Yaşama yeni bakışın kazandırıldığı merkez: UTAMARA 

Cîhanên Jinan projemize katılan kadınlar bir sonraki ayın konusunu kendileri seçiyor, bazen kendi hayat hikayelerini bizimle paylaşıyor. Bu aslında şiddeti önleme çalışmalarımızın da bir parçası oluyor. Çünkü her kadın böylece kime başvurabileceğini, kime sığınabileceğini, danışabileceğini öğreniyor. Birbirlerine güç veriyorlar. Böylece her kadın öz güvenini ve öz gücünü artırmış oluyor.

NİHAL BAYRAM / LINZ AM RHEIN

Almanya’da kadınlara yönelik hukuki ve psikolojik danışmanlık hizmeti veren UTAMARA Kadın Buluşma Merkezi, yaz aylarında kadın, çocuk ve gençlere yönelik eğitim ve sosyal aktivite amaçlı yaz kampları ve etkinlikler de düzenliyor.

Dönem dönem grupların bir araya gelip ortaklaşması için zemin sunan Merkez, önümüzdeki günlerde çocuklara ve çocuklu kadınlara yönelik şenlik ve kamplar için hazırlık yapıyor. UTAMARA Kadın Buluşma Merkezi’nin bulunduğu Almanya’nın Linz (am Rhein) kentinde 15 Haziran’da çocuklar için zengin programlı bir şenlik düzenlenecek. Her yıl geleneksel olarak yapılan Gökkuşağı Çocuk Şenliği, bu yıl da ”Xeyalên me qirêj nekin! (Hayallerimizi kirletmeyin)“ sloganıyla yapılacak. Çocuk şenliğini çok sayıda kurum ve kuruluş da destekliyor. Ayrıca okulların yaz tatiline girmesini de göz önünde bulundurarak 19-21 Temmuz tarihleri arasında bir Çocuk Kampı organize edecek. 26 Temmuz ve 2 Ağustos tarihleri arasında ise Anne ve Çocuk Kampı organize edilecek.

Tüm eşitsizliklerin beslendiği ataerkil şiddetin ancak kadın dayanışma ve örgütlenmesinin güçlendirilerek aşılabileceği ve mücadele etmenin gerekli olduğu felsefesiyle hareket eden Kadın Buluşma Merkezi, gönüllülerin de desteğiyle önemli proje ve çalışmalara imza atıyor. 2012 yılında düzenlenen öz savunma atölyesinde UTAMARA’yla tanışan ve son 2 yıldır  bünyesinde aktif olarak çalışan Birgit Baumeister ile merkezin çalışmalarını konuştuk.

UTAMARA 2006 yılından bu yana faaliyet gösteriyor. Bugüne kadar gerçekleştirdiğiniz öne çıkan projelerinizden bahsedebilir misiniz?

UTAMARA olarak 2008 yılında Danışmanlık Merkezi’ni kurarak ilk projemizi gerçekleştirdik. Merkezimiz kadınlara zor yaşam dönemlerinde ana dillerinde danışmanlık hizmeti veriyor. Danışmanlık Ortadoğu’nun tüm dillerinde sunuluyor. İlk projemiz danışmanlık üzerinden hayat buldu.

Aynı zamanda kadınlar için uzman kadın psikologların da katılımıyla hafta sonu etkinlikleri düzenlendi. Bu etkinliklere her dilden, her inanç ve her kültürden kadınlar katıldı. Şiddet, kaçış, işkence, sürgün ve cezaevi tecrübeleri üzerinden psikolojik yardıma ihtiyacı olan kadınlar geldi. Yani bir nevi travma grupları oluşturuldu. Projemiz yaklaşık 5 yıl sürdü.

Ayrıca göçmen kadınlara anadilde telefonla danışmanlık hizmeti veren Kadın Yardım Hattı kuruldu. “Kadınlar birlikte yaşamayı öğreniyor, şiddet kader değildir” projesi çerçevesinde kadınlar yaşadıkları çeşitli sorunlarla ilgili sorularını danışmanlara sorma imkanına kavuşmuş oldu. Bu hat üzerinden birçok dilde danışmanlık hizmeti sunuluyor,  kadınların anonim bir şekilde sorunlarını paylaşabilmeleri sağlanıyor.

İkinci önemli projemiz 2010-2015 yılları arasında yürütülen “Zorunlu Evliliğe ve Namus Cinayetlerine Hayır” oldu.  Bu projede Almanya’nın birçok kent ve kasaba belediyeleri ile ortak çalışıldı. ‘Başlık parası, zorunlu evlilik ve namus cinayetleri’ konuları üzerine çok sayıda aydınlatıcı seminerler ve paneller verildi, anneler ve genç kadınlar bilgilendirildi.

Önümüzdeki döneme ilişkin planlamanız nedir?

