İdlib’e Reqa modeli

İdlib, Suriye’nin on dört ilinden birisidir. Ülkenin kuzeybatısında olan il Türkiye ile komşudur. En büyük sınır kapısı olan Cilvegözü (Bab al-Hava) Hatay kentini İdlib’e bağlar. Eyaletin en büyük şehri aynı zamanda başkentidir. Diğer önemli şehirleri ise Maaret el-Numan, Cisr eş Şuğur ve Eriha’dır. Yüzölçümü 6.097 km2 olan ilin nüfusu, 2010 yılı nüfus verilerine göre 2 milyon 100 bin 749’dir. Eyalet verimli toprakları ve ziraati ile tanınıyor. Ülkenin idari yapılanmasında önemli olan bu kentin nüfusunun önemli bir kesimi devlet kurumlarında çalışıyor. Suriye genelinde de polis teşkilatı ve ordu içinde önemli sorumluluklarda yer alan İdlibli sayısı küçümsenmeyecek kadar fazla.

‘ÖSO’nun kuruluşu

2011 yılında İdlib halkı da Esad rejimine karşı yapılan gösterilerin dalgasına kapıldı. Diğer yerlerde olduğu gibi burada da rejim güçlerinin gösterilere müdahalesi kanlı oldu. Suriye ordusundan ilk ayrılan birlik (Liwa-Alay) da Hisen Hermuş komutasında İdlib’teydi. Hermuş’un kendisi de İdlibliydi ve göstericilere ateş emrine karşı çıkmıştı. 2012 yılına Suriye ordusundan ayrılan asker ve birlikler artınca ‘Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’ adıyla Suriye ordusuna ve polise ait noktalara saldırılar da artmaya başladı. Rejimin bu saldırılara cevabı da çok sert oldu. Rejim güçleri, İdlib eyaletinde kendisine karşı örgütlenen gruplara karşı hava saldırıları düzenledi.  

İdlib ve cihatçı El-Kaide zemini 

Cihatçı gruplar ortaya çıkana kadar karşılıklı saldırılar 2013’e kadar devam etti. Bölgeye yerleşen cihatçı gruplar, ÖSO adıyla örgütlenen gruplara karşı savaşmaya başladı ve bir çoğunu eyalet dışına çıkardı ya da tasfiye etti. Selefi-cihatçı düşüncenin zemini zaten İdlib’te mevcuttu. Suriye rejimi/istihbaratı, 2003-2010 sürecinde Irak’ta bulunan ABD askerlerine karşı savaşmaları için İdlib’ten yüzlerce kişinin geçişini sağlamıştı. Sereqibe isimli kasabadan en az 50 gencin Suriye istihbaratı aracılığıyla Irak’taki savaşa katılmak için gönderilmesi, İdlib gerçeğinin anlaşılması için yeterli bir argüman. Suriye’de iç savaş başlayınca Suriye istihbaratının Irak’a gönderdiği savaşçılar ülkeye geri döndü ve cihatçılık adı altında çete grupları oluşturdu. 

 

El-Nusra’nın güçlenmesi

İdlib’te onlarca cihatçı grup var. Bu gruplar ÖSO’nun tasfiyesi ve Hisen Hermuş’un rejim güçlerince tutuklanmasından sonra türedi, güçlendi ve İdlib çevresindeki birçok bölgeyi ele geçirdi. Bölgedeki gruplardan bazıları şunlar: “Cebhet El-Nûsra, Ehrar El-Şam, Siqûr El-Şam, Cind El-Aqsa, Feyleq El-Şam, Ecnad El-Şam û Ceyiş El-Suna, Türkmenistan İslam Ordusu. 

Bu gruplar 2015 yılında Ceyş El-Fateh ismi altında ortak bir ordu ve cepheleşmeye gitti. Bu ortak ordunun öncülüğünü Cebhet El-Nusra yapıyor. Bu oluşumdan önce Cebhet El-Nusra, ismini Cenha El-Feteh olarak değiştirmişti. Nusra’nın bu adımla hedeflediği, El-Kaide’ye bağlı grupların yanısıra Türkiye’ye bağlı muhalif grupları da kontrolüne alarak ‘Suriyeli muhalif bir grup’ olarak tanınmak, muhattap alınmak ve Suriye’nin geleceğine ilişkin yapılacak görüşmelere müdahil olmaktı. Ancak bu plan tutmadı. 

El-Nusra diğer grupları tasfiye etti

50 bin civarında savaşçısı olduğu söylenen Ceyş El-Fetah 24 Mart 2015’te İdlib’e saldırdı ve şiddetli çatışmalardan sonra şehri rejim güçlerinden aldı. O zamandan beri kent El-Nusra ve kontrolündeki güçlerin elinde. Son dönemde Türk devletinin bölgeyi işgal planlarının farkına varan El-Nusra, Ehrar El-Şam ve onun gibi Türkiye’nin güdümünde olan gruplara saldırdı ve onları bölgeden çıkardı. 

