Yasaklar ülkesi

Türkiye’de devlet aklı oldum olası ister siyasal, ister kültürel; hangi alanda olursa olsun  kendisine yöneltilen eleştiriye karşı durdu hep. Bundan dersler çıkaracağına hep yasaklayıcı, sansürleyici ve cezalandırıcı bir  tavır içinde oldu. Yöntemen Kazım Öz’ün geçenlerde vizyona giren ‘Zer’ adlı filmi de bu zihniyetten nasibini aldı.

Dersim Katliamı’nı konu alan filmdeki  kimi sahneler Üst Denetim Kurulu tarafından ‘sakıncalı’ bulunarak sansürlendi. Yönetmen çıkarılan bu sahneleri ekranda karartarak gösterme yolunu seçmiş. Öz, yasaklanan bu sahnelerde perdeyi karartarak “Bu sahne T.C. Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü Üst Denetim Kurulu tarafından sakıncalı bulunduğu için izleyemiyorsunuz” ifadeleri yer alıyor.

Kazım Öz bir söyleşisinde devlet ve özel televizyonların Kürt sorununu konu eden filmlere karşı bir tür ambargo uyguladığını belirterek şunları söylüyor: ”…Konuyla ilgili bir ambargo var. Kürt filmleri çekiliyor değil mi? Biz bir gün tek bir tane bile Kürt filmi izledik mi? TRT mesela… Digitürk mesela… Bir sürü film alıyor her sene. Neden bir tane bile Kürt filmi almıyor? Hiçbir filmim televizyonda yayınlanmış değil. Macaristan’da yayınlandı, Avustralya’da yayınlandı, Almanya’da yayınlandı, Fransa’da yayınlandı ama ulusal televizyonlar ısrarla yaptığım filmleri yayınlamıyorlar. Bunu yakınmak için söylemiyorum. Neden yayınlanmadığının farkındayım. Gerçeği göstermek için söylüyorum bunu. Kimsenin kendini kandırmaması gerektiği için.”

***

Genel olarak söylemeye çalışırsak kültür ve sanat hayatı, kaliteden yoksun ve işlevsiz kılınmak isteniyor. Milliyetçiliğin tavan, ırkçılığın prim yaptığı bu süreçte sözgelimi hemen her tv kanalında baş gösteren, her biri nefret makinesine dönüşmüş dizi ve filmlerden geçilmiyor. Bunun dışına çıkabilenler de baskıyla karşılaşıyor.

Sanat, yapısı ve işlevi gereği; yalana, yanlışa, zulme ve zorbalığa  bir itirazdır Sanatın bir işlevi de farklı düşünebilme yetisini geliştirerek önyargılardan sıyrılmaya yardımcı olmaktır.

İktidar ayırımcı, kamplaştırıcı ve ötekileştirici bir yol izliyor. Sanat ise birleştirici, bütünleştirici ve onarıcıdır.Bu işleve sahip bir sanat da bu zihniyetin tepkisiyle karşılaşıyor.

Yasaklar sadece bu alanda değil elbette. Baskılar hayatın hemen her alanında sürüyor. Gerçeklerden kaçarak bir yere varılamaz. Bir gerçeği -bu sanatsal bir alanda da olsa-yasak ya da sansür uygulamalarıyla engellemek kime nasıl bir fayda getirir düşünmeden edemiyor insan. Hele de konu Kürtlerle ilgili bir alandaysa devletin bütün kurumları söz birliği etmişçesine aynı zihniyetin bileşenleri haline gelebiliyor. Bir devlet klasiği olarak sansür kendini her alanda duyumsatıyor.

***

Sanat gibi basın da siyaset de bu baskıdan muaf değil. Günümüzde vicdanını yitirmemiş birkaç medyanın dışında, kitle iletişim araçlarının hemen hepsi iktidara boyun eğmiş, sahibinin sesi konumuna gelmiş durumda.

Gerçekler görülmesin, ifade edilmesin isteniyor. Oysa sanatın da  medyanın da görevi gerçeği gösterip, bilinmeyeni ya da yanlış algıyı görünür kılmak bu konuda farkındalık yaratmaktır.

Bırakın yasak ve baskıyı sanatı ıskalamak bile hayatı ve insanı ıskalamak anlamına gelir.

Her tür tekçi yapıya karşı olan sanat ve sanatçı, hayatı daha yaşanır kılmada ve zenginleştirmede  üstüne düşen görevi en zor koşullarda bile elden bırakmamalı, gerek nitelikli ürünler vermek açısından gerekse de aydın kimliğinden gelen özellikleri  gereği mücadele  etmeli, her tür baskıya karşı direnmelidir.

Yazarın diğer yazıları