YASAK

Cihan DENİZ

Yasak, sınıflı ve iktidarcı yapıların insan toplumlarına armağan ettiği en rahatsız edici şeylerin başında gelmektedir. Yasak, özünde gücü elinde tutanların güçten mahrum olanların özgürlüğü ve eylemleri üzerine koyduğu ipotektir; iradelerini onlara empoze etmeleridir. Yasak aynı zamanda bir yaptırıma da işaret etmektedir. Zira neyin ne zaman nasıl yapılacağına karar verenler aynı zamanda sahip oldukları güce dayanarak bunları yapmayanları cezalandırma yetkisine de sahip olmaktadır. Yasaklar bu anlamıyla iktidarın simgesel göstergeleridir.

İnsan doğasının özünü özgürlüğün oluşturduğu düşünüldüğünde, insanı yasaktan daha çok rahatsız eden, daha çok huzursuz eden bir başka şey düşünmek çok zordur. Tam da bu yüzden bir bütün olarak insanlığın gayri resmi tarihi yasaklara karşı halkların, cinslerin, baskı altına alınmış kesimlerin verdiği mücadelelerle doludur. Büyük bedellerle verilen bu mücadeleler sonucu, iktidarların keyfiliği sınırlandırılmıştır. İktidarlar tarafından bu sınır çok rahat ve sıkça aşılsa da, iktidarların keyfiliğinin yerini hukukla sınırlandırılmış bir siyasi yapı almıştır.

Bugün Türkiye’de yaşanan ise anayasayı, yasaları ve bir bütün olarak hukuku sadece hoşuna gitmeyen her şeyi yasaklamak için kullanan bir iktidar gerçeğidir. Bugün tüm bir hukuk sistemi, iktidarın keyfiliğine bulunacak kılıftan başka bir şey ifade etmez hale getirilmiştir. Hatta çoğu zaman keyfilik için yasal bir meşruluk bile aranmamaktadır. “Yaptım oldu anlayışı” siyasi yapının her yerine sirayet etmiş durumdadır.

Hep söylenmiştir 1982 Anayasası hakları ve özgürlükleri tanımlamakta ve sonra bir “ama” ile getirdiği kısıtlamalarla tanımladığı tüm hakları ve özgürlükleri bir bir geri almaktadır. Bugün yaşananlar bu anlayışın bile gerisine düşmüş durumdadır. Artık haklar ve özgürlükler kağıt üstünde bile tanınmamaktadır. Duyduğumuz sadece yasaklardır, kısıtlamalardır, müdahalelerdir.

Sıradan bir demokraside herhangi bir eylemin, davranışın yasaklanması istisna bir durumdur. Asıl olan hakların ve özgürlüklerin herhangi bir baskı ve kısıtlama olmadan kullanılmasıdır. Bugün bizlerin yaşadığı ise bunun tam tersidir. Norm, haklar ve özgürlükler değil hayatın her alanında iktidarın yasakları, kısıtlamaları müdahaleleri olmuştur. Van’da herhangi nesnel bir gerekçeye dayanmadan 1000 günü aşmış bir süredir uygulanan eylem ve etkinlik yasağı nasıl bir yasaklar cumhuriyetinde yaşadığımızın en tipik örneğidir. Ve bu bir istisna değildir. İktidarın kafasındaki Türkiye’nin prototipidir. Bundan dolayı, Batı’da yaşayanlar orası Van diye de çok sevinmesin zira Cizre’ye girdikleri gibi ODTÜ’ye girmeyi kafalarından geçirenler, Van’a giydirdikleri deli gömleğini tüm Türkiye’ye giydirmekten bir an geri durmayacaktır. Nitekim adım adım olan da budur. İktidar, giderek otoriter bir karakterden totaliter bir karaktere büründükçe, bu yasaklar, kısıtlamalar ve müdahaleler daha da yoğunlaşmaktadır.

Bu iktidar gerçeği karşısında yapılacak daha önce yapılmış olanlardan farklı değildir. Keyfiliğe, despotluğa karşı direnmek, yine direnmek, daha kararlı direnmek ve en sonunda elimizden alınmış özgürlükleri tekrar kazanmaktır. Ana akım siyaset felsefesi geleneğinin unutturmaya çalıştığı, görmezden geldiği La Boétie’nin Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev’de belirttiği gibi, “tiranın, onların [ezilenlerin] kendisine verdiği güçten başka bir gücü yoktur”; bundan dolayı tek yapmamız gereken ona bu gücü vermemek, iktidara ve yasaklarına boyun eğmemektir; asıl gücünün ona gösterdiğimiz rızadan geldiğini bilerek hiçbir alanda onun iradesini kabul etmemektir.

İktidarın olduğu yerde yasaklar vardır; yasaklar varsa direniş vardır; direniş varsa özgürlüğe giden bir yol açılmış demektir. Önemli olan yasaklar ve baskılar karşısında bitmemiş ve asla da bitmeyecek bir roman olan bu özgürlük yolunu açabilmek ve bu yolda kararlıca yürüyebilmektir.

Tam da 25 Kasım Dünya Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ne yönelik yasaklamalar karşısında geri adım atmadan kararlı bir şekilde duran kadınların yaptığı gibi. 25 Kasım bir kez daha yasaklar ve yasakçı zihniyet karşısında nasıl durulması gerektiği konusunda kadınların her alanda verilen mücadelelere öğreteceği çok şeyin olduğunu göstermektedir.

Yazarın diğer yazıları