Yasak/ödül ve batağın eşiğinde olmak

Tayyip rejiminin merkezileştirdiği yasak politikası, dünyaya iktidar olacak”.

Bu sözler, Berlin’de bir restorasyonda yüksek sesli tartışmadan aldığım bir not.

Daha sonra, belki de Kasımpaşalı bir gencin, montunun altında büyük bir Erdoğan portresiyle kalbini ve akciğerini kapattığı sahne.

Berlin sokaklarına meydan okuyan bu poz, gelişmelere yakışır:

AKP’liler övünüyor:

Türkiye’de herkesi dize getirecek tek adamdır Recep Tayyip Erdoğan.

Nedenini de anlatıyorlar.

Türkiye’deki toplum bir barut fıçısı gibi.

Eğer gevşek bir ortama müsade ederseniz, kan gölüne dönüşür bu ülke.

Komşu komşusunu katleder.

Ve sonuçta, Tayyip’in de yaşayıp yaşamayacağının da garantisinin olmayacağını anlatıyorlar.

Bunlar, Meclis ve Genelkurmay’a savaş uçaklarıyla saldırı yapılmasının akabinde, uluorta konuşulanlar.

Kahve, restaurant ve pazarda konuşulanlar, Türkiye’deki egemen medyanın kanıksattıklarının tümünün kısa bir özetidir.

Bundan dolayı Eğitim Senli öğretmenlerin görevden alınması, müfettişler tarafından sorgulanması, Tayyip iktidarını sallayacakların bertaraf edilmesidir; mübah.

Keban Barajı kıyısında, Kürtçe melodiler mırıldayan Grup Çığlık Orkestra, Tayyip’in ruh alini bozduğu için adliyeye sevk edildi; o da mübah.

Bunları boşverin diyorlar. Küçük şeyler. Asıl proje:

Tayyip dünyaya egemen olacak.

Tayyip’in önünde diz çökmeyen kalmayacak. Alman şansölyesi, Tayyip’in önünde iki kez diz çöktü diyorlar.

Birincisi, Ermeni Soykırımının kabul edildiği dönemde Türkiye’yi ziyareti ve buna bağlı olarak kısa bir süre önce de, Parlamento kararının Hükümet nezdinde, yaptırım etkisinin olmadığını açıklaması.

İkinci diz çöküşün mülteciler politikasından dolayı Türkiye’ye verilen tavizlerle ilgili.

Tayyip’in ABD Devlet Bakanı yardımcısı Biden’e, Rıza Sarraf’ın suçsuz olduğunu “dikte” ettirmesi ve Biden’in sessizliği, neye işaret ediyor?

ABD’nin “sessiz bir plan”la Tayyip’in ayaklarını kaydıracağına değil herhalde.

İki önemli tarihi itiraz, Tayyip’in “durduramaz” denilen yürüşünün o kadar görkemli ilerlemeyeceğine işaret ediyor.

Kayyum’a karşı Belediyeler ve Kürdistan’daki halk, dur diyecek. Resmi yaptırımı olan bu kararın, toplumsal kabulü yok ve aslolan da budur.

İkincisini Salim Muslim dile getirdi: "Türkiye politikalarının merkezinde Kürt karşıtlığı var. DAİŞ’in yapamadığını kendisi yapmak istiyor. Ancak Türkiye, Suriye bataklığıda saplanacak".

Ancak iki küçük notu düşmeden geçmeyeceğim:

Biribirinden uzak iki coğrafyada, iki benzer düşünce:

ABD’li Ortadoğu Uzmanı Henry J. Barkley: "IŞİD Türkiye’ye PYD kılığında saldırabilir” saptamasında bulundu.

Aynı günlerde Türkiye’de, emekli bir Albay H. Atilla Uğur, ikinci darbe uyarısında bulundu ve “kaos Güneydoğu’dan başlatılacak…bunu ya PKK ya da IŞİD yapacak” dedi.

Ancak Barkley bir soruya cevap verirken ekliyor: “Birkaç yıl önce Ankara’nın PKK ile masaya oturması hayalken, Erdoğan bunu başarabildi. Yarın Suriye ve Türkiye’deki Kürtlerle masaya oturmayacağı ne malum…”

Tüm bu tablolar, Tayyip’in “herkese” yasak ve sadece kendisine “evet” diyenleri ödüllendirdiği için batağın eşiğine sürüklediği bir Türkiye’ye işaret ediyor; O’nun sonunun geleceğini hızlandıran gelişmelerin, yasak ve cezalandırmanın hızına ne kadar endeksli olduğunu belkide sadece kendisi görme kudretine sahip değil.

Yazarın diğer yazıları