AKP’nin ‘İdlib’in kurtarıcısı’ olma hesabı  

Türk devleti şimdi de El-Nusra’ya tabi olan çete gruplarını ondan kopararak Esad rejimine karşı yeni bir cephe yaratmak istiyor. Daha doğrusu AKP uluslararası alanda etkili olmak ve dışlanmışlıktan kurtulmak için şimdi de El-Nusra’yı ‘tasfiye’ etmek ve İdlib’i ‘kurtarma’ görevine kendini aday gösteriyor. Hem uluslararası arenada dikkate alınmak hem de Suriye’de verdiği ’mücadele’ karşılığında uluslararası güçlerin desteğini almayı hesaplıyor. 

Türk devletinin yanı sıra bölgede iki önemli aktör daha var, bunların Türkiye’nin askeri müdahalesine izin vermesi pek de kolay olmayacak. En başta Rusya El-Nusra’nın tasfiyesini birincil görev olarak önüne koymuş durumda. İdlib, Moskova yönetimi için büyük anlam ifade ediyor. Burada sayıları 20 bin olarak ifade edilen Uygur Türk’ü savaşçı ve ailesinden bahsediliyor. Bunlar Türkiye üzerinden Halep ve İdlib’e geçti. Zaten Halep’in doğusunda yaşadıkları yenilgiden sonra çete gruplarının büyük çoğunluğu İdlib’e yerleşti. Rusya ve Çin, buraya yerleşen çete gruplarının tasfiyesi için Esad rejimine destek veriyor. Rejimin destekçilerinden aldığı güçle yaptığı plana göre İdlib’teki çete gruplarının hepsi yok edilecek. 

Rusya QSD’ye mahkum

Rusya Türkiye’nin bölgeye müdahil olmasını istemiyor. Aynı zamanda Suriye ordusunun tek başına İdlib’i kurtaracak güçte olmadığını da biliyor. Bu yüzden de Rusya, YPG öncülüğündeki Demokratik Suriye Güçleri-QSD ile işbirliği yapmaktan başka şansı olmadığını görüyor.  QSD’nin böyle bir işbirliğine yanaşması için Rojava statüsünün kabulü dahil bazı şartlarının olacağı aşikar. QSD’nin öne süreceği şartları da şöyle formüle etmek mümkün:

Bir: Türk devletinin Efrîn’i işgal girişimlerinin engellenmesi ve saldırılarına son verilmesi. 

İki: Esad rejiminin QSD’yi ve Kuzey Suriye Federasyonu formunu tanıması. Yine rejimin Türk devletinin işgaline karşı net tavır takınması ve harekete geçmesi. 

YPG bölgede kurtarıcı güç

İdlib, Efrin sınırında ve YPG buraya yerleşen AKP güdümündeki çete gruplarıyla daha önce savaşmış. Yine YPG, çete gruplarının Şii toplumuna karşı saldırılarını önlemiş. Yine Suriye ordusuna üye binlerce asker, YPG’nin denetimindeki bölgelere sığınarak AKP destekçisi çeteler tarafından katledilmekten kurtarılmış.  

Nasıl ki QSD Reqa’yı uluslararası koalisyon ile ortaklaşarak DAİŞ çetelerinden kurtarıyorsa, İdlib’i de böyle bir ortaklaşma ile Cebhe El-Nusra’dan kurtarabilir ve El-Kaide’yi yok etmek isteyen uluslararası güçlerle ittifak yapabilir.

İdlib de Reqa kadar stratejk

İdlib eyaleti de Suriye’nin geleceği açısından Reqa kadar stratejik öneme sahip. Eğer İdlib özgürleşir, hem savunma hem de siyasi olarak halka devredilirse Efrin Kantonu güvenceye alınmış olur. QSD bunu çok iyi görüyor ve İdlib’in kısa sürede özgürleştirilmesi için bir an önce harekete geçirilmesini ve cephe oluşumuna gidilmesini istiyor. 

QSD’ye göre İdlib, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir eyaleti olarak değil, Suriye topraklarının bir parçası olarak demokratik federalizm esprisi ile kendi kaderini tayin edebilmeli ve bu temelde özgürleştirilmeli. Yani İdlib, gelecekte halkın gücüne dayalı bir öz yönetime sahip Efrîn ve Rojava’ya iyi bir komşu ve dost oluşum olmalı. 

Eğer zamanı gelir ve talepler kabul edilirse QSD uluslar arası bir ittifak çerçevesinde İdlib’i özgürleştirmek için hazır olacaktır. Reqa’da olduğu gibi  İdlib ve diğer yerlerin özgürleşmesi için de QSD ile özgür ve demokratik bir Suriye hedefi olan güçlerden başka alternatif de görünmüyor. 

Yazarın diğer yazıları

    None Found