2018 yılında başlayan ve devam eden bir projemiz var; Kadın Dünyası Kafesi (Cîhanên Jinan). Bölgesel bir projedir. Ayda bir gün Linz kasabasında bir kadın buluşması gerçekleştiriyoruz. Kafeteryamıza katılan kadınlar bir sonraki ayın konusunu kendileri seçiyor. Ve bir sonraki ay o konuyu kadınlarla birlikte işliyoruz, tartışıyoruz, karşılıklı bilgi alışverişinde bulunuyoruz. Buluşmaya konunun uzmanlarını da davet ediyoruz. Bilgilerini bizimle paylaşıyorlar.

Kadınlar bazen bu buluşmada kendi hayat hikayelerini bizimle paylaşıyor. Şiddeti önleme çalışmalarımızın da bir parçası oluyor aynı zamanda. Çünkü her kadın kime başvurabileceğini, kime sığınabileceğini, danışabileceğini öğreniyor. Birbirlerine güç veriyor, birbirlerini destekliyorlar. Böylece her kadın öz güven ve öz güç kazanmış oluyor.

Şu çok önemlidir. Bir kadın ağı düşünün. Bu ağ içerisinde her dilden, inançtan, kültürden ve yaşam tecrübesinden kadınlar var. Bu projemiz halen devam ediyor ve iki yıl süren bu projeye önümüzdeki yıl için de başvurular yapılmış durumda. Kadınların yoğun bir ilgisi var.

Yeni bir projemiz ise şu an hazırlık aşamasında. Bu proje için araştırma aşamasındayız, toplumun ihtiyaçlarına göre projeyi düzenleyeceğiz.

Hangi yaşlardaki kadınları projelerinize dahil ediyorsunuz?

Her yaş grubundan kadınlara projelerimizi sunuyoruz. Çocuklara, genç kadınlara, annelere yönelik gerçekleştiriyoruz. Örneğin; her yıl gerçekleştirdiğimiz Gökkuşağı Çocuk Şenliği, Çocuk Kampı ve Anne-Çocuk Kampı projelerimiz var.

Yaşa, kapasiteye göre eğitim çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Utamara’da insanlar hangi yaşta olursa olsun, eğitim üzerinden dünyaya ve yaşama yeni bir bakış kazanıyor, kolektif yaşamayı öğreniyor. Kamplara katılan gruplara göre farklı dillerde programlar yapılıyor, gerektiği taktirde tercümanlardan da yararlanılıyor.

Şiddet gören kadınlara danışmanlık yapmakla kalmıyor onları koruyorsunuz da. Bu kadınlar size başvurduğunda onların güvenini nasıl kazanıyorsunuz?

Bu konuda uzman ve eksiksiz bir güvenlik sistemimiz var. Bize gelen kadınları başarılı şekilde koruyabilen bir güvenlik sistemidir. Bu konuda her kadın kendisini bizde olduğu sürece güvende hissedebilir. Bunun güvencesini yıllardır veriyoruz.

Korumakla da kalmıyor, yaşamını değiştirmeyi de hedefliyorsunuz. En fazla hangi konuda zorlanıyorsunuz?

Demokratik, kolektif bir yaşamı kurmak zordur. Kadınların kimilerinin kendilerini kapalı ve mesafeli tutmaları bir öz koruma mekanizması olabilir, bir iç sorun ya da daha farklı nedenleri olabilir. O sorun yaşayan kadın ile uzun uzun konuşmak, onu kazanmak gerekiyor. Bu da kolay olmuyor. Çok sabır, uzman duruş ve çok zaman isteyen bir çalışma. Herkesin geldiği yaşam tarzı,  tecrübesi ve bilinçaltına yerleştirdiği sorunlar aynı değil. Bunu fark etmek, kişinin ihtiyaçlarına göre yaklaşmak, onu kazanmak çoğu zaman zordur, sabır ve güç ister. Anahtar, karşılıklı anlayıştır. Bunu her kadın kendi içinde kazanmalı, vurgulamalı ve yaşamalıdır.

Kolektif, demokratik bir yaşamı kurmak, Almanya gibi bireyselliğin ön planda olduğu bir ülkede önemli bir değer ve kazanımdır. UTAMARA, bir kadın buluşma merkezidir. Yani kadınlarımız buraya kendilerini ve karşısındaki kadını tanımaya geliyor. Bunu iyi algılamak gerekiyor. UTAMARA, bu kolektif yaşamı sunuyor ve kadınların kendi aralarında bir bağ kurmalarını sağlıyor. Burada kadınlar birbirlerine güç veriyor ve gerektiği yerde zorluklara karşı birbirine yardım edebiliyor. Bu aslında insanın temel ihtiyaç ve görevleridir. Bunlar yaşamda çoğunlukla kaybedilmiş. Tekrar kazanmanın yolu hoşgörü ve karşılıklı saygıdan geçer.

Peki bunu sağlamanın yolu nedir?

