine işaret ediliyor. Ve PKK daha önce olduğu gibi ‘AB terör listesi’nde olduğu için Alman politikası bir şeyi değiştirme gereği görmüyor.

Ben yine de bu kararların bir anlamı olduğuna inanıyorum. Bu, bu sorunla ilgili birbiriyle çelişen mahkeme kararlarına dikkat çekilmesini sağlıyor.

Bize son olarak AZADÎ’nin PKK yasağı ile ilgili gelecek dönemde yapacağı etkinliklerden bahsedebilir misiniz?

23 yıldır AZADÎ’nin değişmeyen programı, Kürt hareketi ve destekçilerine yönelik kriminalizasyonu engellemek ve bunun sonladırılmasını talep etmektir. Bunu basın açıklamaları, aylık yayınlanan AZADÎ-info, sunumlar, etkinlik, organizasyonlar ve uluslararası konferanslarla yapıyoruz. Bunu tabiki 2020’de de yapacağız. Aralık ayındaki yıllık genel toplantımızda  farklı etkinliklere ilişkin de tartışmak istiyoruz.

* ”Mir san Mir-Biz biziz“: Bavyera’da ”Önce Bavyeralıyız sonra Almanız” anlamında kullanılan bir slogan.

Yazarın diğer yazıları

    None Found