Yaşamın olduğu yerde savaşmak

Erkek aklı uzun yıllardır 8 Mart’ın içini boşaltıp, onu “Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü”nden “Dünya Kadınlar Günü”ne dönüştürmeye çalışıyor. Komünist bir kadın olan ve kadının özgürleşme mücadelesine kuramsal anlamda büyük katkılarda bulunan, Clara Zetkin’in başlattığı onurlu mücadele ile 8 Mart’ın, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanması biz kadınlar için yaşamsal bir önem kazanmıştır. “Yaşamın olduğu yerde savaşmak istiyorum” diyen Clara Zetkin gibi kuşkusuz bu günü canı kanı pahasına yaratan tüm kadınların bizlere bıraktığı bir mirastır 8 Mart.

Maalesef yıllar geçtikçe bir taraftan; rutinleşmiş, alışılmış, sıradan ve içeriğine pek de inanılmayan politik mesajlar yayınlayarak kadınların kazanımlarını malzeme haline getirmeye çalışan siyasal partilerin mesajlarına, içeriği boşaltılmış çeşitli etkinliklere, günün anlamını kendince vurgulayan konuşmalara, kadınlara karşı artan şiddet olaylarının kınanarak unutulduğu 8 Mart’ların yaşanmasına daha çok tanık olmaya başladık. Diğer taraftan ise kapitalizmin soygun düzeni, kadına karşı şiddeti ve eşitsizliği, savaşı, işgali, ilhakı ve sömürgecilik hükmünü sürdürdüğü için, dünyanın bütün ülkelerinde, bütün kentlerinde ve kasabalarında 8 Martlar, meydanlara çıkan, evde ve fabrikada iş bırakan kadınların direnişi halinde sürüp gitmeye devam ediyor. Kadınlar her 8 Mart’ta, talep ve hedef büyüterek, insanlığın tüm sorunlarını kendilerine dert ederek ilerlemişlerdir. Yeri geldiğinde iş ve ekmeğin yanına “gül”ü de eklemişlerdir. Yeri geldiğinde emperyalist savaş tehlikesine karşı barış mücadalesi vermişlerdir. Yeri geldiğinde ise kadınlar, savaş çıktığında barış ajitasyonunun gönüllü, güçlü yürütücüleri olmuşlardır. Ekim Sosyalist Devrimin ateşini 8 Mart günü, grev yaparak başlayan tekstil işçisi kadınların yaktığını unutmadık elbette. Zulme karşı açılmış her direniş cephesinde mutlaka yer aldıklarını unutmadığımız gibi.

Kadınlar, nerede zülüm varsa, nerede adaletsizlik varsa, nerede savaş varsa, nerede sömürü varsa, nerede yoksulluk, kadına karşı şiddet varsa orada olmayıda bilmiştir. Yani kadınlar dünyanın ezilen, horlanan cinsi olarak 8 Martları, dünyanın her köşesinde mücadele günü olarak geçirmiştir. Üstelik kadınlar hiçbir zaman sadece tek bir sorunun mücadelesini vermemişlerdir. Çünkü kadınları isyan ettiren sorunlar, kamusal ve özel alanda cinsiyete dayalı yapısal eşitsizliklerin ve diğer toplumsal eşitsizliklerin varlığı nedeniyle çok boyutlu ve pek çok başka sorunla iç içe geçmiş durumdadır. İşte bunun için 8 Mart; kadınların, kadın işçilerin ve emekçilerin kapitalist düzene karşı, zülüm ve haksızlığa karşı verdikleri adalet mücadelenin bir simgesidir.

8 Mart sadece bir kadınlar günü değildir; 8 Mart kadınların yerelde ve uluslararası alanda verdiği bütün mücadelelerin toplam ürünüdür. Mücadalede bir kilometre taşı, direnişte ısrar ve inat, felsefi olarak bilinç ve anlam gücüdür. Erkek aklının yaratmak istediği lal dillere, sağır kulaklara, kör gözlere verilmiş en muhteşem cevap niteliğindedir. İşte bundan dolayı 8 Mart; tarihte yok sayılmış, aşağılanmış, “cadı, şeytan” olarak yaftalanmış ve sonuçta öldürülüp unutulmuş tüm kadınların canıyla kanıyla yarattığı bir gündür. Onların yaşam öyküleri, kibirli erkek zihniyetinin en dehşetli yenilgisi olmuştur. Onların dirim dirim eriyen bedenleri, damla damla dökülen kanlarıyla, çekilen dehşetli acıların, verilen inanılmaz bedellerin sonunda yaratılmış bir gündür. İşte bundan dolayı 1857 8 Mart’ından bugüne kadar geçen onca yıla rağmen New York’lu kadın dokuma işçilerinin mücadelesi hala yolumuzu aydınlatmaya, mücadelenin simgesi olmaya devam ediyor. O gün kadın işçileri diri diri yakan egemenler, bugün dünyanın hemen her coğrafyasında öldürmeye ve sömürmeye devam ediyor. Kadınlar hala fabrikalarda, cezaevlerinde, bodrumlarda, sokaklarda aynı zihniyet tarafından yakılıyor, katlediliyor. Haklarını aradıkları için tutuklanıyor, zindanlara atılıyor. Emperyalist işgallerle üzerlerine bombalar yağdırılıyor. Emekleri her gün daha fazla sömürülür hale geliyor. İşte bunun için 8 Mart sadece bir kadınlar günü değil, mücadaleyi yükseltme çağrısı ve direniş günüdür.

Yaşam savaşında kadın olmanın zorluklarına rağmen tüm yaşamını emekçi kadınların, halkların, ezilenlerin kurtuluş mücadelesine adayan ve bunda zerre tereddüt göstermeyen Clara Zetkin’in, Rosa Luxemburg’un, Sema Yücen’in, Zeynep Kınacı’nın, Arin Mirkan’ın mücadale inancını ve kararlılığını bugün devralan binlerce, milyonlarca kadın var. Bu vesileyle bir kez daha başta tüm cezaevlerinde özgürlük için bedenini dirim dirim eriten kadınlar olmak üzere, dünyanın neresinde bir zülüm ve gözyaşı varsa onun karşısında durma onuru ve cesareti gösteren tüm kadınların 8 Mart direniş gününü kutluyorum!

Yazarın diğer yazıları