Eğitim ve bilinçlenmedir. Kadının özellikle kendi tarihi üzerine araştırma yapması, öğrenmesi çok önemli. Kendi kimliği ile buluşması, toplum içerisindeki rolünü tanıması gerekir. Bunun yanında nesiller arasında karşılıklı bir anlayış sağlanması çok önemli.  Annesi çocuğun dünyasını anlamalı, bilmeli, öğrenmeli. İkinci bir nokta olarak bir kadının yanındaki kadının da dünyasını tanıması önemli bir adımdır. Bu iki kazanım da eğitimle mümkün.

Cinsiyetçilik, yükselen ataerkil sistemin analizi, özgür kadın bilinci ve kimliğinin oluşturulması, temel eğitim konularımız olarak başarı elde ettiğimiz eğitim konularıdır. Fakat şunu da iyi anlamak gerekiyor. Eğitim sadece derste yaşanmıyor. Eğitim yaşam içinde de gerçekleşiyor. Ve her insan bu konuda kendini değiştirmeli, kolektif yaşama katılım sağlayarak kendisini kazanmalıdır.


Çocukların yaşamını renklendiriyor

Kadınlar etkinliğe gittiklerinde ya çocuklarını zorla beraber götürüyorlar ve onlara sıkıcı, sıkıntılı birgün yaşatıyorlar ya da çocuklarını evde, akraba, komşu veya diğer aile fertlerinde bırakıyorlar. UTAMARA ise ‘çocuğunu al da gel’ mantığı ile çocuklarıyla birlikte bir ortam sunuyor. Bu yöntemin kazanımları nedir?

Biz kadınları eğitirken çocuklarını da eğitiyoruz. Günümüzde birçok çocuk araba ile bir yerden bir yere götürülüyor, hobiler, ders yardımı, farklı etkinliklerle günleri dolu, yaşamları planlı bir şekilde velileri tarafından dolduruluyor. Kimi çocuklar ise zamanını boş eylemlerle geçiriyor. Gün boyu metropol ve kentlerin beton yığınları arasında gün geçiren veya odasında cep telefonu, bilgisayar başında gününü harcayan çocuklar bize geldiklerinde yepyeni bir yaşam bakışı kazanıyorlar.

Birçok çocuk hayatında hiç ormana gidip oradaki hayvan, bitki ve doğa yaşamını incelememiş. Biz bu çocuklara bu imkanı sunuyoruz. Çocuklara orman gezilerimizde doğayla ilgili sorular sorup çocuğun orada , o zaman dilimi içinde ormanı kendi aktif eylemiyle keşfetmesini sağlıyoruz. Birçok çocuk yaşıtlarıyla beraber grup oyunları, spor aktiviteleri yapmamış, dostane yarışlar yapmamış. Biz çocuklara bunu yaşatıyoruz. Kimi çocuklar kendi sanatsal veya farklı yeteneklerini keşfetmemiş. Biz çocuklara bunu kazandırıyoruz.

Çocuklara “kendini sözlü alanda savunma” eğitimleri de sunuyoruz. Özellikle okul ve günlük yaşamda zorluklar yaşayan, mobing veya dışlanma yaşayan, hayatını kendi gücü ile idame edemeyen çocuklar için eğitim veriyoruz. Çocukların “hayır” demeyi öğrenebildikleri, özgüven kazandıkları, kendilerini doğru ifade edebilmeyi öğrendikleri, çocuk kimlikleri ile buluştukları eğitimler veriyoruz. Yani kadınlar, anneler yeni bir dünya kazanırken, çocukları da yeni dünyalarını kazanmış oluyorlar. Her kadın projesine çocuk projesini dahil ediyoruz.

Peki aile içi şiddete tanıklık etmiş ya da bizzat mağdur olmuş çocuklara nasıl yaklaşıyorsunuz?

Bir aile içi şiddet olayı varsa, bize gelen şiddet mağduru kadınlara her zaman çocuklarını da beraberlerinde getirmelerini vurguluyoruz. Şunu iyi bilmek gerekiyor; ebeveynler çocuğun bulunmadığı bir odada, kapalı kapılar arkasında tartışsa da, direkt şiddete maruz kalmasa da çocuk bu şiddeti her zaman hissediyor, fark ediyor. Bunu bilmek gerekiyor.

Bir çocuk, annesinin veya ablasının dövüldüğünü, şiddet yaşadığını gördüğünde, kendisi de bu şiddeti yaşamış gibi hisseder. Bu çok önemlidir. Bir çocuk en başta kendi anne ve babasını örnek olarak görür. Çocuk ruhunu iyi anlamak gerekiyor. Kimi çocukların açılmaları çok zaman alıyor, çok uzun sürüyor. Bunun için çocuk terapileri çok daha sabır ve zaman ister. Kimi çocuk uzun bir süre konuşmaz, konuyu açmaz. Ama bu çocuğu her zaman dinlemek, hareket ve yaklaşımını iyi okumak gerekiyor.

Bakın, şiddet yaşayanlar için terapi ne kadar önemli ise, şiddet uygulayan için de terapi bir o kadar önemlidir. Yani suçlu olanın da terapi görmesi gerektiği toplumumuzda çoğu zaman ne yazık ki gözden kaçıyor.

Yazarın diğer yazıları

    None Found