Yaşamla bağları yeniden kurmak

Ortadoğu’da güçler dengesi açısından ele alınması gereken, tarihsel temellerine inilerek değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir mücadele sürecini yaşıyoruz. Bugünü tarihsel köklerinden kopuk ele almak, Ortadoğu gibi birçok olgunun içiçe geçtiği, bir tane de değil birçok Gordion düğümünün varolduğu bir coğrafyada, yapılmaması gereken hatalardan biridir.

Kürt Özgürlük Mücadelesi, yaklaşık son yarım yüzyıla damgasını vururken, bu gerçekliği gözardı etmeden, her adımını Reber Öcalan’ın dediği gibi ‘iğneyle kuyu kazar gibi’ atmıştır, atmaktadır. Her an’ı nefes nefese yaşayarak yaratmayı, yaşamayı esas almıştır. Her adımına, Kürt halkının kendisi olarak ‘ilk’leri yaratma özelliğini ve değerini katmıştır. Reber Öcalan’ın 7 Ağustos’ta avukatlarıyla yaptığı görüşmede ortaya koyduğu ‘Çözüm gücü olma’ duruşu, kendine güveni ve inancı, yarım yüzyıla yakın bir süredir devam eden özgürlük mücadelesinin karakteridir, kendisidir aslında.

Herkesin kendinden, fikirlerinden, hayallerinden korktuğu, sistemin baskısı altında sustuğu, özgüven sorunu yaşadığı an’larda, karanlıkta ışık olmak, sözü, fikirleri birer kurşun etkisiyle güçlü söylemek bu mücadelede temel bir karakter olarak temsil edilmiştir. 36. mücadele yıldönümüne girdiğimiz 15 Ağustos 1984 hamlesi bu temsiliyete verilecek en önemli örnektir. Bu hamle, 1980’lerde, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da faşizmin tüm yaşam damarlarını, nefes borularını kestiği dönemde Amed zindanında yükselen direnişlere, direniş yoldaşlığına verilen tarihi bir cevap olmuştur.

15 Ağustos, bir dönüm noktası olarak, ‘an’ı nasıl kazanmak gerektiğini tüm ezilenlere öğreten bir hamle olmuştur: ‘Nicelik ne olursa olsun, örgütlü, inançlı, özgüvenli, planlı, fikirli, duygu yüklü, umutlu, disiplinli bir hareket tarzı tarihin gidişatını değiştirebilir.’ Reber Öcalan, faşizmin en karanlık günlerinde bu tarzı yoldaşlarında hakim kılmak için gece gündüz büyük düşünmüş, yaşamış, emek vermiş, mücadele yürütmüştür. Bu hamleyi her yönüyle stratejik bir hamle olarak yaratmıştır. Öncü komutan Mahsum Korkmaz da, bu tarzı hayata geçirme sözünün takipçisi olmuştur. O, sadece uygulayıcı değil, yaşamıyla, kişiliğiyle ‘Agit’ olmanın gereklerini yerine getirmiştir. ‘Fikir, zikir, eylem birliği’ bunun kısa adıdır. Bugün ‘Agit’ karakterini, kişiliğini daha çok anlamak, tanımak, anlatmak gerekiyor.

Mahsum Korkmaz’ın öncülük ve komuta ettiği 15 Ağustos ruhu, onbinlerce kadın ve erkek ‘Agit’leri yaratmıştır. Kürdistan’da yürütülen mücadelenin temel amacı bu. İnsanı, sömürgecilikçe, kapitalist uygarlıkça düşürüldüğü yerden ayağa kaldırmak… Koparıldığı ne kadar hakikat değeri varsa, komünal değer varsa, bunlarla yeniden bağ kurmasını sağlamak… Koparıldığı doğaysa, topraksa, toplumsa, özgür birey olmaksa, düşünce gücüyse, tarihse, bilimse, felsefeyse, duygu gücüyse bunlarla yeniden bağ kurmaktır. Kürt gerçekliğinde koparılan ne kadar yaşamsal bağ varsa, yeniden kurmaktır.

15 Ağustos ruhu, tarzı bu anlamda özgür yaşamda ısrar etmek anlamına geliyor. Egemenler karşısında, en zalim yönelimler de olsa, pes etmemek, ayağa kalkmak anlamına geliyor. 15 Ağustos ve Agit kimliği, duruşu Kürt toplumu açısından bir kültür ve yaşam devrimini ifade etmektedir. Yine ataerkil sistemin yarattığı ‘teslim alınmış erkek ve kadın kimlikleri’ne karşı, ‘özgür kadın ve erkek kimliğinin ve ilkelerinin’ somutlaşmış ifadesi olmaktadır. ‘Özgür ve onurlu yaşamak istiyorsanız Agit olacaksınız’ demektir. Agit olmak özgür birey olmaksa, bu da, özgür olmaktan, özgür toplumunu yaratmaktan ve bunun mücadelesini vermekten geçiyor. Özgürlük ahlakında ifade edilen ‘güzel düşünmek, iyi söylemek ve doğru yapmak’tan geçiyor.

15 Ağustos ruhu, Eruh ve Şemdinli’den, Botan’dan Dersim’e, Serhat’a, Amed’e, Mardin’e, Rojhelat’a, Başur’a, Şengal’e, Rojava’ya, Raqqa’ya kadar her alanda tarihi yeniden yazmaya devam ediyor. Bugün Kürdistan’ın dört bir yanında sergilenen büyük özgürlük direnişi, 15 Ağustos 1984’te atılan sağlam temeller üzerinden yükseliyor. Ekilen direniş tohumu tuttu, boy vermeye devam ediyor.

Agit olmayı başaranları toplumumuzun en değerli üyeleri olan çocuklara, gençlere anlatmalıyız. Kürdistanlı her aile birer komündür. Her komün, en başta direniş kültürünün yaratıcılarını, direniş ahlakını, onun yaşam ilkelerini öncelikle kendi içinden başlayarak öğrenmeli, birbirine anlatmalıdır. 15 Ağustos’un bizlere verdiği temel sorumluluk; Agitlerin yarattığı toplumsal değişim ve dönüşüm devrimine bu temelde katılmaktır. Tüm geriliklere, köleleştiren tüm anlayışlara, tüm iktidarcılığa ve sömürüye dayalı zihniyet ve yaşam alışkanlıklarına, ruhumuzdaki ve kafamızdaki karakollara ‘ilk kurşunu’ sıkmaktır.

Yazarın diğer yazıları