Yasama yılı yenidir, mesajları eskidir! – Rauf KARAKOÇAN

Yeni yasama yılında eskiye devam edileceği kararlılığı vurgulandı. Fonksiyonunu yitiren TBMM, 27. dönem 3. yasama yılı açılışında verilen mesajlara bakıldığında, ‘yeni’ denilecek pek fazla bir şey ortaya çıkmadı. Anlaşılan o ki, Türkiye’nin karanlık ufkuna doğru tam gaz gidilecektir. İktidarın borazanlığını yapan yayın organları neredeyse tam gün yaptığı yayınlarda, meclisin açılışını allayıp pullayarak geri zekalılara laf anlatır gibi kendi cephelerinden tekrar tekrar aktardılar. İnandırıcılığını yitirmiş, güvenirliliğini kaybetmiş, partili cumhurbaşkanlığı dedikleri ucube bir sistemle birlikte lafazanlar kulübüne dönüşmüş olan bir meclisin açılışından başka ne beklenir ki? Türkiye’nin hangi sorununa çözüm üretebilir? Çünkü meclis ağırlığını kaybetmiştir. Seçilmemiş bakanların yönettiği bir Türkiye’de meclis ne iş yapacak? Türkiye’nin yapısal sorunları yeni sistemle birlikte daha fazla artmıştır. Bu yeni yasama yılının gündeminde yeni sayılacak (ileriye dönük anlamında) herhangi bir konu bulunmamaktadır.

Yeni yasama yılında verilen mesajları sıralarsak akıllarına ilk gelen konu güvenlik konusudur. Suriye meselesi, Fırat’ın Doğusu, ‘Pençe Harekatı’ başlıklarında özetlenebilinir. Kırk yıldır dillerinde düşürmedikleri tek cümle aynı biçimiyle tekrar kuruluyor. ‘Son terörist kalmayıncaya kadar mücadeleye devam edilecektir.’ Kırk yıl boyunca bu cümlenin kurulması akla ziyan ve Türkçe diline de yazık ediliyor aslında. Kırk yıldır süren orta yoğunluklu bir savaşın ardından kırk bin defa kurulan bu cümle artık bıkkınlık yaratmıştır.

Güvenlik eksenli politikalar ile Türkiye’ye yeni vizyon biçilmesi oldukça zorlayıcı bir durumdur. Türkiye’nin sorunlarını, Kürt sorununa yaklaşım belirlemektedir. Sorunlara kalıcı çözümler üretmek isteyenlerin Kürt sorununa nasıl yaklaşacaklarını ortaya koymaları gerekiyor. İşi askere havale etmekle, hamaset söylemlerle, beylik laflarla, eften püften, yarım ağız izahatlar ile bu işin üstesinden gelinemeyeceği anlaşılmış olmasına rağmen bunda ısrar edilmektedir. Orgeneral elbisesini çıkaran sivil kılıklı savunma bakanı Hulusi Akar, Rojava’ya saldırmak için ‘sabrımız kalmadı’ diyor. Asker kılıklı iken yapamadıklarını takım elbiseler içine girerek yapacakmış. AKP’nin faşist şefi Erdoğan da ‘kaybedecek bir günümüz dahi yok’ diyerek niyet beyanında dulundu. Kısacası bütün güvenlik meselelerinin gelip dayandığı konu Kürt açmazıdır. Yeni yasama yılında da Kürt sorununa yaklaşımda bir değişim görülmemektedir. İmha etmekten, bitirmekten, kök kazımaktan, etkisiz hale getirmekten usanmayan zihniyetin temcit pilavına kaşık salamaya devam edilecektir.

Ekonomiye dair mesajlar da yeni meclisin gündemindedir. Ekonomik sorunlar sadece ekonominin kötü yöneltildiğiyle alakalı değildir. Erdoğan’ın damadı yeni yetme Hazine Bakanı Berat Albayrak açıkladığı paketlerle kendince bir şeyler anlatıyor. Ekonomi çevrelerinin tatmin olmadığı bu paketlerden kaos ve krizin devam edeceği konusunda sayısız uzman görüşü vardır. Üretime, istihdama dayalı politikalar yerine sıkılan kurşunu, atılan bombaları da ekonomi olarak gören savaşa dayalı ekonomi zaten dibe vuracaktır. Kendi kendine yetmeyen kaynakları savaşta tüketen zihniyetin ekonomiyi geliştirmesi beklenmemelidir. Ticaret savaşlarının hüküm sürdüğü bölgemizde Türkiye’nin seçimi savaştır. Kendisine alan açmak, TOKİ’ye iş sahaları yaratmaktır. Bu açıklanan paketlerde çözüm yoktur. Sadece işsizlik bile başlı başına ciddi bir sorundur. İşsizlik insana verilecek en büyük cezadır. Cezaevine atmaktan daha beter bir cezalandırmadır. AKP’nin şefi ‘her üniversite bitiren iş bulacak diye bir kaide yoktur’ diyerek adeta işsizlerle dalga geçmektedir.

Yargı reformu ise kelimenin tam anlamıyla yazboz tahtasına dönüşmüştür. İşin esasına göre bir düzenleme yerine kenardan kıyıdan, yırtılan tarafları yamama türü bir değişime reform diyerek yutturmaya çalışıyorlar. 12 Eylül faşist anayasasından kesinlikle kurtulmak gerekiyor. Halkların çıkarlarına uygun, demokrasiyi içselleştirmiş bir anayasaya ihtiyaç vardır. Yeni bir anayasa, toplumsal uzlaşı belgesi yerine reform paketlerini hazırlamak, yargı alanında ‘dağ fare doğurdu’ anlamına gelmektedir. Her konuda yaşanan hukuk garabetine devam edilecektir. Yasa, kanun, hukukun üstünlüğü günümüz Türkiye’sinde içi boşaltılmış kavramlardır. Kuvvetler ayrılığına zaten hak getire. Bütün yetkilerin tek kişide merkezileştiği bir idari sistemde hangi yargı reformu beklentileri karşılayabilir? Bu hukuk sisteminde beklentiye girmek yanılgılı bir durumdur. Paket yerine bütünlüklü bir değişime, yeni bir anayasaya ihtiyaç vardır.

Cumhurbaşkanlık seçimi 50+1’den 40’a gerilemesi tartışması bize yeni bir şeyler söylemektedir.

Mevcut iktidardan hiç bir konuda beklenti içine girmeden, yeni bir Anayasa ile yoluna devam edecek demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nde karar kılınmalı ve çözüm buradan aranmalıdır. Gerisi laf-ü güzaftır.

Yazarın diğer yazıları

    None Found